Köşe Yazarları

Lüks Mağaza Vitrini Arkasındaki Bit Pazarı


Son günlerde çok popüler olan bir reklam! Bir buzdolabı reklam filmi… Ama bu içerden kameralı! Oldukça ilginç bir “you tube” reklamı! Son derece tempolu ve melodik bir müziğin etkisiyle akan reklam filminde, cep telefonları aracılığıyla buzdolabının orta rafında konuşlanan beyaz servis tabağı üzerinde yer alan ince bisküvi tabakanın hemen üstündeki katta kalın opak bej renkte labne peynirine âdeta karşıtlık yaratan, akışkanlığı iyice durmuş halde narin omuzlardan aşağı dökülen bir pelerini anımsatan mükemmel görüntüsüyle vişne marmelatının kışkırtıcı kırmızısının eşlik ettiği son kalan parça peynirli keki dayanılmaz bir iştahla izleyen, gün boyunca bu baştan çıkarıcı, leziz peynirli kek diliminin mideye indirileceği hayalini kuran her bir aile ferdinin iştahı iyice kabarıyor! Eve dönüş vakti mide kazınmasının enikonu tetiklediği son tike peynirli keki kaybetme kaygısı iyice artıyor! Bu hâletiruhiyeyle evin en küçüğü ve oğlu, genç kızı ve babasının yolu evin girişinde kesişiyor. Aralarındaki rekabet iyice kızışıyor… Yarışı kim kazanacak? Sona kalan peynirli kek dilimini kim kapacak? Son parçayı kim tadacak? Derken, koşar adımlarla eve, ardından da paldır küldür mutfağa dalınıyor. Şok! Evin annesi peynirli kek diliminin son lokmasını çiğniyor. Tam bir sükût-u hayal! Umutlar tükeniyor! Ne büyük bir şok! Fondan eş zamanlı bir kadın sesi: “Nerede olursanız olun, açıp bakabileceğiniz bir buzdolabı… “Son dilimi kimselere kaptırmam teknolojisi…” Reklam filmi az daha devam edip sonlanıyor.

“Amaca giden her yol mübahtır.” Bu reklam filminin Makyavelist bir bakış açısını tetikleyen bulaşıcı bir sosyal öğrenme ortamı hazırladığı açıktır! Reklam filmleri davranışları kodlayarak tüketiciye mesaj iletir. Bu bağlamda, kameralı buzdolabı reklam filminin de hem çocukların hem de ebeveynlerin tüketiciliğini beslediği su götürmez bir gerçektir. Teknoloji çağında çocuklar da birer tüketici haline gelmiştir. Reklamların içerdiği her tür bilgi çocukların kimlik oluşumları ve düşünce biçimlerini şekillendirmektedir. Kitle iletişim araçlarında sıklıkla yer alan reklamlar artık birincil rol modellerimizdendir. Rol model!

Rol model… Rol model! Zaman tünelinden geçmişe uzanıyorum. Uzun zaman önceydi. “Kirli çamaşırlarınızı akşamdan ıslatıp suya bastınız mı? Bol sabun kullanalım… Yerlere su sıçratmamaya özen gösterelim… Leğenlerde azalan suyu takviye edelim…” Bu güven verici ses hiç kuşkusuz hepimizin “Rol Model” aldığı değerli insan, Arabahmet İlkokulunun en spektaküler öğretmenlerinden biri olan Ayfer hocanıma aitti!

Ayfer hocanım 1971-1972, 1972-1973 ve 1973-1974 eğitim-öğretim yıllarında aralıksız üç yıl sınıf öğretmenliğimizi yapmış ve altyapısı ile üstyapısını onun liderliğinde hiç yoktan birlikte varettiğimiz modern sınıf anlayışını hayata başarıyla geçirmiş eşsiz bir öğretmendi. Hiç kuşkusuz bütün öğretmenlerimiz çok değerlidir. Yine de o farklıydı! Ortadan ikiye bölünmüş bir kara tahta düşünün… Sol yarısında çamaşır yıkama, kurulama ve ütüleyip istiflemeye, sağ yarısında ise dört işleme ilişkin pekiştirici sorular… Bir yandan yaparak yaşayarak diğer yandan da işbirlikli öğrenme yöntemleri aracılığıyla çamaşırlarımızı yıkıyor, daha sonra da tahtadaki sorulara yanıt vererek pratikte öğrendiklerimizi teoride de pekiştiriyoruz. Hem eğleniyoruz hem öğreniyoruz… Paylaşıyoruz… Emeğin farkındalığına daha o yıllarda varıyoruz. Ayfer hanım “çocuklar, çamaşırları iyice durulayalım… İyice sıkalım, tepsertelim sonra da bahçedeki ipe asalım, kurumaya bırakalım… Elinize sağlık çocuklar… Artık meşakkatli ev işlerine de katkı koyarsınız…” der. “İşini bitiren tahtadaki ödev sorularını defterine geçirsin lütfen… Hepinize iyi bir hafta sonu geçirmenizi dilerim…”

Ayfer hanım, canım öğretmenim öylesine güçlü bir kişilik, öylesine özel bir rol modeldir ki! Bir defasında hepimize bir kompozisyon ödevi verir: “Büyüyünce ne olmak istersiniz?” Ben de o zamanki çocuk aklımla astronot olma isteğimi dile getiriyorum… Ödev her daim verilen tarzda bir ödev aslında… Asıl farkı yaratan rol modelin tepkisidir: Ayfer hanım “Hamit, çok güzel bir kompozisyon, kalemine sağlık…” der ve bana kapalı zarf içinde, daha sonra evde açıp gördüğümde çok duygulanacağım siyah beyaz astronot fotoğrafları hediye eder… Öğretmenimin daha o yaşta bana duyduğu güvenin bende yarattığı mutluluğun yoğunluğunu bugün bile tarif etmem imkansız… İşte özgüven böyle aşılanır! Vizyona bakar mısınız?

