Baskı (Mobbing)

22 Mayıs 2016 Pazar | 10:53
Yusuf Suiçmez

İnsanların yaşadığı en önemli sorunlardan birisi baskı altında kalmaktır. Baskı aslında bir canlının başka bir canlıya istemediği bir şeyi güç kullanarak yaptırmasını ifade eder. Peki, insanlar buna neden başvurur ve bunun savunulacak bir tarafı var mıdır? Kültürümüze yerleşmiş olan “Zorla güzellik olmaz” sözüne rağmen acaba neden bu kadar baskıcıyız? Bir arkadaşım bana insanların duygularını baskı altında tuttukları için saldırganlaştıklarını söylemişti. Bu söz kısmen doğru olsa da kendi içinde bir sorunu barındırmaktadır. Çünkü zaten baskı yapanlar, bu baskıyı kendi arzularını gerçekleştirmek için yapıyorlar. O halde insanların baskıcı olmaları sadece duygularını serbestçe yaşayamamaları ile açıklanamaz. Çünkü baskı ayni zamanda bir kişilik bozukluğudur.

Bu kişilik bozukluğu insan akıl vicdanının iletişim kurabilme yeteneğini kaybetmesinden kaynaklanmaktadır. Baskıcı insanlar, karşılarındakileri kendileri gibi duygu ve düşünce sahibi olarak değil de, sadece kendi duygu ve düşüncelerinin nesnesi olarak gördükleri için kendileri dışındaki her şeyi ötekileştirirler. Bu yüzden de kendi arzu ve ihtirasları için başkalarına her türlü baskı ve zulmü yapmayı bir güç gösterisi hatta bazen bir hak olarak görürler. Belirttiğimiz gibi bunun ana sebebi akıl ve vicdan ekseninde iletişim kurabilme yeteneğinin kaybedilmesidir.

Çağımızda baskı özellikler dinler ve dindarlarla özdeşleştirilmeye çalışılmaktadır. Dinlerin ve dindarların da baskıcı yönü olduğu bir gerçek olsa da, dini inançları olmayan insanlardan daha fazla baskıcı olup olmadıkları konusu tartışmaya açıktır. Nitekim Kuran-i kerim ve diğer dini metinlerde hem baskıyı meşrulaştırıcı hem de baskıyı ahlaki bir zayıflık olarak gösteren bölümler bulunmaktadır. Bu iki farklı yaklaşımın buluşabileceği makul yorum, baskının sadece başkalarının baskısında kurtulmak için bir direnç olarak ortaya konulması durumunda meşru olacağıdır.

Baskı ve baskıcılığın yarattığı ahlaki zaafı görebilmek için insanın empati yapması şarttır. Bizim toplumda baskı görenler büyük oranda güç kazandıklarında intikam duygusunun esiri haline geldikleri için kendileri de eleştirdikleri insanlar gibi baskıcı olmaya başlarlar. Askerde iken özellikle acemi askerlerin kıdemliler tarafından baskı altına alınması, daha sonra ise baskı altında kalan bu askerlerin kıdemli olduktan sonra onların da kendilerinden sonra gelen askerlere ayni baskıyı uygulamaları bunun örneklerinden birisidir.

İnsanları baskıcı olmalarını bir diğer önemli sebebi de farklılıkları tanımamaları, farklı olan ile paylaşıma girememeleridir. Bir başka ifade ile farklı olanla iletişim kuramama sorunudur. Özellikle gelişmemiş toplumlarda farklı olmak adete bir suçtur. Onun için topluma aykırı davrananlar dışlanarak baskı ile tekrar sürü psikolojisine döndürülmeye çalışılır. Şüphesiz insanın farklı olmak için kendini zorlaması da doğal değildir. Onun için değişme arzusunun da dışarından bir dayatma sonucu değil insanın kendi iç aleminden gelmesi gerekir. Çünkü dışarından baskı ile gelen değişimler genellikle reaksiyonel oldukları için hem bireyi hem de toplumu daha fazla rahatsız edebilmektedir.

Dünya yaşamına baktığımızda bazı ilke ve kuralların hiç değişmemesine rağmen, birey ve toplumların yaşamın dinamizmine bağlı olarak bu ilke ve kuralların sürekli olarak kendi deneyim ve tecrübeleri doğrultusunda yorumladıklarını görmekteyiz. Buradan çıkarabileceğimiz sonuç, değişimin yaşamın dinamizminden kaynaklandığıdır. Ancak değişimin kendisi de kendi içinde bir takım değişmezlere sahiptir. En basit örneği ile adalet ve sevgi kavramları tüm toplumlarda var olan üst değerler olmasına rağmen, bu değerlerin yorumu ve yaşama aktarılmasında her birey ve toplum farklılıklar gösterebilmektedir. Bu gerçeği dikkate aldığımızda insanların farklı düşünme ve yaşam tercihlerinin gayet doğal olduğunu anlaşılmaktadır.

Baskıcı anlayışlara göre her farklılık başkasının doğru algısının sınırları dışına çıkmak olduğu için bir isyan ve başkaldırıdır. Bu yüzden de baskıcı karakterler farklı olan her şeyi kendilerine benzetmeye çalışırlar. Ancak herkes farklı olanı kendi sınırlarını çekmek için baskıyı bir hak olarak görmeye başlarsa, hayat yaşanılmaz hale gelir. Hâlbuki her birey bir kişilik taşır ve bunu başkasına baskıya çevirmediği müddetçe kendi kişiliğine uygun olarak yaşama hakkına sahiptir. Bundan dolayı da gelişmiş toplumlarda farklılıklar anlayış karşılanmakta; ötekileştirme ve baskı (mobbing) ise insan hakkı ihlali olarak görülmektedir.