Yazar hakkında : Yazar
Sağlıkta “katkı payı fonu” öncelikli miydi?
Sağlıktaki sistem tartışmaları yine bir şekilde çok gündemde bu aralar. Hükümetin yasallaşan “katkı fonu”nu uygulamaya sokması ile tartışmalar üst boyutlara ulaştı. Uygulamaya ihtiyatla yaklaşanlar da var ama itiraz edenler de doğal olarak çoğunlukta. Hatta konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini söyleyen örgütler de mevcut. İnsanlar gerekçeleri tam bilmediğinden, çok da haklı olarak “ben sigorta ödüyorum, prim yatırıyorum, neden bir de katkı ödeyeyim?” diyor.
Sağlık sistemimizdeki tartışmalar nerdeyse Kıbrıs sorunu kadar eskidir. Yirmi iki yıldır sağlık servislerinde çalışan bir hekimim. İlk başladığım günlerde sistem konusunda yapılan tartışmalarımıza müdahil olan, şimdi emekli bir abimizin sözleri kulaklarımda çınlar: “Bu konuları konuşmaktan usandım ve yoruldum. Memlekete geldiğimde genç bir hekim idim, şimdi emekli oluyorum, bir arpa boyu yol alındığını, görmedim” demişti. Ne tuhaf ki bizim nesil de şimdi o noktaya geliyor…
“Katkı fonu” hakkındaki düşüncelerimi birkaç paragraf sonra aktaracağım. Ancak, önce işin özünden bahsetmekte fayda vardır. Aslında inancım odur ki sağlıkta reform yapılacaksa, bu şekilde başlanmamalıydı. Gerek Sağlık Şurası’nın, gerek master plan çalışmalarının ortaya çıkarttığı ve günün koşullarına uygun hale getirilecek sistemi kurmamıza yönelik yasalara öncelik verilmeliydi. Hele hele geçtiğimiz hükümet döneminde yasallaşan ve iki maddesi Anayasa Mahkemesi’nden dönünce tamamen “gadük” sayılan Sağlık Çalışanları Yasası’nın hızla revize edilip tekrar uygulamaya konulması, başta hekimler olmak üzere tüm çalışanların çalışma koşullarının yasal zemin içine oturtulması beklenirken, birdenbire başka telde nota çalmanın hiç anlamı yoktu.
Önce bahse konu yasayı Anayasa’ya uygun hale getirir, sonra hızla Hasta Hakları Yasası, Özel Hastaneler Yasası, Genel Sağlık Sigortası Yasası, Döner Sermaye Yasası’nı geçirir, sistemini kurar, sonra yine ihtiyaç duyulursa “fon” oluşturulurdu.
Ne var ki hiç gündemde olmayan katkı fonunu birden uygulamaya koymanın tartışmalar yaratacağı aşikardı. Nitekim açıklamaların da birbirinden tutarsız yapılması iyice kafaları bulandırdı. Uygulamayı yapacak olan memurlar da hizmeti alacak vatandaşlar da ne yapacağını bilmez duruma geldi. Veznedeki adam para alsa vay almasa vay…
Bu arada ilk tespitleri size açıklayım ki bu benim kişisel ve erken gözlemimdir. Yanılabilirim. Polikliniklere gelen hasta sayısında azalma var. Özellikle vatandaş gelmişken bir de “x” doktora görüneyim anlayışından sanki şimdilik vazgeçmiş gibi. Acil servislere de gerçek aciller dışında başvuru sayısı çok azaldı.
Bu tespitten yola çıkarsak katkı fonu uygulaması, hastanelerimize başvuran hasta sayısının azalmasına neden olacağı, bunun da tasarruf demek olduğu alenidir.
Aslında “katkı payı” uygulaması çoğu gelişmiş sağlık sistemine sahip ülkelerde de uygulanmaktadır. Sağlık gerçekten çok pahalı bir sektördür ve gelişen teknolojiye devamlı sahip olmak için ciddi finansal kaynaklara ihtiyaç vardır. Bu nedenle sistemini kurmuş ülkeler verdikleri hizmetlerin karşılığında vatandaşından, önceden belirlenen rakamdan belli oranda fon katkısı alırken, yabancıdan bu rakamın tamamını almaktadır.
