DOĞADA EŞCİNSELLİK: Eşcinsellik Bir ‘Doğaya Aykırı’ Mı?

14 Kasım 2016 Pazartesi | 10:59

‘Doğaya Aykırı’ Cinsel İlişki Üzerine ‘Biyolojik’ Bir Bakış…

 

Günümüzde bizonlardan penguenlere, kuşlardan insanlara, kertenkelelerden böceklere kadar kadar yüzlerce farklı türde homoseksüel ilişki tanımlanmıştır. O yüzden, bu makaleyi uzun uzun okumak istemeyenler için hemen belirtmeliyim ki eşcinsellik, tamamen doğal olarak görülmelidir.

5

Üstelik, bu olgu sadece bir avuç türde değil, tanıma bağlı olarak dünya üzerinde 500 ile 1500 tür arasında bulunduğu bilinmektedir. En tutucu tanım dahilinde bile, en az 350 farklı türde eşcinselliğin net bir şekilde tanımlandığı bilinmektedir.

Yine öncelikle belirtmek isterim ki, eşcinsellik kavramının ‘doğadışı’ olması için biyolojik herhangi bir sebep de görülmemektedir. Az sonra da değineceğim gibi, eşcinsellik sadece günümüzde bir avuç türde görülen bir ‘anomali’ değildir.

Tam tersine, evrimsel sürecin ölümcül ve sert testine muhtemelen milyonlarca yıldır direnebilmiş, dolayısıyla doğallaşmış bir davranıştır. Bu sebeple, sadece şahsi inançlar ve düşünceler çerçevesinde, sırf alışılagelmiş tanımların dışarısında gibi gözüküyor olduğu için bir cinsel yönelimi ‘doğaya aykırı’ saymak ve karşı propaganda yürütmek, en yumuşak tabiriyle aslında bizati doğanın kendisine karşı işlenmiş bir suçtur.

***1

İşte bu yazı, zayıf iddialardan uzaklaşılması ve konunun bilimsel arka planının anlaşılması için kaleme alınmıştır. Homoseksüeller bilimsel olarak ne anormaldir ne de hastalıklıdır.

En basit tanımıyla bir olgunun ‘hastalık’ veya ‘anomali’olarak değerlendirilebilmesi için, o unsurun bireyin ölümüne neden olması veya bireyin yaşam standartlarında fiziksel, biyolojik veya psikolojik bir kötüleşmeye neden olması gerekektedir.

Eşcinsellik, bunların hiçbirine neden olmamaktadır (tıpkı heteroseksüelliğin olmaması gibi). Bu konudaki tek olası itiraz, eşcinselliğin üreme şansını sıfıra indirdiği, dolayısıyla biyolojik evrim açısından yüksek bir dezavantaja sahip olması gerektiği yönünde olacaktır.

Ne var ki bu itiraz hatalıdır. Aslında eşcinsellerin ‘hastalıklı’ olduğu iddiası, insan tarihinde başka özelliklere sahip insanlar için de zamanında kullanılmıştır: örneğin zenciler, cüceler, devler, vb. insanlar için.

Eşcinseller de günümüzün ‘cadıları’ konumunda olan insanlardır ve bu hata da er ya da geç fark edilecektir. Günümüzde nasıl ki bir zenciye ya da uzun boylu birine olağandışı bir yaklaşım sergilemiyorsak, eşcinsellere de tamamen normal bir şekilde yaklaşmak gerekir.

Bunu bu şekilde izah etmek zorunda olmak bile fazlasıyla itici ve acı verici gelmektedir. Ancak toplum bu gerçeklerle yüzleşene kadar, konunun anlaşılabilmesi için bu şekilde izah etmek gerekir.

***3

Cinsiyet, sperm ve yumurtanın birleşmesinden ötürü ve birleştiği anda ortaya çıkan bir unsurdur ve dolayısıyla, bir yavru doğarken mutlaka bir cinsiyet ile doğar. Bilim dünyasında bu cinsiyete, diğerleriyle karıştırmamak adına biyolojik cinsiyet denir.

Kısaca cinsiyet, bir bireyin genlerinden kaynaklı oluşan üreme organları ve özellikleri ile tanımlanan bir olgudur. Dahası, sanılanın aksine biyolojik cinsiyet 2 değil 3 farklı cinsiyet şeklindedir: erkek, dişi ve erdişi (hermafrodit).

Erkekler XY kromozomal kombinasyonu ile, dişiler ise XX kromozomal kombinasyonu ile doğarlar. Hermafroditlik ise basitçe hem XX’in, hem de XY’nin bir arada bulunmasından kaynaklı olarak ortaya çıkan bir durumdur.

Biyolojik cinsiyetlerin özellikleri, bu cinsiyetleri doğuran genlerin etkisiyle oluşur. Örneğin eğer ki bu genlerde veya hormonal sistemde bir sıkıntı yoksa, erkeklerin tamamında penis ve testis, dişilerin tamamında vajina ve üreme kanalı oluşacaktır. Buna ‘birincil eşey karakterleri’ adı verilir.

