Köşe Yazarları

MÜLKİYETTE “ SPONSOR ” OLABİLİR Mİ?







  Mülkiyet konusunda,bu kez Annan Planındaki modelden biraz daha farklı bir dizayn kurgulanıyor.Her iki tarafında hassasiyetlerini ve tabii ki ekonomik aklı birlikte düşünerek bu alanda bir dizayn yapmak kolay değil.
    Ötesinde,istediğimiz kadar iyi kurgu yapalım,anlaşmadan sonra eğer mülk sahipleri tatmin olmazsa,esas sahiplerin AİHM’e gidişini asla durduramayız.Dolayısıyla,bir taraftan uluslararası hukuku gözeterek; öte taraftan da Kuzeydeki ekonomiyi ve son kullanıcıları gözeterek dizayn yapmak zor bir dengedir.
      Özetle, mülkiyet çok kompleks bir konu.Bu yüzden, bu kez tüm bileşenleri de düşünerek bir kurgu yapılmaya çalışılıyor.Bu farklı kurgu ile bir taraftan Rumları kağıt üstünde(pratikte değil ve uygulama da değil) tatmin edilirken; öte yandan da belki Türklerin mülkiyet faturasına birilerinin el atması sağlanmaya çalışılıyor.
     Bilenler bilir;bendeniz,mülkiyet meselesine eş zamanlı olarak “ adalet-vatandaşlık-vergi bilinci” açısından da bakıyorum. O yüzden,Kıbrıslı Türklerin elde edecekleri servetlere bir başkasının hibe yoluyla katkı yapmasını yanlış buluyorum. Ve bunun sonuçlarının diğer vatandaşlar üzerinde çok ağır hasarlar bırakacağına inanıyorum.
   Çünkü, “mülkiyet demek, servet-varlık demektir”.Kimse bir başka insanın varlığını-servetini vergileriyle hibe yöntemi ile ödemez.Eğer,birileri elini cebe atacaksa,bu birilerine servet katmak için değil; topyekun herkese eşit mesafede olacak şekilde Kuzeydeki yaşamın yaşam kalitesine-alt yapısına,eğitimine,sağlığına katkı yapması lazım.
     Yeni Kıbrıs Türk Devletciğini,1974’de KKTC gibi adil olmayan ve vergi bilinci olmayan bir yapı üzerinde kurmak çok yanlış olur ve  bu kurgu Kuzeydeki insan kaynaklarını tarumar eder.Hele,mülkiyet konusunu “ Kıbrıs Türk Devlet bütçesiyle ve veya Federal Bütçeyle” ilişkilendirmek,sorumlu kılmak ekonomi-politiği olarak intihardır.
   Neyse,bu kez anladığımız kadarıyla,Annan Planına göre 2 alanda farklı bakış var.Bana göre,Annan Planı’nında hem adalet hem de ekonomik akıl ve mantık için çok basit ve kolay bir yöntem vardı .
     Annan Planında çok basitçe; hesaplaşma, “ son kullanıcı ile malın gerçek sahibi arasında objektif kriterlere göre yapılıyordu ve bedeli de son kullanıcıya sağlanan uzun vadeli düşük faizli  finansman ile ödetiliyordu.”Çünkü, uluslararası hukuk içine giren ve artık ihtilafsız olan malın servet değeri artıyordu.Yani,bir bakıma servet değeri uzun vadeli finansman ile son kullanıcıya ödetiliyordu.
    Çözümle özelde Kuzeyde ve genelde tüm adada emlak fiyatları çok artacak.Çoklu kaldıraçlar ve dinamikler devreye girecek. Çözüm anında,belirsizliğin kalkması tek başına olumlu yansıyacak, Güney ‘in mevcut yüksek fiyatları anında Kuzey’i yukarı çekecek(vakumlayacak-yansıma yapacak), çözümün ekonomik getirisi-yüksek talebi de emlak fiyatlarını artıracak ve Rumların eline geçecek 10 milyar USD civarında tahvilin Güney emlağını yeniden tetiklemesi, bize emlakta ilave bir değer artışı fırsatı daha yaratacak. Yani,çözüm halinde 3-4 kaldıraçla KUZEY’de EMLAK FİYATLARI ÇOK DEĞERLENECEK.Bugün 10 olan kira/varlık çarpanı,muhtemelen çok kısa sürede 20’lere fırlayacak.
     Bugüne kadar müzakerelerde daha çok “ İadeye girecek ve girmeyecek olan malların tanımlaması yapılmaya çalışıldı.” Zaten,önemli olan “iade” nin tanımlanmasıdır; “ objektif kriterlerle net,şeffaf ve öngörülebilir,fiyatlanabilir ” tanımlandığında işin piyasa tarafını çözersiniz zaten(yani ekonominin çalışmasını engellemeden),gerisi işin finansman modeli ve bedel tarafıdır.
1- SON KULLANICININ TANIMLARI
    Son kullanıcı, bu kez farklı kategorilere göre tanımlanıyor.Benzer şekilde İHTİLAFLI MAL’lar da tanımlanıyor.Bu tanımlama ve alt kategorilerde açıklama daha çok Rumları tatmin(Güney’deki evet için) ve AİHM yolunun daha az açık olması için yapılıyor aslında.
     Eğer dikkat edilmezse,ekonomik olarak oldukça sıkıntılı bir açılımdır;çünkü piyasa açısından karmaşık,riskli,öngörülebilir ve fiyatlanabilir olmama riski var.Piyasa,fiyatlanabilir olmadığı zaman çalışmaz.Daha önce, piyasa “son kullanıcının kim ve malın ne olduğuna bakmadan”, kriterlere bakarak fiyatlama yapıyordu.
     Lakin,şimdi bu kavramlar alt başlıklarla fazlalaştı,o yüzden tanımlamaların çok net,şeffaf ve öngörülebilir olmasının önemi daha da arttı.Ama “ baklava  yöntemi ” ve “çoklu filtrelerle” iade konusunda çok fazla bir sıkıntı yaşayacağımızı düşünmüyorum.Piyasanın fiyatlama ve ekonominin çarklarının dönmesi konusunda sıkıntı olacağını öngörmüyorum.Ama bu açıdan Annan Planından farklı olduğunu belirtmek gerek.
2- MÜLKLERİN BEDELİNİN ÖDENMESİ
   Annan Planında,bu konu çok net olarak “son kullanıcı” tarafından ödenecekti ama şimdilerde daha çok bizim taraf ve biraz da Güney, bu konuda bir “sponsor ” arıyor.Bu, ilk bakışta bizim taraftaki  EVET için olumlu görünebilir(ki katılmıyorum) ama ekonomi-politiği ve adalet-vergi bilinci açısından oldukça sıkıntılı yansımaları ve dinamikleri olacağı kesindir.
    Yani, “çözümle mülklerde ortaya çıkacak SERVET ARTIŞI’nın bir kısmı KIBRIS VATANDAŞLARI dışında birilerine ödetilebilir mi acaba? ” diye bir beklenti var.Şahsen olacağını düşünmüyorum ama bekleyip,görmek lazım.














Başa dön tuşu