Bir ‘‘özgürlük’’ ve ‘‘tutsaklık’’ hikayesi: Kıbrıs eşekleri

4 Eylül 2016 Pazar | 14:15

 

Kıbrıs eşeği, bugünlerde unutulmuş, kaderine terk edilmiş ve hatta kimilerine göre  bir ‘‘sorun’’ gibi addedilmiş olsa da, ülkemiz için ‘‘tarihi-kültürel-turistik-ekolojik’’ öneme sahip vazgeçilmez varlıklar olarak anılmayı hak eden bir değere sahiptir.

Siyasi bir bakış açısı olsa dahi, Annan Planı döneminde Denktaş tarafından söylenen ‘‘Kıbrıslı diye bir millet yoktur. Ada’da Türkler ve Rumlar vardır. Sadece eşekler duru kıbrıslıdır!’’ sözü bu hayvanların önemini ortaya koymaktadır.

Eşeklerin ‘‘orijinal kıbrıslı’’ olduğu tartışılsa da bildiğim tek bir gerçek vardır. O da ‘‘kıbrıslı’’ insanların kaderinin ‘‘kıbrıslı’’ eşeklerin kaderinden pek farklı olmadığıdır.

Çünkü, onlara da bizim gibi sürekli olarak ‘‘özgür’’ yaşadıkları söylense de, aslında çaresiz bir şekilde tam anlamıyla ‘‘tutsak’’ olduklarını çok iyi bilmektedirler.

***

Yeryüzünde bilinen ilk eşeklerin M.Ö. 4000 yıllarında evcilleştirildikleri ve onlardan tarımda kullanılmak üzere faydalandıkları bilinmektedir.

Bu şekilde hem gündelik hayatta pratik bir önem kazanan hem de dini alanda kutsal bir sembol olarak algılanmaya başlanan eşek insanın hayatında “yardımcı, dost hayvan” olarak kalıcı bir role sahip oluyor.

Bu bağlamda Kıbrıs’ın ‘‘yabani eşekleri’’nin iri, güçlü görüntülerine rağmen doğada kendi hallerinde evirilip bugünlere gelmiş olmadıkları, yani tam anlamıyla yabani olmadıkları söylenebilir.

Kıbrıs’taki eşeklerin fosillerle kanıtlanmış bilimsel bir tarihçesi henüz oluşmamış olsa da, kendine has fiziksel özellikleri adada evrim geçirmiş olma ihtimalini güçlendirmektedir.

Çok yakın bir tarihe kadar evcilleştirilmiş bir tarım, yük ve yolculuk hayvanı olarak kullanılan bu eşeklerin atasının Afrika yaban eşeği olduğu da çeşitli araştırmacılar tarafından öngörülmektedir.

***

Kıbrıs’ta yabani eşeklerin varlığına değinen en eski kaynak bir İngiliz gezgin olan Sir Samuel White Baker’in kaleme aldığı ‘‘Cyprus As I Saw It in 1879’’ (1879 Yılında Gördüğüm Haliyle Kıbrıs) adlı eseridir.

Baker, Karpaz’a yaptığı bir ziyarette dağlarda eşeklerin serbestçe dolaştıklarını gördüğünü söyler. Bu da Kıbrıs’ın yabani eşeklerinin yalnızca 1974’te sahipsiz kalan eşeklerden oluşmadığını göstermektedir.

Apostolos Andreas manastırında yaşayan bir Kıbrıslı Rumun aktardığı bilgiye göre ise, 1974 öncesinde bölgede yaşayan Kıbrıslı Rum köylüler kış aylarında, hem eşeklere ihtiyaç duymadıkları için, hem de onları besleyecek yemi bulamadıkları için, eşeklerini serbest bırakıp, hemen yanı başlarındaki doğaya salıverirlermiş.

Yaz ayları geldiğinde ve eşeklere yeniden ihtiyaç duyulduğunda ise tecrübeli köylüler serbest bıraktıkları eşekleri tekrar yakalayıp yeniden evcilleştirirlermiş.

Eşeklerin, bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde, döngüsel olarak, bir doğaya salıverilmeleri, bir topluma asimile edilmeleri, bir özgürlüğü tatmaları, bir tutsaklığa zorlanmaları oldukça şizofrenik bir deneyime yol açmış olsa gerek…

Bu açıdan sanırım Kıbrıslı Türklere herşeyden çok daha fazla benzediklerini söylemek yanlış olmayacaktır.

kıbrıs eşekleri (2)

Kıbrıs’ta genellikle yük taşımak için kullanılan eşekler bir zamanlar neredeyse her hanede bulunmaktaydı.

Köy hayatının vazgeçilmezi olmasından ötürü madden oldukça değerliydi ve 2. Dünya Savaşı sırasında taşıma işleri için İngiliz ordusu tarafından bile kullanılmaktaydı.

