Kıbrıslılık ve Müslümanlık

12 Haziran 2016 Pazar | 11:23
Yusuf Suiçmez

1960 Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. Maddesi aynen şöyledir: “Türk Cemaatı, Türk aslından ve ana dili Türkçe olan veya Türk kültür ananelerini paylaşan veya Müslüman olan bütün Cumhuriyet vatandaşlarını içine alır.” Bu anayasa maddesine göre tüm Müslümanlar Türk kabul edilmektedir. Doğal olarak zayıf bir ihtimal olsa da 1960 Cumhuriyeti temelinde ulaşılacak bir antlaşmada Müslüman olmanın hem inanç hem de siyasi alanda önemli etkileri olacaktır. Gerçi şahsen yakın zamanda bir çözüm ümidi görmediğimi de belirteyim.

Türk olan tüm vatandaşlar Müslüman olsun ya da olmasın Cumhuriyetin ortaklarından sayılan Türk parça devletinin vatandaşı sayılacağı için Türk olmasa da Müslüman olan herkes Türk milletinin üyesi sayılacaktır. Bu durum özellikle seçmenlerin oy kullanımında, kimin hangi tarafta oy kullanacağının belirlenmesinde etkili olacaktır.

Bu anayasa maddesine göre Güney Kıbrıs’ın vatandaşlık verdiği Müslümanlar da aslında Türk parça devletinin üyesi sayılacak ve seçimlerde Türk tarafında oy kullanacaklardır. Tabii ki Türk kimliğine sahip olmayan ancak Müslüman olan insanların sayısı pek fazla olmadığı için, seçimleri çok fazla etkileyecekleri bir durum ortaya çıkmayacaktır. Buna rağmen bu anayasa maddesi Türk kimliği ile Müslümanlığın ne kadar iç içe geçtiğinin görülebilmesi için önemlidir.

Nitekim Kıbrıs Türk halkının tarihi ve kültüründen Müslümanlığı ayırmak mümkün değildir. O halde Kıbrıs Türk halkı, çözüm olsun ya da olmasın Müslümanlık ile yeni şartlar arasındaki bağı sağlıklı bir şekilde kurmak zorundadır. Müslümanlığın yasakçı dar yorumları Kıbrıs Türk halkına fazla hitap etmemektedir. Bu yüzden de bireysel özgürlükleri esas alan bir Müslümanlık anlayışının geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Burada var olan en önemli sorun Müslümanlık algısının özgürlükçü, bireysel tercihlere saygıyı esas alan yorumlara ne kadar açık olduğudur.

Benim şahsi kanaatime göre Müslümanlık dahil tüm ilahi dinlerin özü insanın özgürlüğü ve bireysel farklılıklarının korumasını esas alırlar. Birçok farklı dini yorumun bulunması bunun açık bir göstergesidir.

Türkiye’nin her zaman güçlü etkisi altında kalan Kıbrıs Türk halkı Ak Parti iktidarları döneminde özellikle dini özgürlükler gelişmiş olmasına rağmen halkın bir kesiminde, din adına dillendirilen bir takım yasakçı ve baskıcı yorumlar endişelere yol açmaktadır. Basında da bu endişelerin izlerini zaman zaman görebilmekteyiz.  Bu endişelerin giderilebilmesi, her kesimin bireysel özgürlükler konusunda ortak bir tavır geliştirebilmesine bağlıdır. Çünkü özgürlükler ancak farklılıkların, farklı olana kendi özgürlüğü kadar özgürlük tanındığı yerde yaşanabilir.

Bazı dini grup ve cemaatler, kendi doğrularını mutlak ilahi doğru gördükleri için bireysel özgülüklere saygı konusunda yeterli duyarlılık gösterememekte; aksine baskıcılığı din olarak algılamaktadır. Ayni şekilde esasta özgürlükleri savunduğunu ileri süren dinlere mesafeli bazı insanlar da dindarlara güvensizlik duygusu ile baskıcılık ve yasakçılığı savunabilmektedir.

Bu kaygıların giderilebilmesi için, her şeyin rahat tartışıldığı, din, ideoloji, siyasi görüş ve de devle adına ileri sürülen yasakçı ve dayatmacı her türlü tutum ve davranışın korkusuzca eleştirilebilmesi lazım. Çünkü özgülüklere karşı olanların en büyük silahı baskı ve yasakçılıktır. Baskı ve yasakçıların en büyük korkusu ise fikir hürriyetidir.

Eğer bir insan fikirlerinin tartışılmasında korkuyorsa, bu insanın fikirleri henüz daha olgunlaşmamış, özgüveni oluşmamıştır. Bundan dolayı da kendi korku ve yetersizliğini baskı ve korkutma ile örtmeye çalışacaktır. Bunun oluşmaması içi açık ve tartışan bir toplum olmak zorundayız. Her fikir kıymetlidir, yeter ki insanlık adına, insanlara daha iyi bir yaşam sunmak için söylenmiş olsun.

Kıbrıs Türk halkı tarihi ve kültürü ile barışık bir yaşam sürebilmesi için Müslümanlık kimliğini korurken insanlığın artan özgülük taleplerini de karşılayabilecek bir anlayış geliştirebilmelidir. Bu anlayışın gelişebilmesi için her şeyin özgürce tartışılması lazımdır. Bu tartışmalar karşılıkla saygı içerisinde yürütülürse, ortak bir anlayışın gelişmesi mümkün olacaktır. Bunu başaramazsak ileride Kıbrıslılık ve Müslümanlık arasında sıkışan bir kimlik bunalımı ve bunun yarattığı çatışmaları yaşamak zorunda kalabiliriz.