Böyle uzlaşı yöntemi olmaz!

21 Eylül 2018 Cuma | 12:15
Cenk Diler

“Bütünlüklü Çözüm” masalına, hep temkinli ve soğuk yaklaştım.

Her duyduğumda, ne garip bir yaklaşım olduğuna dair derin düşüncelere daldım. Mantığını kavramaya, anlamaya çalıştım.

Nafile!

Meselenin özü ve halk dilindeki karşılığı şu: Ya hep ya hiç!

Böyle bir mantık sizce sağlam mı? Değil! Bu metodla sorun çözülebilir mi? Çözülemez! Zaten yarım asırdır da sonuç alınamıyor, sorun çözülemiyor.

Maç hep uzatmalara kalıyor. Yeniden başa dönülüyor. Beklenen altın gol bir türlü gelemiyor, maçtan sonuç alınamıyor.

Bu “bütünlükçülük” modeliyle; çözüm, antlaşma, barış olur mu?

E, olmasını isteyen kim? Demek ki birileri olmaması için uğraşıyor bunca zamandır.

Taraflar masaya oturalı, aradan geçen zaman 50 yıl 3 ay 17 gün oldu.

“Bütünlüklü” demek; %100 demek, masada onbin sayfalık bir metin varsa bir cümle bile dışarıda kalmamak üzere hepsi demek, açgözlülük, doyumsuzluk, isteksizlik demek!

Dün gazetelere yansıyan, Rum tarafının müzakere heyeti danışmanlarından hukukçu Polis Poliviu’ nun, Kıbrıs sorununa “taksitli çözüm” önerisini duyunca aklıma  yeniden yukarıdaki düşünceler takıldı.

12 Mayıs 2015 tarihinde okumuş olduğum bir rapor hakkında o gün yazdıklarıma tekrardan baktım.

Şöyle ifade etmişim düşüncelerimi:

Bilim insanlarından oluşan dört kişilik, iki toplumlu bir ekip; “Parça Parça Çözüm Modelinin Kıbrıs Örneğinde Sağlayacağı Yarar Üzerine” adlı bir rapor hazırladılar. Sertaç Sonan, Constantinos Adamides, Nicos Peristianis ve Yücel Vural’ın bu yayınları Politeia/Choice/Friedrich Ebert Vakfı (FES) Yayınları arasında 2014 yılında çıkmış.

Rapor toplam 6 makaleden oluşuyor. Hemen belirtelim, çalışma “bütünlüklü çözüm”e yardımcı bir destek bağlamında yürütülmüş.

Sonuçta ilgi çekici ve uygulanması mümkün verilere ulaşılmış.

“Adım adım çözüm modeli” halklara ne sağlayabilir?

  1. Elde edilecek bir başarı, her iki tarafın da süreçten birşeyler kazandıklarını ve işbirliği ile kazan-kazan sonuçlarının aslında MÜMKÜN olduğunu hissetmesi olanağı yaratacak.
  2. 1950’lerin başında 6 ülkenin kurduğu Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu gibi işlevsel bir alanda İŞBİRLİĞİ yapmanın sonucu olarak bugün bu ülke sayısının 28’lere ulaşmasının öğretisi, küçük işbirliği eylemlerinin başarı oranı arttıkça GÜVENİN de arttığını bunun sonucu olarak da daha büyük ve önemli GENEL ANTLAŞMA olasılığının artması sağlanabilecektir.
  3. Adım adım çözüm yaklaşımında daha az BAŞARISIZLIK riskinin mevcut olmasıdır. Örneğin; “al-ver”e konu olan sadece Apostolos Andreas ve Hala Sultan Tekkesi söz konusu olacaksa ve bu başarılırsa diğer önemli konulardaki başarısızlık (garantiler, güç paylaşımı vs.) müzakere başarısını etkilemeyebilecektir.
  4. Adım adım çözüm yaklaşımında başarısızlık bedeli en aza indirilebilir. Annan Planı başarısızlığının toplumsal travması ile küçük bir başarısızlığın yarattığı etki aynı olmasa gerek.
  5. Başarı hikayeleri HALK TARAFINDAN kolayca gözlemlenebilir. Bu konuya örnek olarak kültürel mirasın korunması konuları akla gelebilir.

Makaleleri okudukça UZLAŞMAYA olan inancınız daha da artıyor. Kapsamlı bir çözümden önce acilen ele alınabilecek SOMUT iyi niyet jestlerinden de örnekler veriliyor.

Ayakları yere basan akılcıl bir rapor olduğuna hiç kuşku yok.

“Ya hep! Ya hiç!” mi?

“Azıcık suyundan da koy” mu?

Bu uzlaşı yöntemi/modeli düşünülüp dikkate alınmalı gibi duruyor.

“Bütünlüklü çözüm” sonuca ulaşamadı. “adım adım” veya “parça parça” veya “taksitli” de denenmeli!

Çok önemsediğ