Köşe Yazarları

Çözümün ekonomisinde kritik konular (1)


 Bana göre, 11 Şubat 2014 ortak metni yönetim-güç paylaşımı konusunu çözmüştür, dolayısıyla 2004’ten farklı olarak müzakerelerde bu kez en önemli 3 başlık “EKONOMİ- AB- MÜLKİYET” başlıkları olacak.

     Ve bu 3 başlıkta entegre çalışılması gereken başlıklardır, özellikle mülkiyet-ekonomi ilişkisi hayatidir. Mülkiyet başlığı asla hata kaldırmaz, çok dikkatli kurgulanması lazım.
       Neden bu kez daha önemli? Çünkü, 2004’te “görece küçük ve daha az zengin Kuzey ekonomisi” ile “görece büyük ve daha zengin Güney ekonomisi” ile birleşeceği için bizim açımızdan sorunlar vs daha azdı (daha çok Güney düşünüyordu) ama şimdi koşullar değişti.
     Biz, bu kez “görece büyük ama batak ve çok sıkıntılı bir Güney ekonomisi” ile birleşeceğiz. Artık bizde en az Rumlar kadar düşünmek zorundayız. Anlayacağınız, entegrasyon öncesi pozisyonlarda ciddi değişiklikler var.
     Buna göre daha dikkatli olmalıyız ve özellikle AB’den ve uluslar arası toplumdan bu konularda daha talepkar olmamız gereken bir müzakere sürecinde olacağız. Mesela, 2004’te federal bütçeden Kuzey’e belli bir kişi başı gelir yakınsamasına kadar net bütçe aktarımı vardı. Krizde bir Güney ekonomisi için bu kez bu ne kadar mümkün olacak?
       Lakin, her şeye rağmen ekonomik entegrasyon etkisi bakımından Kuzey için sırasıyla “Güney Kıbrıs, AB, Türkiye ve global ekonomi ” kaldıraçlarında bir değişim yok. Yine bizi bu 4 taraf yukarı çekecek ve zamanla muhtemelen Türkiye tüm adanın en büyük partneri ve kaldıracı olacak(ekonominin fizik kuralına göre).
    Hatta, şimdiden şunu söyleyebilirim (ki Annan Planı döneminde Ünal hoca ile de söylemiştik);  entegrasyon dizaynında ciddi hatalar yapılmaması halinde Kuzey ekonomisi ilk 5 yılda kümülatif muhtemelen % 50-60 büyüyecek.
     Çözümün ekonomisi ile ilgili yapılan akademik çalışmalar (örneğin PRIO) ne yazık matematikseldir ve bana göre vasat ve yetersizdir. Akademisyenler, çalışmalarında kesinlikle beklenti ve algılarla yönetilen piyasa gücünü ve sinerjisini dikkate almıyorlar(haklılar çünkü ölçülebilir değildir).
    İşin bu tarafını sahada olmadıkları ve yaptıkları işi pratik olarak yaşamadıkları için akademisyenler çoğu zaman yeterince içselleştiremez. Elbette, içselleştirenler vardır. Neyse, diyeceğim Kuzey ekonomisi ilk 5 yılda patlama yaşayacak.
      Ancak, doğru ekonomik entegrasyon ve dizayn yapılması halinde tabii ki. Ekonomik entegrasyon işi sanattır ve  AB bu işin uzmanıdır ama onun bilmesi tek başına yetmez, bizim kendi mutfağımızı iyi analiz edip, muhataplarımıza anlatmak lazım.
      Lakin, talepkar olmamız içinde ne istediğimizi iyi bilmemiz gerekir. Bunun içinde aşağıdaki konular hayatidir ve entegrasyon öncesi eşzamanlı öngörülmesi lazım.
1- Çözümün STOK ve AKIM maliyetlerini öngörebildiğimiz kadarıyla tespit etmeliyiz.
2- Bunların “Finansman ihtiyaçlarının-miktarlarının” tespit edilmesi lazım.
3- Ve daha da önemlisi bu kalemlerin “finansman adreslerinin” belirlenmesi lazım.
   Elbette, eşyanın tabiatı gereği bazılarının adresleri bellidir. Ama adrese posta, nev-i şahsına münhasır bir entegrasyon olacak. Her entegrasyonun kendi gerçekleri ve koşulları var.
    Bu çalışma, Kuzey-Güney ve federal bütçe için çok önemlidir. O yüzden, entegrasyona girmeden, yani çözümden önce mümkün olduğu kadar bunları öngörmek ve müzakere etmek lazım.
    Hatta, kesinlikle “kalemlerin finansman adreslerini tayin edip-belirlemek, işin maliyeti ve finansman ihtiyaçlarını hesaplamaktan ÇOK ÇOK daha önemlidir ”. Yani, stok ve akım maliyetlerin finansman-kaynak adreslerini baştan bilmek çok daha hayatidir. Aslında, muhasebede buna “iki şirketin bilanço ve gelir tablolarının birleşmeleri” derler. Elbette, ekonomi muhasebe gibi statik değildir, dinamiktir. Bildiğiniz gibi bilanço stok; gelir tablosu akımdır.
   
     Mesela neler stok, neler akım maliyetlerdir?
     Kuzey’in fiziki altyapı maliyetleri, yapısal reform maliyetleri,borç stoku,yeniden yerleşim maliyetleri, KİT’lerin reform maliyetleri,federal devletin kuruluşu vs. gibiler stok maliyetlerdir (ki genelde başlangıçta ve bir defaya mahsus maliyetlerdir). Buna karşın; sosyal güvenlik açığı, mülkiyetin finansmanı, bütçe açıkları, vs. gibilerde akım maliyetlerdir ve genelde devam eden açıklardır. 
     Görece olarak Güney açısından bunlarla ilgili bir sıkıntı yok, çünkü tanımlanmış ve adreslendirilmiş konulardır, elbette birleşme ile hacimsel ve adreslerle ilgili yeniden tanımlama olacaktır.
     Ama bizim açımızdan özellikle Kuzey  ve federal devlet-bütçe için bunları çok iyi tanımlamalıyız. Bunların finansman ihtiyaçlarının “ Yerel bütçeden mi? Federal bütçeden mi? AB’den mi? Uluslararası hibelerden mi? TC’den mi? Uluslar arası mali kurumlardan mı? ”  karşılanacağını baştan bilmek zorundayız.
   Diyeceğim, entegrasyona girmeden önce; kimin hangi konuda elini cebine atacağını (ki bu vergi bilinci açısından da çok hayatidir), kimin hangi maliyetten veya finansman ihtiyacından sorumlu olacağını, önceden mutlaka mümkün olduğunca bilmeliyiz. Yoksa kabak gibi ortada kalırız. Hepsinden kötüsü de federal çözüm sakat doğar.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı