Köşe Yazarları

Davutoğlu’nun İstifası (Türkiye Gündemi)

Ülkelerin demokrasi kültürü halkın siyasete ilgisi ve siyaseti yorumlayabilme bilincine göre gelişmişlik gösterir. Bir başka ifade ile siyasete ilgisi ve siyaseti yorumla becerisi olmayan halkların demokrasiden yeteri kadar istifade edebilmeleri mümkün değildir. Bundan dolayı da her siyasi olayın halk tarafından takip edilerek yorumlanması gerekmektedir. Bu anlayış doğrultusunda Türkiye siyasetinde yaşanan son gelişmeleri değerlendirmeye çalışacağım.

Sayın Erdoğan ile Davutoğlu arasındaki bazı fikir ayrılıkları çeşitli zamanlarda gündeme gelmiş olmasına rağmen, istifası bir çok kişi için sürpriz olmuştur. İstifa ile ilgili yorumlar iki farklı anlayışı yansıtmaktadır. Bunlardan birincisi, Başbakan Davutoğlu’nun istifasının siyasi bir taktik olduğu yönündedir. Bu yorumu yapanlar, görüşlerini Davutoğlu’nun istifasonrası yaptığı ılımlı ve olumlu açıklamalara dayandırmaktadır. Bu anlayışa göre, istifanın ana hedefi erken seçime zemin hazırlayarak AKP’nin Anayasa değişikliğini yapabilecek güce kavuşmasınısağlamaktadır.

İkinci anlayışa göre ise istifanın ana sebebi Erdoğan’ın AK Parti üzerindeki hakimiyetini sürdüme ve pekiştime isteğidir.Bu görüş özellikle muhalefet partileri tarafından ileri sürülmektedir.

Bu iddia sahipleri Erdoğan ve Davutoğlu arasında çeşitli zamanlarda ortaya çikan fikir ayrılıkları ile yakın zamanda bazı MYK üyelerinin Davutoğlu’nun parti içindeki yetkilerinin kısıtlanmaya çalışılmasını Erdoğan’ın müdahalesi olarak yorumlamaktadırlar. Muhalefetin bu iddiasını doğrulaması için özellikle MYK tarafından Başbakan’ın yetkilerinin kısıtlanmaya çalışılmasında Cumhurbaşkanı’nın etkisi olduğununkanıtlanması gerekir. Başbakan Davutoğlu’nun konuşmalarından yol arkadaşlarından yani MYK üyelerinden şikayetçi olduğu anlaşılmaktadır. MYK seçimlerinde daha çok Sayın Erdoğan’a yakın isimlerin seçildiği basında yer almıştı. Dolayısıyla MYK’daki Erdoğan’a yakın bazı isimlerin Davutoğlu’nun artan siyasi güçünden rahatsız olmuş olması da muhtemeldir.

MYK üyelerinin ilçe başkanlarının seçimi yetkisini Başbakan’dan almak istemeleri tamamen parti içi yönetimle alakalı bir yaklaşım farkı da olabilir. Çünkü bazı MYK üyelerinin ilçe başkanlarının seçiminin başkandan alınıp MYK’ya devrini daha demokratik bir yöntem olarak görmüş olabilmeleri de muhtemeldir. Bu durumda sorunun temel kaynağı Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki yaklaşım farkı değil MYK ile Başbakan arasındaki yaklaşım farkı olmuş olur. Yani Sayın Davtoğlu’nun MYK’nın tavrını parti içi otoriteyi kaybetmek olarak değerlendirmiş olması da muhtemeldir. Yol arkadaşları ile ilgili yapmış olduğu şikayet böyle bir düşüncenin oluşmasını sağlamaktadır. Doğrusu ben yol arkadaşlığı ile ilgili şikayetinden tam olarak MYK üyelerinin mi yoksa Cumhurbaşkanı’nın mi yoksa her ikisini de kastedildiğini anlayabilmiş değilim.

Gerek MYK üyeleri gerekse Davutoğlu’nun bu konuda herhangi bir açıklama yapmamış olmaları, sorunun Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında yaşanmış bir sorun olduğu yorumlarının yapılmasına yol açmaktadır. Basında yer alan açıklamalara bakıldığında, yaşanan istifanın bu şekilde algılandığı anlaşılmatadır. Bu yüzden de istifanın ana sebebinin parti içi yönetimle alakalı bir sorun mu yoksa Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında yaşan bir sorun mu olduğunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Şüphesiz sağlıklı demokrasinin olmaz ise olmazı şeffaf yönetimdir. Ülke demokrasisinin gelişmesi için Başbakan’ın istifası ile sonuçlanan gelişmelerin her yönüyle tartışılarak aydınlatılmasına ihtiyaç vardır.

Bence sorgulanması gereken bir başka husus da, Davutoğlu’nun istifasının ana sebebinin Cumhurbaşkanı’nın müdahalesi olarak kabul edilmesi durumunda, istifanın bir tepki olarak değerlendirilp değerlendirilemeyeceğidir. Cumhurbaşkanının basına yansıyan açıklamalarına baktığımızda, istifa kararının Davutoğlu’na ait olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıklamayı dikkate aldığımızda Davutoğlu’nun istifasında bir tepki olarak da yorumlanması mümkündür. Bu tepkinin Cumhurbaşkanı’na olması durmunda, muhaletin emenetçi başkan söylemlerinin ne kadar doğru olduğunun da ayrıca sorgulanması gerekecektir.

Şunu da belirtmek gerekir ki, Türkiye henüz daha normal bir demokrasi sürecine geçebilmiş değildir. Askeri ve sivil görünümlü darbeler, her gelen iktidarın devlet gücünü kullanarak muhaliflerini baskı altına almaya çalışması, doğal olarak devlet iradesi ile vatandaşın duygu ve düşünce dünyası arasındaki güven bağlarını zayıflatmıştır. Ben şahsen yaşananların tüm sıkıntılara rağmen Türkiye’nin demokrasisiningüçleneceğikanaatindeyim. Yeter ki korku ve vehimlere kapılmadan yaşananları değerlendirmekten çekinmeyelim. Öyle gözüküyor ki, Türkiye fiili olarak başkanlık sitemine geçmiş görüntüsü vermektedir. Yaşananlar da bunun sinyalini vermektedir. Ancak bu fiili uygulamalar sebebiyle anayasa ve yasalar arasında bir boşluğun oluştuğu da görülmektedir. Bu sorunun çözümü, Türkiye’nin oluşan yeni şartları dikkate alarak toplumun tüm kesimlerinin ortak taleplerini anayasal güvenceye kavuşturan bir hukuk feformunu gerçekleştimesi ile mümkündür. Aksi takdirde Cumhurbaşkanı’nı halkın doğrudan seçmesi ile oluşan anayasa ve yasalar arasındaki boşluklar  giderek Türkiye’yi hukuk devleti olma zemininden daha da uzaklaştıracaktır. Umarım Türkiye’de yaşanan siyasal kriz, oluşmuş olan yeni toplumsal taleplerinkonsolide edilerek çözümü için bir fırsata dönüşür. Bu gerçekleştirilemez ise siyasi istikrarsızlığa kayan bir sürecin yaşanması kaçınılmaz hale gelebilir.

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı