Orucun Mantığı (hikmeti II)

0
239
Yusuf Suiçmez

Yarın Ramazan ayının ilk günü ve her zaman olduğu gibi, bazılarımız bu ayda oruç tutacak, bazılarımız tutamayacak, bazıları da farklı nedenlerle oruç tutmayacaktır. Tabii ki insanların inançlarını yaşama hakkı kadar inanmadıkları şeyleri de yaşamama hakkı vardır. Bundan dolayı da Kuran-i Kerim’de dinde zorlam olmadığı, isteyenin inanacağı, istemeyenin de inanmayacağı, Allah dileseydi herkesi inanmaya zorlayabileceğ; Ancak bunu yapmadığı açık olarak ifade edilmektedir.

Doğal olarak Ramazan ayının ibadet iklimini yaşarken, oruçt tutsun ya da tutmasın herkesin birbirine saygı göstermesi, hem ibadetin amacına uygun olarak gerçekleşmesini sağlayağı gibi sosyal barış ve huzurun da korunmasını sağlayacaktır. Belirttiğim gibi insanların inanç ve ibadet özgürlüğü kadar, inanmama ve ibadet etmeme hakkı da vardır. Çünkü ibadet bir inanç ve gönül işidir ve baskı ile yapılan ibadet geçerli değildir. Hatta bir insanın baskı altında inanmadan ibadet etmesi daha büyük bir günahdır. Çünkü bu durumda hem ibadet geçersiz olur hem de kişi gösteriş için ibadet ettiği için günaha girer.

Yapılan bir işin mantığı yani hikmeti yoksa dini açıdan da değeri yok demektir. Çünkü Allah insanı ondaki düşünce yeteneği ile sorumlu ve şerefli kıldı. Bu açıdan bakıldığında oruç dâhil yapılan her ibadetin bir mantığı olması gerekmektedir. Nitekim Kuran-i Kerim’de akıllı insanlar övülmekte aklını kullanamayan birey ve toplumlar ise eleştirilmektedir. Akıllı olmayı, kişi ya da toplumun yaratan ve yaratılan ile iyi niyet temelinde bilinçli bir iletişim ve etkileşim halinde olması olarak açıklayabiliriz. Bu özelliğini kaybeden ya da zayıflayan birey ve toplular, sünnetullaha aykırı davrandıkları için bireysel ya da toplumsal uyum ve gelişim sürecinin dışında kalırlar.

İslam inancı birçok farklı inanç gibi gayeci bir inançtır. Bu gaye Kuran-i Kerim’de: “Ruhunu arındıranlar kurtuluşa ermiş, onu kirletenler ise zarara uğramıştır (Şems suresi/ 9, 10)” şeklinde ifade edilmiştir. Bilindiği üzere oruç İslam inancı içerisinde yer alan en önemli ibadetlerden birisidir. En basit tanımı ile oruç mükellef olan bireyin Allah rızasını arzulayarak içgüdüsel dürtülerin psikolojik baskısından korunmak amacıyla güneşin doğuşundan, batışına kadar olan zaman dilimi içerisinde yeme, içme ve cinsel yaşamına sınırlama getirmesidir. Bu sınırlama bir açıdan insanın kendi iç dünyasına bilinçli bir müdahalesi olarak değerlendirilebilir. İslam inancına göre bu hayata gelişin temel amaçlarından birisi, Cennet’ten ruhsal sapma sebebiyle kopup bu dünyaya gelen insanın, ruhen arınmasını sağlayarak tekrar Cennet’e geri dönüşünü sağlamaktır. Orucu bu inanç doğrultusunda yorumladığımızda, insanın ruhen olgunlaşmasını amaçlayan bir ibadet olduğunu anlarız.

İnsan oruç tutarak iradesini, açlık, cinsellik ve içme gibi içgüdüsel dürtülerine karşı güçlendirir. Böylece de açlık, susuzluk ve cinsel arzuların bilinç üzerindeki olumsuz baskılarına karşı iradesini güçlendirip, ruhen arınma yolunda ilerlemiş olur. Tabii ki oruç ibadetinin amacına uygun tutulabilmesi için, her şey gibi bilinçli yapılması lazım. Bu yüzden sağlık sorunu olan ve oruç tutması durumunda sağlığı olumsuz etkilenecek olanların oruç tutması doğru değildir. Aynı şekilde oruç tutması durumunda başkasının sağlığını olumsuz etkileyebilecek durumu olan, hamile ya da çocuk emziren kadınların da oruç tutması doğru değildir. Çünkü bu durumlarda oruç tutmak kendimize ve başkalarına karşı olan sorumluluk duygusunun zayıflamasına yol açar ki, bu ruhsal arınma sürecine ters düşmek demektir.

Zor şartlarda çalışan ve işsiz kalması durumunda geçim sıkıntısı çekebilecek insanların da oruç tutması gerekmez. Bu tür mazereti olan insanların, uygun bir zamanda tutamadıkları oruçları tutmaya çalışmaları gerekir. Eğer bunu da yapabilecek durumları yoksa ve ekonomik durumları iyi ise fakir fukaraya yemek yedirip yardımcı olmaları gerekir. Bu da orucun bir açıdan da sosyal dayanışma duygusunu geliştirmeyi amaçladığını göstermektedir. Bunu da yapabilecek durumları olmayanlar hayırlı bir işi ve iyiliği ihmal sebebiyle terk etmiş olmamak için farklı bir şekilde de olsa imkânları ölçüsünde iyilik adına yapabilecekleri ne varsa onu yapmaya çalışmalıdırlar. Oruç tutan birisi, sağlık açısından kendisi için bir risk görürse, oruç tutmayı bırakabilir ve kendisini sağlıklı hissettiği zamanda tutamadığı gün ya da günleri tekrar tutabilir. Kişinin orucu mazeretsiz bozması durumunda 61 gün oruç tutması gerektiği şeklinde bir yorum olmakla birlikte, bu yorumun güçlü bir dayanağı bulunmamaktadır.

Hz. Muhammed’in uyardığı gibi, birçok insanın oruçtan nasibi sadece açlık ve susuzluktur. Bu mevsimin çok sıcak olması oruç tutmayı zorlaştırmakta, doğal olarak da açlığın ve duygulara baskının yarattığı sinirlilik hali artabilmektedir. Bu sinirlilik hali ve psikolojik baskı kontrol edilmez ise orucun amacından sapmasına yol açabilir. Bilinçli oruç tutmak, yapılan ibadetin üzerimizdeki etkilerinin farkında olmayı ve olumsuz etkilerini ibadetin amacına uygun olarak yönlendirebilmeyi gerektirir. Aksi takdirde ibadet amacından sapar ve oruçtan nasibimiz sadece açlık ve susuzluk olur.

(Bu yazım, daha önceki Orucun Mantığı yazımın, güncellenmiş şeklidir)