SağlıkYaşam

Bağlanma – Bağlanamama Üzerine

“İnsanın şifası diğer insanlardadır.”

Baruch Spinoza

Bağlanmamak gerçekten özgürlük müdür?

Bağlanırsak kendimizi yitirmek zorunda mı kalırız?

Bu sorular gerek günlük hayatta, gerek seans odalarında irdelenen, benim de çok değer verdiğim ve hayatın özünü oluşturduğunu düşündüğüm konular.

Duygusal bağlanma, her insan yavrusu için yemek-su kadar doğal ve hayati bir ihtiyaçtır. Hayata ilk geldiğimizde, ilk bakıcımız (bu genelde anne olduğu için yazının kalanında anne olarak yazacağım, ama bizim temel bakımımızı üstlenen herhangi bir insan olabilir bu kişi) bizim için hem kendimizle hem dış dünyayla ilgili duygu şemalarımızı ve algılarımızı/inançlarımızı oluşturduğumuz ilk referans noktasıdır. Hayata yalnızca fiziksel ihtiyaçlarla doğmayız. Kucaklanmak, sakinleştirilmek, varlığının görülmesi, sevilmek de hayati önemdedir. Bir bebeğin annesi ile bu duygusal bağ olmadan hayatta kalması çok zorlaşır (eğer imkansızlaşmazsa). Annenin, bebeğin duygularını okuyabilmesi, onun ihtiyaçlarını yeterince ve tutarlı olarak karşılayabilmesi, bebeğin kendine ve dünyaya dair temsillerini oluşturur. Yetişkinlikte özellikle ilişkilerde yaşadığımız duygusal, düşünsel, davranışsal deneyimlerin de zeminini belirler.

Anneler, genelde doğal olarak bebekleriyle senkronize olurlar. Yani onların ne hissettiğini, ve sakinleşmesi için neye ihtiyacı olduğunu anlarlar. Bu ihtiyaçları karşılarken, bebeğin dayanabileceğinden daha uzun süre onu bekletmez, genelde zamanında ve tutarlı bir şekilde bu ihtiyaca cevap vermek isterler. Bebeğe sevgisini, şefkatini göstermek, kaygısını stresini dindirmek, onu rahatlatmak çoğu anne için mutluluk vericidir. Böyle bir bakım aslında bebeğin bütün hayatındaki en büyük şansıdır!

Harlow’un Maymunları

Bağlanma ihtiyacının yalnızca insanlarda değil, diğer memelilerde de varlığı bilinmektedir. Bunu Harry Harlow’un da maymunlarla yaptığı bir dizi etik olmayan çalışma göstermiştir. Bu deneyi kısaca özetlemek gerekirse: Annelerinden koparılan yavru maymunlara iki cansız vekil anne sunulmuştur. Bunlardan biri tel ve metalden oluşan, dolayısıyla soğuk ve sert olan, fakat göğsünde biberonla süt bulunan bir vekil annedir. Diğer vekil cansız anne ise peluştan oluşan, dolayısıyla sıcak ve yumuşak olan, fakat üzerinde herhangi bir besin taşımayan annedir. Başlangıçta yavru maymunlar iki vekil anneyi de reddederek, çaresizlik ve stres içinde gerçek annelerini ararlar. Bir süre sonra acıktıkları için göğsünde biberon olan telden yapılma anneye giderler. Fakat bu iletişim çok kısa sürer. Yavru maymunlar doyar doymaz peluş ve yumuşak annenin kucağında vakit geçirmeyi, uyumayı tercih ederler. Korku unsuru deneye katıldığında görülür ki, stres altındayken tercih edilen vekil anne yine peluştan yapılmış yumuşak annedir. Bu araştırmalar günümüzde duygusal bağlanmanın ne kadar önemli olduğunu gösterse de, izole edilen yavru maymunların ileride çeşitli ruhsal sıkıntılar yaşamasına sebep olduğu için etik bulunmamaktadır.

Güvenli Bağ

Yeterli ve tutarlı olarak duygusal bakım alan bebekler, hayatla, diğer insanlarla ve kendileriyle güvenli bir bağ oluştururlar.

Bağlanma stili her alanda hayatın fon müziğini oluşturan temel ilişkiyi oluşturur diyebiliriz. Nihayetinde adımlarımızın ritmini (kendimize, insanlara, ilişkilere , olaylara yaklaşımımızı) bu müzik belirleyecektir. Her alanda kendini gösterse de en belirgin olarak ortaya çıktığı yer yetişkinlikte kurulan romantik ilişkilerdir.

Bu bağ, yetişkinlik yaşamında kendine ve başkalarına değer verme, sevme, sevilmeyi kabul edebilme, kendine ve diğerlerine güvenebilme, hayatın zorluklarıyla sağlıklı bir şekilde baş edebilme, diğer insanların hislerini önemseyebilme, duyguları düzenleyebilme, hisleri doğrudan yaşayıp iletişim kurabilme, keyif alabilme gibi beceriler getirir. Ilişki kurmak güvenli bağlanan insanlarda doğal bir beceridir. Sevgiyi göstermekte, şefkate erişmekte, bağlılık ve sadakat göstermekte zorluk yaşamazlar. Duygularını göstermekte açık iletişime güvenir, taktiklere ihtiyaç duymazlar. Sorun ve çatışmada, erişilebilir ve yakın kalmayı becerebilirler. Biliniyor ki, güvenli bağ kurmak insanları daha özgür kılıp, hayata karşı hevesli, ihtiyaç ve isteklerinin farkında olup onları karşılarken karşılıklılığı da ihmal etmeyen bir tavırda yaşama olanağı sağlamakta.

Mizacımızdan ve hayatta yaşadığımız ilk deneyimlerden ötürü (bunlar anneyle olan ilk ilişkiyle ilgili olabileceği gibi, aile içindeki genel ortam, diğer önemli yetişkinlerle ilişkiler, yaşanılan travmatik deneyimler olabilir) güvenli bağlanmayı geliştiremediysek ilişkilerimizde sıklıkla kendini gösteren şikayetlerimiz olacaktır.

Güvensiz Bağlanma

Eğer güvensiz bir bağımız varsa, insanlarla olan ilk ilişkilerimizden fayda görmemiş, tam tersine bu ihtiyacımız ihmal edilmiş, ya da o ilişkiler içinde tehdit altında hissettirilmişizdir. Yani duygusal ihtiyaçlarımız karşılanmamış, bu ihtiyaçlara tutarsız bir şekilde davranılmış, ya da bu ihtiyaçlar (sevgi, şefkat, fiziksel temas gibi) aşağılanmış, suçlanmış, eleştirilmiş olabilir.

Güvensiz bağ da kendi içinde farklı alanlara ayrılır. Bir kısmı insan ilişkilerini boğucu ve gereksiz bulurken, diğerleri ilişki kurmayı ister, fakat güvenmekte , kendini yatıştırmakta, kendini aşıp diğeriyle gerçek bir bağ kurmakta zorlanırlar.

Bu stillere A ve B grubu olarak yakından bakalım.

A Grubu

Bu grupta ilişkilerde hissedilen kaygı düşükken, kaçınma yüksektir. Yani yakınlık arayışı yoktur. İlişki kavramı, bireysellikten çalan bir durum olarak görülür. Stres karşısında kendini rahatlatma yolu uzaklaşmaktır. İlişkilerde genel olarak deneyimlenen haller şöyledir (bu maddeler çoğaltılabileceği gibi, hepsinin bir kişide bulunması da gerekmez):

  • Duygusal olarak erişilmez olmak. Diğer insanla duygusal yakınlık kurulamadığı gibi, kişinin kendi hislerine karşı da yabancı ve bağlantısız olması. Donuk bir ruh hali.
  • Yalnızlığa ve bireyselliğe yapılan aşırı vurgu, kısa ve yüzeysel ilişkiler, genelde birden fazla kişiyle, fakat hiçbiriyle derinleşmeyen flört etme durumu.
  • Önceki ya da halihazırdaki partneri (bazen şaka yoluyla) aşağılama.
  • Duygusal ya da fiziksel olarak uzaklık stratejileri (yıllar süren ilişkiye ya da evli olmaya rağmen ayrı evlerde yaşamak istemek, ayrı yataklarda uyumak istemek, tatillere yalnız gitme isteği vs.)
  • Partnerini kendi hayatından uzak tutmaya çalışmak (iş yerini söylememek, arkadaş veya aileden uzak tutmaya çalışmak vs.)
  • İdeal bir kadın/erkek figürine bağlanıp, gerçekdışı beklentiler oluşturmak. (Bu “ideal” eski ve ulaşılamaz bir sevgili olabileceği gibi henüz karşılaşılmamış bir insan da olabilir). Olası partnerleri bu ideale uymadığı düşünülen ne ufak belirtide çabuk bir şekilde elemek.
  • İlişkilerin nasıl olması gerektiğine dair aşırı katı kurallara sahip olma, bunu esnetememe hali. Bunlar, partnerin fiziksel özelliklerine dair katı beklentiler olabileceği gibi, ilişkinin geleceği ile de ilgili olabilir. Örneğin: “Kesinlikle evlenmeyeceğim”.
  • Partner tarafından tuzağa düşürüleceği, kullanılacağına dair inanç.
  • Tartışma ve çatışma durumlarında ortadan yok olma, fiziksel ya da duygusal olarak kendini kapama, erişilemez olma hali.
  • Genelde birden fazla kişiyle görüşme.
  • İlişkinin geleceği ile ilgili belirsizlik, beraber plan yapmama, tek başına karar vermek isteme hali.

B Grubu

Bu grupta yakınlık ihtiyacı son derece belirginken, kaygı da yüksektir. Stres karşısında kendini rahatlatma yolu aşırı yakınlıktır. İlişkilerde genel deneyimler şöyledir:

  • İlişkide fiziksel ya da duygusal yakınlığa aşırı istekli olmak (henüz yeni flört aşamasındayken beraber eve çıkmayı, evlenmeyi istemek ya da devamlı fiziksel temas halinde olmayı istemek vb.)
  • Güvensizlik ve aşırı endişe (Partnere eski sevgililerle ilgili ayrıntılı sorular sorarak kendini kıyaslama, partnerin duygularını kaybedeceği, başka birine ilgi duyup duymadığı düşüncesiyle ilgili aşırı endişe vb.)
  • İlişkide olmadığında yoğun bir mutsuzluk hissetme (“Kimseyi bulamayacağım, beni kimse istemeyecek, hep yalnız kalacağım” gibi düşünceler.)
  • Partnerin ilgi ve dikkatini çekmek için taktikler yapma (meşgul ya da uzakmış gibi görünerek üzerine düşmesini ummak, ilgi almak için surat asmak vs.)
  • İhtiyaç ve istekleri ifade etmeyerek, tahmin edilmesini beklemek. Tahmin edilmediğinde öfke patlamaları yaşamak.
  • Sıklıkla alınganlık
  • Tartışmalar esnasında tehdit etmek, aşırı öfke, eleştirellik.
  • İlişkilerin gidişatını karşıdakinin adımlarına göre belirlemek, kendi duygularına izin vermemek (“O sevdiğini söylediğinde, ben de sevdiğimi söyleyebilirim, o bunu bir ilişki gibi görürse ben de görebilirim” gibi.)
  • Sevilip sevilmediğine, her şeyin yolunda olup olmadığına dair ilişkiyi aşırı inceleme, hassas olma hali.
  • İlişki ile ilgili çok yoğun bir odak ve endişe.

Bağlanma stilinin esnek ve dinamik bir durum olduğunu akılda tutmakta fayda var. Stiliniz ne olursa olsun, psikoterapi süreci ya da kuracağınız güvenli bağ içinde romantik ilişki, yalnızca şu andaki durumu değil, geçmişinizi nasıl hatırladığınızı, hikayenizi nasıl kurguladığınızı da dönüştürüp, iyileştirecektir. Geçmiş; yaşadığımız olgulardan çok, yaşadıklarımızı hikayeye nasıl yerleştirdiğimizdir ve “şimdi”nin bulanık (ve berrak) sularından etkilenir.

Dikkatle bakıldığında özellikle güvensiz bağlanma stilinin yansımalarının aslında romantik ilişkilerde birbirleri için tamamlayıcı oldukları, kaçma kovalama döngüsü yarattıkları görülebilir. Zaman zaman güvenli bağlanan insanlar da, bazı ilişkilerde kendilerini kovalayan ya da kaçan rollerde bulabilirler. Bu ilişkilerden aldığımız doyumu düşüren bir durumdur. Bir sonraki yazımda, ilişki içerisinde ortaya çıkan bağlanma ihtiyaçları, bu ihtiyaçlarla başa çıkma yollarımızın bizi nasıl kaçma-kovalama döngüsüne soktuğundan bahsedeceğim.

Sevgiyle.

 




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı