Köşe Yazarları

Hacc Faciasının Düşündürdükleri






Bu yılki hacc organizasyonunda önce Kabe’nin yanında bırakılmış olan vincin hacı adaylarının üzerine devrilmesi ile ilk facia, Mina’da şeytan taşlama esnasında oluşan sıkışma ile de ikinci faciası yaşanmıştır.
Mekke'de şeytan taşlama sırasında yaşanan izdihamda 769 hacı adayının hayatını kaybettiği Suudi yetkililer tarafından açıklanmıştı. Ancak başta İran olmak üzere Pakistan ve Endonezya, ölü sayısının çok daha fazla olduğunu, İran ise faciada 4700 hacı adayının can verdiğini öne sürmüştü. Basında yer alan bilgilere göre bu tür açıklamalardan sonra Suudi Arabistan yetkilileri Mina’da ölenlerin sayısının artarak 4173’e ulaştığını belirttiler.
Konu ile ilgili siyasi değerlendirmelere bakıldığında, bazı değerlendirmelerin insafı aştığı bazılarının ise kusurları örtmeye yönelik oldukları görülmektedir. İslam alimlerinin ittifakı ile hacc ibadetinin farz olabilmesi için can ve mal güvenliğinin güvence altına alınmış olması gerekir. Bunu sağlama konusunda birinci derecede sorumluluk taşıyan devlet ise Suud Devleti yetkilileridir. Nitekim Facia sonrası Suudi Kral, Belediye Başkanı, Hac Bakanı ve Mekke Emniyet Müdürü'nü görevden alarak sorumluları kısmen de olsa cezalandırmış oldu.
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Suudi Arabistan devleti yetkilileri de böyle bir olayın yaşanmasını arzulamamıştır. Ancak bu durum organizasyondaki hata ve ihmallerden doğan sorumluluklarını ortadan kaldırmamaktadır. Çünkü her sene sıkışmaların yaşandığı bir alanda tehlike ve fazladan sıkışıklığa sebep olan vinçlerin bırakılması ancak ihmal ya da beceriksizlikle açıklanabilir. Bir kere bu vinçlerin hacc ibadeti bitene kadar o alandan uzaklara taşınmış olması gerekirdi. Bu yapılmadığına göre Suud yönetimi ilgili kişi ve şirketler hakkında soruşturma başlatmalı ve de ihmal ya da hata ile ölüme sebebiyet vermelerinden dolayı da ölenlerin yakınlarına tazminat ödemelerini sağlamalıdır.
Mina’da şeytan taşlama esnasında geçekleşen ölümlerden ise birinci derecede sorumlu Suud Devleti’dir. Çünkü burada gerçekleşen ölümler tamamen organizasyon hatası sebebiyledir. Çünkü sıkışıklık oluşması durumunda, sıkışıklıktan çıkabilme imkanı yoksa o zaman mekan planlamasında hata var demektir.
Suudi Arabistan yetkililerinin daha önceki deneyimlerden hareketle sıkışıklık oluşma ihtimali olan yerleri tespit ederek, sıkışıklık durumunda kaçılabilecek tünel ya da arazi açıklıklarını sağlamış olmaları gerekirdi. Bunun yapılmamasında bazı yanlış dini algıların da etkili olmuş olması muhtemeldir. Çünkü hacc ibadeti yapılırken bazı mekânların sınırları çizilmiş ve bunların dışına çıkış yasaklanmıştır. Hâlbuki dinin en temel prensiplerinden birisi insan hayatı söz konusu olduğu durumlarda tüm haramların helal hale dönüşeceği prensibidir. Bu prensibe uygun olarak hacc mevsiminde ibadet mekanları dışına çıkılmaması için mekan daraltma yerine tehlike durumunda bu sınırların dışına çıkılabilmesini sağlayacak tedbirlerin alınması gerekirdi. Bunlar yapılmadığı için Suud idaresinin talimatlara uyulmadığı için bu faciaların yaşandığı açıklaması doğru değildir. Dolayısıyla da devlet yetkililerinin ölenlerin yakınlarına tazminat ödeyerek gerekli tedbirleri alması gerekmektedir.
Meseleye uhrevi açıdan baktığımızda, bu facianın yaşanmasında sorumlu olan idareci ve organizatörlerin hata ya da ihmalleri nispetince günah işlemiş oldukları açıktır. Ölen hacı adayları ise sıkışıklıktaki ihmal ve kusurları nispetince sorumludurlar. Sıkışmada rolü olmayan, ancak kendisini sıkışıklığın ortasında bulan ve masum olarak ölenler ise dini açıdan herhangi bir günah işlemiş sayılmazlar. Bunlar mazlum olarak öldükleri için, İslam inancına göre haksız olarak çektikleri acılara karşılık olarak ahirette mükafatlandırılacaklardır.
Bu facialar Müslümanların, insanı insan yapan akıl ve vicdandan uzak bazı yanlış yorum ve anlayışlara kaydıklarını göstermektedir. Bu gün Müslümanların büyük bir kısmı imanı teslimiyet, teslimiyeti ise düşünmeden, sorgulamadan bir şeylere bağlanmak olarak kabul etmektedir. Bu anlayış dini dogmatik bir inanç haline getirerek yaratıcıyı ve yaratılışı doğru anlayabilmeyi engellemektedir.
Hacc organizasyonunda yaşanan faciaların ana sebeplerinden birisi de bu teslimiyetçi anlayıştır. Çünkü bu teslimiyetçi anlayış hacc ibadetinin yanlış yorumunda da etkili olmuştur. Kuran-i Kerim’de hacc ibadetinin süresi üç ay olarak belirtilmiş, ilk dönem alimleri de bunu açık olarak ifade etmişlerdir. Ancak daha sonraları bazı Müslümanlar hacc ibadetini sadece birkaç gün içine sıkıştırıp, akıl ve vicdan ile bağdaşmayan bu yorumu tüm Müslümanlara kabul ettirmeye çalışmışlardır. Halbuki hacc organizasyonu eğer Kuran’da ifade edildiği süreler içinde yapılmış olsaydı bu facialar yaşanmazdı. Ayrıca hacc ibadetinin birkaç gün içine sıkıştırılması, doğal olarak hacc ibadetinin fiyatlarının da yükselmesine sebep olmuştur.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki, yaşananlar bize bir şeylerin yanlış gittiğini açık olarak göstermektedir. Bu yanlışlardan kurtulmak için Allah’ın adını yanlışlarımızı örtmek için kullanmayı bırakıp Allah’ın insana bahşettiği akıl ve vicdanımızı daha çok kullanarak sorumluluklarımızı üstlenmemiz lazımdır. Bunu yapmak yerine yanlışlarımızı teslimiyet yanlışı altında Allah’a yüklediğimiz müddetçe aynı kaderi tekrar tekrar yaşamak zorunda kalacağımız, gören, duyan, hisseden ve düşünenler için açıktır.










Başa dön tuşu