Beyaz kağıt…

12 Şubat 2017 Pazar | 12:51
Lefteris Adilinis

“Kıbrıslı Çözüm” söylemini ilk kez 2008 yılında duymuştum. Dimitris Hristofyas seçimleri yeni kazanmıştı ve Mehmet Ali Talat da o dönem Kıbrıs Türk toplumunun lideri konumundaydı. Bize eski arkadaş oldukları için birbirleriyle iletişim kurabileceklerini söylemişlerdi.

O zamandan beri yaklaşık on yıldır; Müzakerelerin Kıbrıslılara ait olduğu, liderlerinin ekipleriyle siyasi sorunu çözme planının hazırlanmasında ilk söz sahibi oldukları türküsünü dinliyoruz. Dürüst olalım, tıpkı o zaman Hristofyas ve Talat gibi, şimdi de Nicos Anastasiades ve Mustafa Akıncı, Kıbrıslı bir çözüm için sözlerini ortaya koymaya çalışıyorlar.

Niyetleri iyiydi ve iyiyken, her iki lider de yanlış yolu seçti. Yalnızca kendi toplumlarının faydası için müzakere ettiler. Herhangi bir anlaşmayı kabul etme bakımından en iyi olarak yorumlanan şimdiki liderlerimiz de kendi toplumlarının ötesini düşünemediler. Düşüncelerini ve çabalarını temelde mümkün olduğunca diğer tarafa karşı daha çok puan toplamaya harcıyorlar; kendi taraflarının bir çözümden nasıl karlı çıkacağını düşünüyorlar.

Anastasiades ve Akıncı sadakatle öncellerinin yolunu izliyorlar. Kendilerini küçük siyasetle meşgul edip, geleceğin küçük bir federal devletinin liderleri olarak değil de mevcut şartları kabullenerek bölünmüş bir ülkenin topluluk liderleri olarak düşünüyorlar. Kıbrıslı çözüm mantığını tekrar eden liderler, bir taraftan uluslararası topluluğu kendi pozisyonlarına ikna ederek diğerine baskı kurması için çabalarken diğer taraftan da biri Türkiye’ye diğeri de Yunanistan’a koşar. Her iki lider de herkesin kazanacağı bir çözüm için uğraştığını dile getirse de, pratikte bir taraf kaybederken diğer tarafın kazandığı “sıfır toplamlı oyun” mantığını temel alıyor.

Kıbrıslı liderler, 40 yılı aşkın bir süredir Kıbrıs sorununda tek bir konuyu tartışıyorlar – yönetim. Güvenlik konusu dışında başka konuların da ele alındığını söylediler, ancak gerçekte toplantılar monologlardan farksız oluyor. Bu kadar uzun bir süreden sonra, Anastasiades ve Akıncı daha fazla konuyu tartışmaya başladı. Şimdi yapmaları gereken tek şey büyük bir adım atmak.

Şimdi, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs için ortak bir vizyon yaratma zamanı. Kelimelerle bunu dile getirdiler, ancak uygulamada başarısız oldular. ‘Küçük toplum’ çıkarlarını bir kenara bırakıp birleşmiş bir ülkeye odaklanma zamanı geldi; Karpaz’dan Akamas’a kadar. Bundan 10 yıl, 20 yıl sonra kurucu devletleriyle federal Kıbrıs’ın nasıl olacağını hayal etmeliler. Bu ada vatandaşlarının kuzey ve güneyde ortaklıklar, ortak girişimler kurmaları için pratik yollar bulmaları gerekiyor. Sonunda birinin diğerini aldatmaya çalışacağı düşüncesine kapılmadan önce bir risk almak zorundadırlar.

Kıbrıs sorununun çözülmesi için, bu adada yaşayan insanlar, hepimiz, kutunun dışında düşünmek zorundayız. Mülkiyet meselesine tabi yapılar, toprak yüzdelikleri, yönetimde eşitlik ve Türkiye veya başkalarının adada bir söz sahibi olup olmadıklarını tartışmak yerine, bu ülkenin liderleri ve ekipleri müttefik olarak hareket etmeye başlamak durumundadır. Yardım için üçüncü taraflara koşmak yerine bir kez olsun liderlik etmelidirler.

Kıbrıslı liderler beyaz bir kağıt hazırlamalı ve ortak Avrupa devletinin nasıl çalışacağı ve korunması gerektiğini açıklamalı. Üçüncü taraflara ne istediklerini göstermelerine izin verin – iyi niyetli veya değil. Liderlerin planı kabul edilmeyebilir, Türkiye kötü tepki bile verebilir. Olabilir… ama o zaman Türkiye, zayıf yönlerimizin, korkularımızın, korkaklığımızın ve çekingenliğimizin ardında saklanmadan çıkmazın sorumluluğunu da üstlenecektir.