Çok uzağa gitmeye gerek yok. Örneğin Güney Kıbrıs’tan sağlık hizmeti alacaksanız, gider en azından 2 Euro öder tüm hizmetlerden faydalanırsınız. Avrupa’nın diğer birçok ülkesinde bu oran %0,5-2 arasında değişmektedir. Örnek vermek gerekirse bir baypas ameliyatı o ülkede 6000 Euro olarak ücretlendirilmişse vatandaşın ödeyeceği katkı payı 40 ile 120 Euro arasında değişmektedir. Ancak sosyal güvencesi olmayan kişiler 6000 Euro’nun tamamını ödemektedir.
Bizdeki uygulamada direkt her hizmete katkı olarak belirgin bir rakamın açıklanması bence yanlıştır. Hizmetin asıl bedeli saptanmalı ve yüzdelik olarak %0,5-1 arasında katkı payı alınması daha doğru olacaktı. Tabii bunun gerek ve yeterlilik şartı da sosyal güvenlik şemsiyesi dışında kalan herkesten tam ücret alınmasıdır.
Lale devri bitmiştir. Sistem hızla oturtulmalıdır. Çalışanın fedakarlık yapacağı çalışma yasaları yanı sıra hizmet alıcılarının da fedakarlık yapması gereken bir devirdeyiz. Yapmazsak boşuna ağlamanın ve sızlamanın anlamı yoktur.
Özetlemek gerekirse, ben:
1- Önce sistem yasaları geçmeliydi diyorum. O zaman vatandaş da kendisinin de gayrete gelmesi gerektiğine inanabilirdi.
2- Sonrasında katkı fonu uygulaması dünyadaki örnekleri gibi yapılmalı, vatandaşına ve sosyal güvenlik şemsiyesi altında olanlara cüzi yüzdelikler olarak uygulanmalıydı
diyorum.
Herkese bol sağlıklı günler diliyorum.
Haftanın Fıkrası
Abimiz koyu kahverengi deri, yarım botu alıp kasaya yanaşıyor. Kasadaki kız botları poşete koyarken, sayın abimiz de soruyor:
- “43 lira değil mi?..”
- Kız, “Ne münasebet” der gibi bakıyor ve “Bunlar orijinal deri... İndirimli fiyatı 180 lira.”
Abimizin bitiş cümleleri, kızcağızın kopuş anına denk geliyor:
- “Olur mu hanımefendi, altında ‘Size 43’ yazıyor...”
Anlayamadıklarım
Geçen hafta polis uyuşturucu operasyonu yaptı ve saptandı ki zanlılar tam on beş kez Hatay ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında gidip gelmişler. Anlayamadım yahu ben şimdi, o şarkı Girne’den yol bağladık Anadolu’ya değil miydi? Yoksa artık direkt Hatay’a mı bağlandık?
SAĞLIK KONULARINDA TAM BİR OTORİTESİNİZ HOCAM. AMA DİNLEYEN OKUYAN VAR MI? O AYRI KONU...

Güncel Köşe Yazıları
- Her görüş değerlidir...
- Dünyanın en iyi restoranları
- Ekonomik kriz ve Kıbrıs sorunu!
- UBP muhtırası!!!
- Kabineyi “Kartal yaptı” ve gitti
- Bizi tahrik ediyorlar...
- DEVRALMA ZAMANI
- CTP’liler devre dışı kalmamalı… Tarihi hatadır
- UBP içerisinde bu yıkıma dur diyebilecek yürek olm..
- İrsen Küçük aralık ayını bekliyor...
- Atilâ’nın Defteralı isyanı
- 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı...
- BES ve öfke kontrolü
- Ankara neden versin ki?
Yorumlanan Yazılar
Be Gavole
24.05.2012 - 10:46
“ANKARA VERMEYE MECBURDUR…”
m.zeki
24.05.2012 - 07:22
Ankara neden versin ki?
durmuş adsız
23.05.2012 - 07:40
Esen rüzgar etrafı toparlar mı?
M.ZEKI
22.05.2012 - 08:45
Ülkenin ihtiyacı nedir?
Be Gavole
21.05.2012 - 08:52
1958 Lefke Olayları














