05 Aralık 2016

Zehir Adası

Zehir Adası
Haber İçi Üst

YÜZDE 80… KKTC’de artan kanser vakalarının önüne geçilemezken, genetik nedenlerin dışında, çevresel etkenlerin oranı yüzde 80. Ülkede, kansere davetiye çıkaran etkenlerle mücadelede yetersiz kalınıyor. Uzmanlara göre, genetikle mücadele zor ancak, çevresel etkenler engellenebilir

 DÜNYADA ÜÇÜNCÜ… KKTC, kanser sıralamasında dünyanın en kötü üç ülkesi arasında. Kıbrıslı Türklerin genetiği nedeniyle kansere yakalanma oranı yüzde 20. Sadece sigara, pipo, puro, nargile değil, kirli çevre ve zehir solunan hava da KKTC’de kanserin en büyük etkeni

HEPSİ BELLİ, YASA VAR, TEDBİR YOK… Teknecik Elektrik Santrali ve AKDSA Elektrik Santrali filtresiz çalışıyor. Az da olsa, fabrikalardan çıkan atıklar çevreye dağılıyor. Egzoz emisyon ölçümleri yetersiz, birçok araba etrafa zehir saçıyor. Lefke bölgesi için CMC atıkları tam bir ölüm alanı

 GIDAYA DİKKAT… Kıbrıs Türk Tabipler Birliği, özellikle yediğimiz gıdalara dikkat çekerek, tarım alanlarında kullanılan zehir oranının yüksekliğine vurgu yaptı. Avrupa Birliği’nde kişi başı düşen zehirli ilaç miktarı yıllık 280 gram iken bu rakam KKTC’de kişi başı 2 bin 942 gram.  ABD’de kullanılan zehrin 10 katı

KKTC’de her geçen gün kanser sayısı arterken, uzmanlar kanser hastalığına neden olan faktörlerde önceliğin çevresel etkenler olduğuna dikkat çekiyor. Kuzey Kıbrıs’ta kansere neden olan çevresel etkenlere yönelik savaş ise tam olarak verilemiyor. Bugün Teknecik Elektrik Santrali ve AKDSA Elektrik Santrali filtresiz çalışıyor. Az da olsa, fabrikalardan çıkan atıklar çevreye dağılıyor. Egzoz emisyon ölçümleri yetersiz, birçok araba etrafa zehir saçıyor. Lefke bölgesi için CMC atıkları tam bir ölüm alanı.
Kıbrıs Türk Tabipler Birliği, özellikle yediğimiz gıdalara dikkat çekerek, tarım alanlarında kullanılan zehir oranının yüksekliğine vurgu yaptı. Avrupa Birliği’nde kişi başı düşen zehirli ilaç miktarı yıllık 280 gram iken bu rakam KKTC’de kişi  başı 2 bin 942 gram.  ABD’de kullanılan zehrin 10 katı. Sağlık ve çevre uzmanları,  eğer ilgili merciler kolları sıvarsa çevresel etkenlerin azaltılabileceği görüşünde.

Bektaş: Santraller birinci faktör
Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Nilden Bektaş kanser riskini artıran etmenlerin başında elektrik santralleri, kimyasal ilaçlar, sivrisinek, haşerelerde kullanılan ilaçlar ve CMC’nin yarattığı çevre kirliliklerinin geldiğini belirtti.  Bektaş, elektrik santralinin baca gazı arıtma sisteminden geçirilmediği için ortama zehirli gazlar saçmakta olduğunu ve kanser riskini ortaya çıkaran çevresel kirliğin başında geldiğini söyledi.
Bektaş, ülkede bir diğer kanser riskine maruz kaldığımız kimyasal ilaçlara değinerek yediğimiz besinlerin kanser riski içerdiğine vurgu yaptı. Bektaş, etkin bir toplumsal denetim olmadığı için yediğimiz sebze ve meyvelerden kanser bulunabilineceğini vurguladı.
Bektaş,  sivrisinek ve haşerelerle mücadelede kullanılan kimyasalların da ülkenin yıllardır değişmeyen ayıbı olduğuna ve toplumun sağlığını ciddi bir şekilde tehdit ettiğine değindi. Bektaş, “Toprak kirliliği ile ilgili yapılan araştırmalar var. Topraklarımızın bir kısmında zehirli kimyasallar bulunmaktadır. Besin döngüsü nedeniyle bu zehirlere maruz kalmaktayız” dedi.

