Yazar hakkında :
Fasıl 113 Şirketler Yasası; yeniden düzenleme şart oldu
Bilindiği üzere, ülkemizde faaliyet gösteren limitet (özel ve halka açık) ve ortaklık şirketlerinin faaliyetleri, Fasıl 113 Şirketler Yasası altında düzenlenmekte ve denetlenmektedir. Mevcut yasanın, ülke gereksinimleri doğrultusunda yeniden düzenlenmesi, zorunlu hale gelmiştir.
Türkiye görsel ve yazılı basınını takip eden kişilerin de görebileceği gibi, Türkiye’de Yeni Türk Ticaret Kanunu (TTK) sürekli olarak tartışılmakta ve ülke ekonomik yaşamına getireceği olumlu sinerji tartışılmaktadır. Yeni TTK Yasası Türkiye’de, 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek. Yeni yasa ile birlikte özellikle KOBİ niteliğindeki aile şirketleri, kurumsallaşma adına çok önemli karar aşamasına da gelmiş olacak. Ya radikal karar alıp, yeni yasanın getireceği maliyet ve operasyon yükünü karşılayabilme adına organizasyon yapılarını yeniden yapılandıracaklar ya da sektörden süre içerisinde yok olup gidecekler.
Yeni TTK Yasası, özellikle Kurumsal Yönetim İlkeleri, İç denetim, Bilgi güvenliği ve Web sitesi, Mali durum analizi ve Finansal Raporlama Standartlarının UFRS (Uluslararası Finansal Raporlama Standartları)’e uyumu ve Bağımsız denetim olgusunun bir kat daha önem arz edeceği bir sürecin başlangıcı olacak.
Peki, Türkiye’deki bu gelişmeleri izlerken, ülkemizde 1974 yılından bu yana yürürlükte olan ve Şirket kurallarının Fasıl 113 Şirketler Yasası altında düzenlenip, denetlendiği günümüz koşullarında, mevcut yasanın uygulanabilirliği de artık tartışma konusu haline gelmiştir. Günümüze kadar bütünlüklü bir değişime uğramayan mevcut yasa, ticaret hayatında aktif rol üstlenen şirket hissedarları, yönetim kurulu üyeleri, bağımsız denetçiler ve diğer piyasa aktörleri açısından güncelliğini yitirmiştir. Peki gelinen aşamada, yeni TTK’nın ülke ekonomik yapısı düşünüldüğünde, ülkemiz açısından uygulanabilirliği artık tartışma konusu haline getirip yeni düzenlemeleri ivedi olarak hayata geçirmemiz gerekmektedir.
Ülkemiz açısından mevcut yasanın uygulanabilirliğini değerlendirdiğimiz zaman, aslında günümüz ticari yaşamında karşılaşmış olduğumuz birçok hastalığa ilaç olacağı ortadadır. Örneğin en önemli eksikliklerimizin başında gelen şeffaf mali rapor ve şirket faaliyetlerinin değerlendirilmesi olgusu, sektörü belirli bir disiplin altına alması bakımından çok önemlidir. Bugün özellikle Kıb-Tek olayında, sürekli olarak kurumun “işte şu kadar şuraya borcu var” denilmektedir. Peki bu söylemleri bugüne kadar, kurumun hazırlamış olduğu ve bağımsız denetçiler tarafından onaylanan mali tablolarını inceleme fırsatı bulabildik mi? Tabii ki hayır. Bu yüzden olaya sadece bu açıdan bile baktığımız zaman, hesap verilebilirlik ve şeffaflık açısından bu tür uygulamaların hayata geçmesi önemlidir.
Ayrıca Kurumsal Yönetim İlkeleri ve İç denetim mekanizmasını doğru ve sağlıklı bir şekilde sektöre adapte edebilirsek, özellikle kamu, kurum ve kuruluşları ve devlet dairelerinde yaşanan ve bundan sonraki süreçte de yaşanması muhtemel yolsuzluk, suistimal ve hata olaylarını da minimum seviyeye indirgemiş olacağız.
Yeni uygulamanın bir diğer önemli unsuru, dış yatırımı ülkeye kazandırma adına mali tabloların UFRS (Uluslararası Finansal Raporlama Standartları)’e uyumlu hale getirilmesi ile birlikte, yurt dışındaki diğer firmalarla aynı dili konuşma yeteneğine sahip mali tabloların, yabancı yatırımcının kolayca anlayabileceği yapının oluşturulması, muhakkak ki çok önemli etken olacaktır. Tabii UFRS’yi hayata geçirebilmek için, öncelikle sektörde faaliyet gösteren aktörlerin, belirli eğitimden geçirilmesi ve uluslararası uygulamalara adaptasyonu sağlanmalıdır.
Ülkemizde faaliyet gösteren birçok firma yöneticileri, şirket mali tablolarının, sadece vergi amaçlı düzenlendiğini ve bu yüzden sadece Vergi Dairesi’ne sorumlu olunduğu konusunda yanlış bir düşünceleri vardır. Halbuki yurt dışındaki uygulamalara baktığımız zaman, mali tablolar, şirketin aynasıdır. Finansal raporlamanın kalitesi ve şeffaflığı, bankalar, finans kuruluşları, yatırımcılar, kredi kayıt büroları ve diğer kurumlar için önem arz etmektedir. Örneğin, yarın anlaşma olsa ve ülkemizde faaliyet gösteren kamu veya özel şirketlerin dış finansman gereksinimine ihtiyaç duyulsa, mevcut mali yapı ile yurt dışı finansmana erişim mümkün olmayacaktır.
Mevcut yapı ile sürdürülebilir ve etkin ticaret kurallarına sahip olunamayacağı ve gelişen ekonomik şartlara ayak uydurabilme adına, şirketlerimizin uluslararası arenada rekabet edebilme olgusunun da geliştirilmesi, birincil hedef olmalıdır. Mevcut izolasyonlar bir yana, her an anlaşma ortamının oluşabileceği vizyonu ile şirketlerimizin uluslararası arenadaki rekabet kabiliyetini artırıcı yönde tedbirler almamız gerekmektedir. Bunu yaparken de çok fazla uzağa gitmeden, hemen yanı başımızda bulunan Türkiye’deki yeni uygulamaları, ülke ekonomik yapısına uygun adapte etmemiz gerekmektedir.
Henüz Yorum Yok.
İlk Yorum Yapan Siz Olmak İstermisiniz.

Güncel Köşe Yazıları
- Her görüş değerlidir...
- Dünyanın en iyi restoranları
- Ekonomik kriz ve Kıbrıs sorunu!
- UBP muhtırası!!!
- Kabineyi “Kartal yaptı” ve gitti
- Bizi tahrik ediyorlar...
- DEVRALMA ZAMANI
- CTP’liler devre dışı kalmamalı… Tarihi hatadır
- UBP içerisinde bu yıkıma dur diyebilecek yürek olm..
- İrsen Küçük aralık ayını bekliyor...
- Atilâ’nın Defteralı isyanı
- 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı...
- BES ve öfke kontrolü
- Ankara neden versin ki?
Yorumlanan Yazılar
Be Gavole
24.05.2012 - 10:46
“ANKARA VERMEYE MECBURDUR…”
m.zeki
24.05.2012 - 07:22
Ankara neden versin ki?
durmuş adsız
23.05.2012 - 07:40
Esen rüzgar etrafı toparlar mı?
M.ZEKI
22.05.2012 - 08:45
Ülkenin ihtiyacı nedir?
Be Gavole
21.05.2012 - 08:52
1958 Lefke Olayları