Benzer şekilde, çeşitli mutasyonların oluşmadığı durumda tüm dişilerde ergenlikle birlikte göğüsler değişen miktarlarda büyüyecek, erkeklerde göğüste ve yüzde değişen miktarlarda kıllar oluşacaktır. Bunlara ‘ikincil eşey karakterleri’ adı verilir.

Tüm bunlar, dediğimiz gibi sperm ve yumurta birleştiği anda, X ve Y kromozomlarının kombinasyonlarına göre belirlenir ve bireyin veya toplumun cinselliğinden veya yaklaşımlarından bağımsızdır.

***4

Cinsiyet organları ve bu organlara bağlı olarak salgılanan hormonlar, bu kişilerin ‘nasıl hissedeceklerini’ tek başına etkilememektedirler. Henüz tam olarak bilinmeyen sebeplerle (ancak muhtemelen genetik, hormonlar, epigenetik ve psikolojinin birleşik bir etkisiyle), bazı bireyler eşeylerinin genel özelliklerinden (ki bu genel özellikler toplumda ‘normlar’ olarak algılanır) farklı şekilde hissetmesine neden olur.

Dolayısıyla, bir insanın doğuştan gelen bir özelliği olan ‘erkeklik’ ve ‘dişilik’, onun cinsel faaliyetlerinin nasıl ve hangi cinsiyete yönelik olacağını belirlememeye yetmemektedir. İşte eşcinsellik ile ilgili yanlış anlaşılmaların kökeni, bu noktadaki varsayımdan kaynaklanmaktadır.

Anlaşılması gereken, bir bireyin erkek genetik yapısıyla doğmasının, onun dişilerle çiftleşmeye yöneleceğini garanti etmemesidir. Hal böyle iken cinsiyet, tüm eşeyli üreyen canlılarda görülen bir kavramken, evrimsel yürüyüşünden ötürü insan popülasyonlarında bir de ‘toplumsal cinsiyet’ kavramı bulunur.

Bu kavramın bazı diğer iri beyinli primatlarda da görüldüğü düşünülmektedir. Bu kavram, insan türünün biyolojik evrimi sonucunda ortaya çıkan kültürel evriminin bir ürünüdür. Evrimsel süreçte edindiğimiz rollerin günümüzde de geçerli olduğu fikrine dayandığı söylenebilir.

Bunun daha basit bir tanımı erkeksi (maskulin) ve kadınsı (feminen) olarak yapılabilir. Bazı fiziksel özellikler, hareketler, davranışlar toplum tarafından ‘erkeksi’ karşılanırken, bazı diğerleri ‘kadınsı’ olarak karşılanır.

***

Bu yaklaşımların doğrudan biyolojik bir arkaplanı kesinlikle bulunmamaktadır. En tipik örnekleri, erkeklere küçükken ‘mavi’ rengin yakıştırılması, ‘pembe’ rengin ise kızlar için kullanılmasıdır.

Her ne kadar insanlar biyolojik bir cinsiyet ve o cinsiyete ‘yapışık’ olarak doğan bazı toplumsal cinsiyet tanımları ile, bir toplumun içine doğuyor olsa da, bireylerin her zaman bu tanımlara uyan cinsel yönelimler geliştirmediği görülür.

İşte ‘eşcinsellik’ kavramının başladığı nokta, burası olarak görülebilir. Yani her ne kadar bir birey erkek olarak (XY kromozomları ile) doğsa ve bu doğumu nedeniyle, biyolojik ve toplumsal olarak dişilere yönelmesi beklense de, sayısız türde bu durum, bu şekilde gelişmek zorunda değildir.

Daha düzgün bir tanımıyla, her erkek doğan birey dişilere, her dişi doğan birey erkeklere yönelmek zorunda değildir. Sonuç olarak, bireyler eşcinsel olmayı seçmemektedirler. Çünkü hiçbir birey, cinsel eğilimini seçemez.

Eşcinsel olmayan bireyler nasıl ki karşı cinsiyete ilgi duymayı isteyerek yapmıyorlarsa, eşcinseller de kendi cinsiyetlerine ilgi duymayı isteyerek yapmamaktadırlar. Bu önemli noktayla ilgili çok sayıda araştırma yürütülmektedir. Hemen hemen hepsi, benzer sonuçlara varmaktadır…

Cinsel yönelim, henüz kesin olarak bilinmeyen nedenlerin etkisi altında, çok küçük yaşta belirlenmektedir ve sonrasında (çok nadir durumlar haricinde) değişmemektedir. Bu durumda, yapılması gereken her zaman dediğimiz gibi ‘doğaya müdahale edilmemesi’ ve bu kişilerin oldukları gibi kabul edilmesi gerekmektedir.

 

Kaynaklar

https://www.evrimagaci.org/makale/117/escinsellikveevrim https://www.notral.com/2011/02/escinsellik-hastalk-mi-tercih-mi

https://www.hayatinanlaminedir.com/escinsellik-neden-bu-kadar-yaygin