“CMC zehir saçmaya devam ediyor”
Bektaş, kansere neden olan bir diğer etmen ise ülkenin kronikleşmiş çevre sorunu olan CMC’nin yarattığı çevresel kirlilik olduğuna belirterek CMC konusunda çeşitli önlemler alınsa da sorunun güncelliğini koruyup zehir saçmaya devam ettiğine vurgu yaptı.
Beştaş, ülkede çevresel kirliliklerin toplum sağlığını olumsuz yönde etkilediğini yıllardır dile getirildiğini ve yapılan araştırmalar ile bu gerçeğin gözler önüne serildiğini belirtti.  Bektaş: “Acil bir şekilde çevre sorunları konusunda atılacak somut adımları görmek istiyoruz ve yeni hükümetten de bunu bekliyoruz” diye konuştu.
Nilden Bektaş, atık pillerden de kaynaklanan kimyasal kirlikler olduğunu söyledi. Bektaş, atık pillerin son birkaç yıl içinde ayrı toplanmaya başladığını ancak yeterli ve etkin denetim olmadığı için ülkedeki tüm atık pillerin toplanamadığına değindi. Bektaş “Bu piller tehlikeli atık sınıfına girmekte ve atıldığı yerde birçok zehirli kimyasal bırakabilmektedir. Dolayısıyla bu konuda da etkin bir denetim ve ayrı toplanması için çalışmaların artırılması gerekir” ifadelerini kullandı. Bektaş, ülkede 1812 sayılı yeni bir çevre yasası ile çevre yasası oluşturulduğunu, yasanın birçok kuruma ve özellikle Çevre Kurumu Dairesi’ne denetim konusunda birçok yetki verdiğini belirtti. Bektaş, denetimlerin eksiksiz bir şekilde yerine getirildiğini söylemenin mümkün olmadığını söyledi. Bektaş, “Ebetteki çevre konusu tek bir kurumun başarabileceği ve koruya bileceği konu değildir. Gerek yerel yönetimler olsun gerek Sağlık Bakanlığı olsun gerekse de ilgili çevre için yetkilendirilen herhangi bir kurum olsun tüm kurumların üzerlerine düşen görevleri eskizsiz yerine getirmesi ve denetim mekanizmasının etkin çalışa bilmesi için bu kurumların mekanizmalarına yerleşmesi gerekmektedir” diyerek sözlerini noktaladı.

 

Köroğlu: İnsanların yaşama hakları ellerinden alınıyor
Tabipler Birliği Genel Sekreteri Dt. Teksen Köroğlu, ülkemizde tam anlamıyla bir çevre felaketi yaşandığını ve buna göz yumulduğunu kaydetti. Köroğlu, on yıllardır ülkeyi yönetenlerin insan sağlığını göz ardı ederek yaşama hakkı tanımadıklarını vurguladı.  “Kanser yapıcı etkenlere kendi zararımıza müsamaha var. Kanser sayısı her gün fazlalaşıyor” diyen Köroğlu, KKTC’de çevresel faktörlerin kansere olan etkisinin yüzde doksanlarda seyrettiğini belirtti. Köroğlu şunları ifade etti: “Bizim etrafımızda havadan sudan ve gıdalardan maalesef hiçbiri sağlıklı değil. Kalecik Santrali, Teknecik bunlardan bazıları. Hava kirliliğine bakıldığında devlet verilerinde bile bizim havamızın fazlasıyla kirli olduğu ortada. Normal standartlarda çıkan kirlilik 50 olması ve bunun bir yılda sadece 35 gün olması gerekirken,  Mağusa, Lefkoşa ve Güzelyurt’ta  yılın yarısından fazlasındaki günlerde hava kirliliği var, insanlar zehirleniyor. Teknecik ve Kalecik’ten çıkan zehirli gazlar yıllardır insanlarımızı etkiliyor, doğayı tahrip ediyor.”

“Çevresel nedenler belirlenmeli”
Köroğlu, ayrıca çevresel nedenlerin belirlenmesi gerektiğini, bunların ortadan kalkması ya da etkilerinin azaltılmasına yönelik çabalarla kanserin azaltılabileceğini dile getirdi. Köroğlu, “Yiyeceklerimizi, sularımızı, havamızı kirleten, kanser yapıcı maddelerin ortadan kalkması için hep birlikte çalışmamız gerekir. Tarım ilaçları inanılmaz boyutta geliyor ülkemize. Avrupa Birliği’nde kişi başı düşen zehirli ilaç miktarı yıllık 280 gram. KKTC’de bu rakam kişi başı 2 bin 942 gram.  ABD’de de tarım arazisi 135 milyon, TC’de 28 milyon, KKTC’de ise 187 bin hektar. TC’de hektar başına 620 gram ilaç düşerken, KKTC’de bu miktar   4 bin 630 gram. Yani bize kişi başına on kat daha fazla ilaç düşer. Öte yandan katı atık sorunumuz devam ediyor.  Dikmen’i ortadan kaldırdım ama Güngör de AB standartlarında çalışmıyor. Atık su kirliliği ayrı bir konu.  Halk  sağlığı büyük risk altında” şeklinde konuştu.

 

Sahir:  Hava kirliliği büyük etken
Yeşil Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir, Dr. Mine Çağlar’ın da sözlerini destekledi ve ülkemizde üç ana başlığın kansere neden olduğunu söyledi. Bunları hava kirliliği, gıda kirliliği ve yaşam koşulları olarak tanımladı. Sahir, bunların hiçbirinin de genetik olmadığına dikkat çekti ve ülkemizde özellikle hava kirliliği konusunda insan hayatının etkilendiğini söyledi. Sahir, yanan çöplük dumanları ve bacalara dikkat çekerek, devlet eliyle yapılmış santrallerden çıkan zehirlere işaret ederek, Teknecik Elektrik Santral’ine vurgu yaptı. Santrallerde en kötü yakıtın kullanılarak havanın kirletildiğini söyleyen Sahir şunları söyledi: “Öte yandan egzozlarla ilgili bir çalışma hakkıyla yapılamadı. Araçlara yılda birkaç kez sadece muayene yapılarak soruluyor. Bu bir yana, her halükarda araç muayene edilse  bile egzozun kirletici  bir yanı vardır. Trafik bazı saatlerde öyle bir tıkanır ki trafik durur ve araçlar limitlerin üzerine çıkacak kadar kirlilik yaratır. Toz da büyük bir etki. Yurt dışından ve içinden gelen, inşaatlardan yükselen,  taş ocaklarından çıkan toz havaya karışıyor. Ağaçlar ömür boyunca tozu havadan süzüp yere indirirler. Ülkemizde yeterli ağaç da yok. Bazen bu tozlar limitlerin üzerinde tehlikeli boyutlara ulaşıyor ve ciğerlerimize yerleşiyor. Gıda kirliği de çok önemli. Kullanılan kimyasallarla toprağın kimyası bozuldu, yer altı sularını tehdit eder hale geldi, denizlere ulaştı, gıdalara bulaştı. Bunların hepsi kanserojen maddeler. Bunun gibi daha bir çok konu var.”

 

Atakol: Plastikler büyük sebep
Çevre Koruma Vakfı (ÇEKOVA) Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Atakol hava kirliliğine neden olan etkenlerin başında plastiklerin geldiğini, bunların bilinçsizce doğaya atıldığını söyledi. Atakol, plastiklerin ülkeyi baştan aşağı kapladığını;  dağların, denizlerin, plajların her yerin atıklarla dolduğunu belirtti.
Atakol plastiğin KKTC’de yoğun kullanılmasının kansere neden olduğuna vurgu yaparak plastiklerin ömrünün 300- 400 yıla kadar uzandığını, doğaya atılan bir poşetin zehrini toprakta yüzyıllarca barındığını belirtti. Atakol: “İnsanlar plastiği atıyor eridi bitti diyor ama öyle olmuyor plastiğin toprakta bıraktığı zehir sürüyor” dedi. Atakol, Bangladeş ve Ruanda gibi dünyanın en sakin az gelişmiş ülkelerinde bile plastik kullanımının yasaklandığını, bazı ülkelerin ise kullanımı minimize edilip sıfırlamaya çalıştığını söyledi.

“Kanserde 5. sıradayız”
Atakol, yapılan istatistiklere göre 192 ülke arasında KKTC’nin kanserde 5. sırada yer aldığına vurgu yaparak hava kirliliğinin Avrupa standartlarının üzerinde çıktığını kaydetti. Ayrıca tarım ilaçlarının da acemice kullandığını dile getiren Atakol, tarım ilaçlarının kanserojen etkisi olan ilaçlar olduğunu, sebze ve meyvelerde kullanılan ilaçların denetimle ve bilinçli kullanılması gerektiğini vurguladı.
Atakol, hava kirliliğine neden olan arabalardan çıkan egzoz dumanı ve Teknecik gibi elektrik santrallerinin bacalarından çıkan duman olduğuna vurgu yaptı. Atakol, araba egzozlarından çıkan dumanın hava kirliliğine neden olduğunu ve kanser riskini artırdığını belirterek egzoz dumanının teneffüs edildiğinde ciğerlerimize kadar gittiğini hastalık saçtığını söyledi.
Atakol temel onkoloji uzmanı Mine Çağlar’ın söylediklerine katılmamanın mümkün olmadığını çevresel faktörlerin kanser riskini artırdığını belirtti.
Atakol, Kuzey Kıbrıs’ta cezai müdahili olmadığı için vatandaşın çöpünü boş bulduğu yere döktüğünü ve hava kirliliğinin her geçen gün daha da kötüye gittiğini belirti.
Atkol, “Bir yere gidip çöp toplamak temizlemek değildir. 3 gün sonra yeniden kirletilir. Esas olan eğitim ve cezai müeyyidedir. Cezai müeyyide çıkarılması gerekir” dedi.

 

Turizm ve Çevre Bakanı Mehmet Harmancı, çevre ve sağlık konularında, koordinasyon eksikliği yaşandığını söyledi, birimleri iş birliğine çağırdı:

Harmancı: Egzozda lisans veren yerler denetlenecek

Turizm ve Çevre Bakanı Mehmet Harmancı,  çevresel faktörler ve kanser gerçeğiyle alakalı ortada net bir tablo olmadığını sadece devlet mekanizmalarının yaptığı çeşitli uyarıların olduğunu söyledi. Harmancı, bununla ilgili özellikle Sağlık Bakanlığı’nın taramalar yapması gerektiğini vurgulayarak, “Örneğin Teknecik’te beli oranda kükürt atılıyor diyoruz ama bunun kanserojen etkileri, Sağlık Bakanlığı ve ilgili uzmanlar tarafından tespit edilmelidir.  Öte yansan egzozla alakalı bir tüzükle beraber emisyonlar, testler uygulanır.  Artık bu testleri denetimler de sağlıklı değil. Bununla ilgili denetimlerin artması için yazılı uyarı verdik.  Artık bu lisans veren yeler denetlenecek” diye konuştu.

“Ciddi politika üretilmeli”
Harmancı, çevrede daha birçok sıkıntı olduğuna dikkat çekerek, özellikle CMC ve verdiği etkilerin araştırılmasının çeşitli dönemlerde yapılsa bile daha fazla gündemde olması gerektiğini söyledi. Harmancı, bunun uzmanlar tarafından değerlendirilmesi gerektiğini de vurguladı ve bu konuda görev alanların ciddi politika üretmesinin şart olduğunu ifade etti. Harmancı ayrıca şunları dile getirdi: “Kanserojen olmasa da taş ocakları meselesi var. Kirli sanayi tesislerine izin veriyoruz ancak denetlemede ciddi eksiklikler var. Tozun ise bu adada en büyük sorun olduğunu düşünüyorum. Toz önleyici sistemlerin şirketler tarafından kullanılmayışı büyük sorun.  Bu göze görülen bir hasar veriyor. Sağlık ekipleri denetlemeli.”

“Üç bakanlığın ortak hareketi şart”
Harmancı,  Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve kendi bakanlıklarının ortak hareket etmesi gerektiğini de vurguladı. Harmancı, “Birimler arası  koordinasyon eksikliği var. Örneğin bacadan çıkan zehir oranı belli.  Filtreyi takacak olan kim? Enerji Bakanlığı.  Biz bunu zorlamaya çalışıyoruz. Koordinasyonun kesinlikle sağlanması gerekir” dedi.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam