Köşe Yazarları

Ezan Yasağı







Lefke Kaza Mahkemesi’nde Feza Güzeloğlu’nun Vakıflar Örgütü ve Din İşleri Dairesi ile Din İşleri Başkanı Talip Atalay aleyhine açtığı ezanın okunması ile ilgili davada kıdemli yargıç Pınar Beyoğlu, tarafların uzlaşmasına bağlı olarak verdiği ara kararda, Lefke’de bulunan üç camide sabah ezanlarının dışarıya yayın yapacak şekilde verilmemesine hükmetti. Bu karar aslında çıplak sesle okunan sabah ezanını kapsamamaktadır. Bu itibarla kararın genel bir ezan yasağı değil; ezanın herhangi bir yayın aracı ile okunmasını kapsadığı anlaşılmaktadır.
Davacının sadece kendi oturduğu mahalledeki cami ya da camilerin sabah ezanının değil de Lefke’de bulunan üç farklı cami ezanı ile birlikte Güzelyurt Fatih Camisinin de sabah ezanlarının dışarıya verilmesinin yasaklanmasını istemesi, amacın şahsi rahatsızlığının giderilmesi değil; kendi ideolojik yaklaşımını mahkeme kararıyla dayatmak olduğu izlenimini yaratmaktadır. Çünkü davacının aynı anda hem Lefke’deki üç caminin hem de Güzelyurt’taki Fatih Camii’nin sabah ezanlarını duyup hepsinden birden rahatsız olabilmesi mümkün değildir. Bu itibarla verilen mahkeme kararı maksatları açısından sakattır.
İlgili kararın içeriğine bakıldığında, aslında bu üç camide sabah ezanının dışarı yayın yapılacak şekilde verilmesi yasağının, sabah ezanı ve Arapça okunan dualar ile sınırlı olduğu anlaşılmaktadır. Bu karardan sabah ezanı ile birlikte başka dillerde okunan duaların serbest olduğu anlaşılabilir. Bu itibarla ilgili mahkeme kararı, hukuken kararların açık ve anlaşılır olması ilkesine uygun gözükmemektedir.
Ayrıca ilgili karara bakıldığında, davacı bayanın ezanın okunmasından değil, sadece sabah ezanı ile Arapça okunan dualardan rahatsız olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla davacı bayanı ezana tamamen karşıymış gibi göstermek ve ilgili kararı sanki beş vakit ezanı da yasaklıyormuş gibi yorumlamak doğru değildir. Ayrıca edindiğim bilgiye göre davacı, şikayet konusu yaptığı Fatih Cami’nin Güzelyurt’ta yer alması sebebiyle Lefke Mahkemesi’nin buna bakma yetkisi olmadığı için davacı bu talebini geri çekmek zorunda kalmıştır.
Burada dikkat çeken, Din İşleri Başkanlığı’nın tavrıdır. Çünkü bu dava 2014 yılında açılmıştır ve her nedense karar ortaya çıkana kadar kamuoyuna yansımamıştır. Daha da ilginç olan Din İşleri Başkanı Sayın Atalay’ın, bu kararın kendilerini bağlamadığı şeklindeki açıklamasıdır. Atalay, bu itirazını bu karar alınmadan önce davalı olarak mahkemede yaptı ise kendisine yöneltilen eleştiriler de haksız eleştirilerdir. Ancak yapmadı ise 1 numaralı davalı olan Vakıflar Örgütü ve Din İşleri Dairesi tüzel kişiliği altında Din İşleri Başkanlığı da bulunduğu için ilgili kararın kendisini de bağlayacak şekilde yorumlanması mümkündür.
Edindiğim bilgiye göre şimdi bu karara davalı taraflar mahkemede itiraz edeceklermiş. Ancak bu karar uzlaşı ile alındığı için istinaf edilemez. Sadece uzlaşan taraflardan birisinin haksız ya da yanlış işlem yapıldığı şeklinde bir itirazı olabilir. Tabii mahkeme böyle bir itirazı kabul eder mi bilemem.
Meselenin hukuki boyutuna bakıldığında, KKTC Anayasası ile güvence altına alınan din ve vicdan hürriyeti ile bireysel hakların çatıştığı bir durumun söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemenin vereceği karar, her iki tarafın da haklarını gözetecek bir karar olması gerekir. Bir kere ezan okunurken, hiçbir zaman bir şahsa zarar verme ya da birilerini rahatsız etme amacı güdülmez. Ezanlarda teknolojinin kullanımı ise çağın getirdiği bir ihtiyaçtır.
Sabah ezanında mikrofonun yasaklanması her mahalleye ayrı cami yapmak ya da ezanın duyulması için başka çereler aramak gibi gereksiz zahmet ve masraflara yol açabilir. Doğal olarak ortada kötü niyetle şikâyetçi tarafa yönelmiş kasıtlı bir haksız fiil yoktur. Sonuçta sosyal yaşam, kötü niyet ve kasıt olmadığı müddetçe herkesin birbirinin tercihlerine ve haklarına saygı duymasını gerektirir.
Merak ediyorum, ben bir Müslüman olarak Güney Kıbrıs’a geçip kiliseye yakın bir yerde ev alsam sonra da çan sesinden rahatsız oluyorum diye dava açsam, mahkeme çan sesinin yasaklayıcı bir karar verir miydi? Bence veremezdi. Bana, madem Hristiyan bir mahalleye gelip yerleştin o halde oranın örf adet ve inançlarına saygı duymak zorundasın derdi. Tabii ki çanın sesi normalin üzerinde, o toplumun inanç örf adetlerini aşacak kadar rahatsız edici olursa, o zaman şikayet hakkı doğardı. Ancak bu durumda da mahkemenin vereceği karar sadece bir tarafın şikayet ve isteklerini dikkate alacak şekilde olmazdı.
Ezan binlerce yıldır minarelerden ve yüksek yerlerden dışarıdakiler duysun diye okunmaktadır. Sadece yakıdakiler ya da içeridekiler duysun diye değil. Bu nedenle, zorunlu olmasa da teknolojinin kullanımının mahkeme kararı ile sınırlanması doğru değildir. Bu itibarla ezanın rahatsız edici olacak kadar yüksek sesle okunmasına itiraz edilebilir; ama dışarıda okunmasına ve de teknolojinin kullanımına itiraz edilemez.
Doğal olarak birisinin ezandan rahatsız olması, başkalarının bir inanç hürriyeti olarak gördükleri ibadet haklarının kısıtlanması ya da ortadan kaldırılmasına yol açmamalıdır. Ayni şekilde inançlarını yaşamak isteyenlerin de, bu inanca sahip olmayan ya da inancı farklı yorumlayanların hak ve hürriyetlerini ortadan kaldıracak şekilde davranmamaları gerekir. Davacı bayanın ezandan ve/veya yüksek sesli ezandan ve/veya sabah ezanından duyduğu rahatsızlığın giderilmesi hukuk yoluna başvurma hakkı vardır.
Ancak hukuk yoluna başvuranların, kendi ideolojilerini mahkeme gücünü kullanarak başkalarına dayatmaya hakları yoktur. Ayni şekilde ezan konusunda duyarlı olan vatandaşların da insanların hukuk yolu ile hak aramalarını engelleyecek ya da fikir hürriyetlerini ortadan kaldıracak eylem ve söylemlerde bulunmamaları gerekir. Çünkü doğru bir din anlayışı, hiçbir varlığın hak ve hukukunun ihlalini meşrulaştıracak bir sonuç doğuramaz. Ancak doğru bir mahkeme kararı da sadece birilerinin isteklerini gerçekleştirecek şekilde olamaz.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki, her konuda olduğu gibi bu konuda da iyi niyet ile hareket edilirse makul ve kabul edilebilir bir çözüme ulaşılır. Ancak taraflardan herhangi biri iyi niyet ve başkalarının hakkına saygıyı kaybederse, insanları manevi huzura davet olan ezan huzursuzluğun kaynağı haline gelebilir. Bunun yaşanmaması için herkesin elini vicdanına koyup, düşünerek hareket etmesi gerekir. Tabii ki başta bu konunun ana muhatabı olan Din İşleri Başkanı ile diğer ilgili kurum ve kişiler bunu yapmalıdır. Nitekim edindiğim bilgiye göre bu şikayet, ilgili camii görevlisinin ezan sesi ayarlarına dikkat etmemesinden kaynaklanmıştır.














Başa dön tuşu