Günlerden bir gün: “Günaydın çocuklar… Bir kukla tiyatrosu kuracağız! Tiyatromuzda oyunlar sergileyeceğiz.” Ayfer hanım hepimize iş bölümü yapar. Bazılarımız annelerimizin yardımıyla kukla karakterleri bazılarımız ise kukla tiyatrosunun gövdesini yapacaktır. İçimizde ılık bir heyecan… Dört elle sarılıyoruz… Çok geçmeden ilk kukla tiyatrosu oyunumuzu sergiliyoruz. Sonraları klasik tiyatro oyunlarını da sahneliyoruz. Benim sarhoş, rol arkadaşım Mehmet Yusuf’un da sakar bir muhasebeci rolünü oynadığı ve “uçak kaçtı! Zamlar yandı! Uçak kaçtı! Zamlar yandı!” diye feveran ederek sonlandırdığı bir oyunda aldığımız alkışın şiddetini unutmam mümkün değil… Yaratıcılık… Yaratıcılık…

“Gör-al Bakkaliyesi…” Evlerimizden getirdiğimiz gıda malzemeleri, meyveleri ve yemişleri trampa ettiğimiz bir tür sınıf içi bakkal dükkânı… Müthiş bir pratik… Muhteşem bir deneyim… Yalnız ticareti kavramakla kalmıyor, aynı zamanda paylaşımın dayanılmaz inceliğini de seziyorsunuz. Ayfer hanım gibi bir öğretmenin kazandırdıkları saymakla bitmez. Günün sonunda öğrenme çıktılarımızı değerlendirdiğimiz köy gezilerimiz ve üretime yönelik ziyaretlerimiz, “kitap oku yıldız al” köşemiz… Kendi aramızda propaganda yaparak tatlı sert yarıştığımız demokratik sınıf kaptanlığı seçimleri… Seçimler sırasında ortaya koyduğumuz vizyon… Eeee, klavuzunuz karga değil, Ayfer hanım ne de olsa!

Biliyorum belki çok gecikmeli bir teşekkür… Değerli öğretmenim Ayfer hanım, böylesine etkili bir karakter eğitimi ve doğru bir rolü model almamıza olanak yarattığınız için özelde Arabahmet İlkokulu modern sınıf arkadaşlarım genelde ise bütün öğrenciler adına sevgi ve saygılarımı sunar, teşekkür eder, ellerinizden öperim. Hoşça, dostça ve sağlıcakla kalın…

Günümüzde Ayfer öğretmenlerden çok kitle iletişim araçlarını rol model alıyoruz. Etkili çekim merkezlerinden birisi, belki de en etkilisi, kitle iletişim araçlarından televizyon ise sosyal yaşantımızın baş köşesinde yerini aldı. Günlük yaşantımızda zamanımızı büyük oranda televizyon, akıllı telefon ya da bilgisayar ekranında geçgeç yaparak harcıyoruz. Sanal ortamda sanal bir gerçeklikle sosyalleşiyor, âdeta bir görüntü sarhoşluğu yaşıyoruz. Sosyal medya ve televizyon bağımlılığımız yalnızca alışkanlıklarımız, konuşma tarzımız ve insan ilişkilerimizde belirleyici bir rol oynamakla kalmıyor, aynı zamanda tüketici davranışlarımızı da acımasızca körüklüyor. Çocukların, gençlerin bu oldukça “eğlenceli ve renkli sanal dünya”yı rol model almaları, öğretmenlerin ve ebeveynlerin yeni kuşak rol modellerle rekabet edebilmelerini giderek daha da zorlaştırıyor. Yasaklı muhalif ideolojiler, çizginin dışındakiler bütün çıplaklığıyla misafirimiz artık… En özelimizin bile teşhir edildiği bir yaşam biçimi… Teşhircilik ve şiddetin normalize edildiği yeni bir süreç… Pornografik bir gösteriye dönüşen “reality show”larla acı, dehşet, şiddet ve ızdırabın pazarlanarak reklam alabileceklerini deneyimlediğimiz bir zaman dilimi. Kapitalizmin en temel tılsımı olan rekabet ilkesinin insanları ne derece yozlaştırdığını, vahşileştirdiğini ve çirkinleştirdiğini gördük. Farkındalığımız köreldi. Sosyal medyayı ve çok kanallı televizyonu yaygın olarak ve özgürce kullanmanın rahatlığıyla “demokratikleştiğimizi” ve “gücümüzün” farkına vardığımızı sandık! Yanıldık! Kitabın yerini sosyal medya, kitle iletişim araçlarına ve dahi reklamlara kaptırdık. Yorum Çağından uzaklaşarak Gösteri Çağına yaklaştık. Son derece tehlikeli rol modellere yönlendirildik. Gerçeğin imaja yenik düştüğü, ideolojinin yerini fantaziye bıraktığı yeni bir döneme girdik. Her şeyin “tiye alınan” bir yaklaşımla sunularak içeriksizleştirildiği, olağanüstü bir bilgi bombardımanıyla insanların reaksiyon verme yetisinin törpülendiği, hafızanın neredeyse kaybolduğu, farkındalığın ve analiz yeteneğinin çok azaldığı bir çağa evrildik1

Ayten Öğretmen bizi, duygularımızı köleleştiren gökkuşağının ötesine, “lüks mağaza vitrini arkasındaki bitpazarı”nı görmeye, farketmeye çağırıyor! Düşünmeye!

1Postman, N. (1986). Amusing Ourselves to Death. London: Penguin Books.



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı