Poli

Küçük ülkenin  büyük başarısı: Malta

Akdeniz’in incilerinden, özellikle de turizm, finans ve eğitim sektöründeki başarılarından dolayı ekonomisini güçlendirmiş olan küçük (bazı haritalarda gözükmüyor bile) ama büyük işler başarmış bir takım adadan bahsetmek istiyorum. Bu haftaki yazının konusu Malta Cumhuriyeti. Kuzey Kıbrıs’ın 10’da birinden bile daha küçük, nüfus olarak 442 bin nüfuslu, kişi başı yıllık geliri bizden yaklaşık iki kat daha yüksek bir ülkeden bahsediyorum. Ayrıca, işsizlik oranının yüzde 6 civarlarında, yani Avrupa ortalamasının çok altında olduğunu vurgulamak gerekiyor. İki ülkeyi kıyaslamak açısından son olarak ihracat rakamlarına bakmak iyi olacaktır diye düşünmekteyim. Kuzey Kıbrıs’ın ihracatı 68.1 milyon dolar civarında (CIA Factbook tarafından sağlanan veri) seyretmekte iken Malta’nınki 3 milyar dolar civarında izlemektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs) ise yaklaşık 2 milyar dolar ihracat ile Malta’nın bayağı bir gerisinde kalmıştır.

Peki bu kadar küçük bir ada bu başarıyı nasıl sağlamıştır?

En çabuk adapte olanın yaşama şansının daha çok olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Gelişen duruma göre hareket etmek, geleceğe dönük akıllı planlar yapmak ve bulunulan ortamın gerçeklerini göz önünde bulundurarak stratejik adımları atmak Malta örneğindeki gibi başarının anahtarıdır.

Öncelikle Malta ülkesinin coğrafik avantajlar bakımından Kıbrıs adasının çok gerisinde olduğunu belirtmeliyim. Hemen hemen ayni yağış oranına sahip fakat çok rüzgarlı bir havası var. Tüm ülke kayalık arazilerden oluştuğundan tarıma elverişli bir yapısı hiç yok. Fakat tarımı belli başlı ürünler ile, özellikle de turistlere yönelik şekilde iyi değerlendiriyorlar.

Adaya adım atar atmaz farkedeceğiniz ilk olgu adanın tam bir babutsa adası olmasıdır. Her noktada babutsa görmek mümkün. İlginç olan ise, babutsa bitkisinin üstünde hiç meyvesini görememenizdir. Bizim aksimize, babutsaları yüzde yüz değerlendirmekteler. Meyvesinin ihracından, yerli tüketimine ve hatta babutsa likörü yapıp turistlere satılmasına kadar bir çok şekilde değerlendiriyorlar. Bu noktada geçmiş yazılarımdan bir kaç kesiti hatırlamanızı istiyorum. Babutsalar işlenip, şişeleniyor ve daha sonra satılıyor. Bu da yalnızca meyvenin getireceği gelirin çok daha fazlasının hammaddeyi basitçe işleyerek kazanılmasını sağlıyor. Sonuç, yerel populasyonda tüketilecek bir hammaddeyi uluslararası bir niteliğe kavuşturuyorlar ve ülkenin içerisine ekstradan parasal girdi aktarıyorlar. Kuzey Kıbrıs’tan ayrılacakken Kuzey Kıbrıs’ın imzası niteliğinde bir ürünü bulmakta zorlanan turistler, Malta’dan ayrılırken çok rahat bir şekilde her köşede babutsa likörünü hem tüketmelik hem de hediyelik olarak bulabiliyorlar.

Aslında tarıma elverişsizlikten bahsettik fakat yine girdisi düşük fakat getirisi büyük olan şarapçılık ve patates konusunda da iyi olduklarına da değinmek gerekmektedir. Malta Cumhuriyeti’nin tüm ekonomisinin sadece yüzde 1.7’si tarım sektöründen oluşmaktadır. Bu durumu da düşük girdili fakat yüksek getirili ürünlerle avantaja çevirmiş durumdalar.

Bulunulan ortama en iyi şekilde adapte olduklarının en büyük göstergesi, bulundukları coğrafik lokasyonu iyi değerlendirmeleridir. Örneğin, 1988 yılında Avrupanın en büyük serbest limanlarından birini kurdular ve şu anda Avrupa’nın Asya Afrika ve Avrupa üçgeni arasındaki en yoğun işleyen uluslararası limanlarından bir tanesine sahipler.

Adanın küçük yüz ölçümünü iyi değerlendirmenin bir yolu, turizm, eğitim ve finans sektörüne ağırlık vererek ekonomiyi güçlendirmektir. Eğitimde ve özellikle sağlık bilimleri konusunda üniversiteleri çok iyi durumda. İngiltere’de tıp tahsili yapmak çok zor ve pahalı olduğundan, sağlık bilimlerinde kendini ilerletmek isteyen İngilizlerin çok büyük bir kısmı University of Malta’yı tercih etmekteler. Zaten toplumun hemen herkesi anadili gibi İngilizce bildiğinden oraya giden İngiliz öğrenciler  pek de yabancılık çekmemekteler. Bunun yanında tüm dünyanın en iyi dil okulları (özellikle İngilizce) Malta’da konuşlanmış durumdalar.