Fakat 1970’lerin başında traktörlerin, kamyonların tarım hayatını mekanize etmeleriyle birlikte Kıbrıs eşeği yavaş yavaş gözden düştü.

Mekanizasyona 1974 savaşı da eklenince, birçok eşek sahipsiz kaldı ve ‘‘Kıbrıs Eşeği’’ giderek ‘‘Karpaz Eşeği’’ haline dönüştü.

Bununla ilgili yaygın görüşlerden birisi 1974’ten sonra insanların sahipsiz eşekleri toplayıp adanın yabani hayat için en elverişli bölgelerinden olan Karpaz yarımadasına planlı bir şekilde aktardıklarıdır.

Diğer bir görüş ise bundan çok daha önceden başlayan ve Apostolos Andreas manastırına ibadete gelenlerin yanlarında getirdikleri eşekleri burada bırakmasıyla Karpaz’da çoğaldıkları şeklindedir.

kıbrıs eşekleri (1)

Tüm bunlardan sonra bölgenin doğal açıdan önemi de dikkate alınarak 1978 yılında eşeklerin yoğun olarak bulunduğu Dipkarpaz köyünden Zafer Burunu’na kadar olan alan Milli Park ilan edilmiştir.

Ne var ki, süreç içinde devletin konuya duyarsız kalması, Milli Park içerisindeki alanların köylüye tarımsal arazi olarak verilmesi ile bugün anılan ‘‘eşek sorunu’’nun bizzat devlet eliyle yaratılmasına neden olundu.

Böylece özgürlüğe alışmış eşekler kendi yaşam alanlarının sınırlandırılmasına izin vermeyerek çiftçilerin ekinlerine zarar vermeye başladılar. Hatta, arazilerin tellerle, çitlerle çevirmeleri de eşekleri durdurmadı.

Öyle ki, bölgede özgür/hür oldukları söylenen ama giderek yaşam alanları ve imkanları kısıtlanmaya çalışan eşeklerle karşı zaman zaman ‘‘yok etme’’ girişimleri de yaşandı.

2000’li yılların başında bir ara hükümet, Kıbrıs eşeklerinin eşeğe ihtiyacı olan Türkiyeli çiftçilere satılmasını önerse de neyse ki, çevreci örgütlerin karşı çıkması sonucu bu girişim engellendi.

Ancak, ardından basına da yansıyan toplu bir şekilde eşeklerin vurularak öldürülmesi gibi ‘‘katliam’’ denebilecek olaylar da yaşandı…

***

Bu yılın ilk günlerinde Tarım Bakanlığı’nda çevre örgütleri de çağrılarak “Karpaz Bölgesi’nde İnsan ve Eşek Çatışması” hakkında bir toplantı gerçekleştirildi.

Toplantıda Dipkarpaz belediyesi ve Tarım Bakanlığı’nın ‘‘eşek sorunu’’na çözüm bulmak amacıyla bir çalışma yapma hazırlığında olduğu anlatıldı.

Buna göre, eşek sayısının çok fazla arttığı söylenerek geçmişte yapılan hatalı uygulamaların bir benzeri daha yapılacak ve bu kez beton duvarlarla eşekleri belirli bir bölgede tutmaya çalışılacak.

Halbuki Dipkarpaz Belediye Başkanı Mehmet Demirci halen eşeklerin 3 bin civarında olduğunu iddia etse de yapılan bilimsel araştırmalar bunun aksini göstermektedir.

1997 yılında gerçekleştirilen çalışmaya göre 400 civarında olan birey sayısı (Reid ve ark. Ecology and behavior of the feral donkey, Equus asinus, population of the Karpaz Peninsula) 2003’te yapılan bir başka çalışmada yaklaşık 800 olarak (Hamrick ve ark. Feral Donkey Equus asinus Populations on the Karpaz Peninsula) belirlenmiştir.

Kaldı ki, bu çalışmalardan sonar detaylı bir popülasyon tahmininden yoksun olarak, hatta hayvanlara yem ve su desteği verilerek üremelerini teşvik edecek şekilde yapılmıştır.

Sonuç olarak şu anki birey sayısı kesinlikle bir muamma olmakla beraber bu rakamların çok altında olduğu rahatlıkla söylenebilir…

***

Anlaşılan odur ki, Kıbrıs’ın eşekleri de insanları gibi bir süre sonra tarih olacak ve soyları tükenecektir!

İşte bu nedenle, Kıbrıs eşeklerinin ‘‘özgürlük’’ ve ‘‘tutsaklık’’ arasında
savrulan öyküsünü bilmek, aktarmak ve daha iyi öğrenmek her
Kıbrıslının ve kendini Kıbrıslı hissedenin görevidir.

En azından ada üzerindeki insan türünün tuhaf ve saçma yaşamına sembolik ve eleştirel bir ayna tutabilmek için bu kaçınılmazdır.