Turizm sektörü ekonominin lokomotifi konumundadır. Ülkeye özel ilgi turizminden tutun da sağlık turizmine, parti turizminden plaj ve güneş turizmine kadar her kesimden turist çekmek mümkün. Ülkeye giriş yapan turist sayısı yılda 1.5 milyonun üzerinde ve turistlerin ortalama olarak adada kalma süreleri 8 gün. Ülkedeki hotellerin çoğunluğu 3 ile 4 yıldızlı. Yine hiç azımsanamayacak şekilde pansiyon, aparthotel, hostel veya gündelik kiralanan evler (airbnb) de mevcut. Böylelikle gelen turistler bütün günlerini hotel içerisinde geçirmek yerine, hotel dışında, halkın arasına karışarak, esnafa direk katkı sağlayarak geçirmekteler. Böylelikle ‘gerçek’ turistlerin sayesinde Malta’ya olan katkıdan yararlanan kesimin bize göre çok daha fazla olduğunu söylemek mümkün. Bu kadar küçük bir ülkeyi bu kadar turistin ziyaret etmesinin bir çok nedeni var. Turistik yerler inanılmaz temiz ve düzenli, toplu taşımacılık çok ucuz ve adanın her köşesine giden bir otobüs sistemleri var. Orda bulunduğum süre içerisinde tüm tarihi eser ve gitmek istediğim mekanlara otobüs ile ulaşımımı gerçekleştirdim. Denizde yüzmek ve plajda dinlenmek isteyen turistleri denizin kenarına kadar ileten bir taşımacılık sisteminden bahsediyorum. En önemlisi ise herkes dünya vatandaşı, yani İngilizce biliyor. Bizim gibi geçmişte İngiliz sömürgesi konumundaki Malta, 1964 yılında özgürlüğünü elde etti fakat hiçbir zaman İngiliz sisteminden, İngiliz kültüründen ve İngilizlerle iş yapma becerilerinden kopmadılar. Bence bu minyatür ülkenin başarılarının belli bir kısmını da doğru ülkeyle ilişkileri iyi geliştirmeye bağlamalıyız. Malta ayrıca, öğrenciler ve parti sever turistler için çok elverişli bir ortam sunmaktadır. Kompakt bir yapısı var, bahsettiğim gibi ulaşım her yere çok ucuz ve çok etkili. Eğlence ise esasen başkentin belli başlı bölgelerine sıkışmış ama çok güzel. En çılgın gece hayatından bazılarını Malta’da geçirdiğimi belirtmek istiyorum.

Turizm ile alakalı olarak değinmeden geçemeyeceğim son husus da Malta’nın özellikle İngilizlere yönelik sağlık turizminde bayağı ileride olduklarıdır.

Son olarak kısaca değineceğim nokta Malta’nın finans sektörüdür. Yabancı otoritelere göre, finans sektörü ve aslında diğer sektörlerdeki başarılarının esas anahtarının yasal ve denetleyici düzenlemelerden geçiyor olmasıdır. Son yıllarda offshore statüden onshore statüye bir geçiş söz konusu. AB yasalarını ve bir de kendi düzenlemelerini de uygulayınca başarılı bir hizmet sektörü yaratılmış durumda. Sağlam bir sistem, ekonomik krizle boğuşan Avrupa’da hissedilen etkiyi Malta’da çok daha az seviyede hissettirdi. Malta içerisinde iş kurma ve yürütmenin düşük maliyetleri, fon ve hizmet sağlayıcılara sağlanan düşük vergi kolaylılığı, eğitimli ve yetenekli iş gücü ve ulaşılabilir olan kontrolörler  Malta’nın başarısına katkı sağlamıştır. Yatırımcıların ve iş insanlarının Malta’yı tercih etmelerinin ilk nedenleri arasında Malta’nın iyi düzenlenmiş bir yargı sisteminin olmasıdır. Sonuç olarak şeffaflık ve düzenlemelerin de katkılarıyla Malta iş insanlarını diğer ülkelere bağlayan başarılı bir ‘iş merkezi ve bağlantısı’ konumuna geldi.

Malta kendi gıda ihityacının sadece yüzde 20’sini üreten, kullanım suyu çok az olan, yerel enerji kaynakları çok az olan küçük bir ülke. Buna rağmen elde ettikleri başarı kayda değer. Avrupa’nın en elverişli iş ortamı, turizm cenneti ve eğitim noktası konumunda. Buna bir de elektrik elektronik üretimdeki başarılarını da ekleyebiliriz. Malta’nın başarısı tüm dezavantajlarını iyi algılayıp, iyi oldukları konularda ise mükemmele ulaşmalarından ötürüdür. Kısacası, yoktan var etmiş bir geçmişten geliyorlar. Gerçekten eğitimli, dünya vatandaşı, uluslararası nitelikli bir toplum Malta’da mevcut. İnsana, vatandaşın biribirine ve politikacıların kendi ülkelerine olan saygılarından dolayı Malta’nın bu konuma geldiğini de unutmamak gerekmektedir diye düşünmekteyim.

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Kapalı