22.02.2012 - 00:45
Okunma (93)
Yorum (0)
Paylaş

Yazar hakkında :

Su

Enerji içeceği başka, sporcu içeceği tabii ki başka. Kimsisi enerji içeceği-votka ile statta/sahada Ali-Zavra gibi sürünür, kimisi sporcu içeceğinin de yardımıyla rekorlar kırar. Hani şu; “Su uyur, düşman uyumaz; Sular seller gibi okuyor; Zaman su gibi akıp geçiyor; Su gibi aziz ol” deyimleri var ya, işte o deyimlere ilham olan ‘su’; Hem yaşam için zorunlu bir gıda, hem de sporda performans için olmazsa olmazların başında geliyor. Yetişkin birinde vücut ağırlığının ortalama yüzde 60’ı sudur. Bu sayede enerji oluşumu, enerji yakımı, hücre onarımı ve zararlı maddelerin atımında son derece önemlidir. Birçok bilim insanı, tüm hastalıklardaki en büyük nedenin, vücudun ‘susuz’ kalması olduğunu söyler. Bu yüzden ‘susamadan’ her üç saatte, iki bardak su tüketmeyi tavsiye ediyorlar. Toplamda da hava ısısına göre ortalama 2-2,5 litre temiz saf su tamamdır... Harvard’lı tıpçıların yaptıkları araştırmaya göre (2010); Amerikanların yüzde 75’i ‘susuz yaşamayı’ alışkanlık haline getirmiş. Hâl böyle olunca ‘yüksek tansiyon’ promosyon olarak da bedende gizli bir katil gibi yol almaya devam ediyor. ‘Safra taşı’ da bu yolculukta aktif olarak gebertiyor. Büyüklerimiz hep tembih ederdi; “Suyu ayakta iç” diye. Haklılar... Ayakta içilen su direkt ince barsağa, ancak oturularak içilen su midede asitle birleşerek birçok kötü huylu mikrobu yoketme fonksiyonunu yerine getiriyor. Bununla beraber pet şişe yerine cam şişeyi kullanmakta fayda var... Plastik pet şişe hammaddesinde ‘fosgen’ adı verilen zehirli bir kimyasal var(mış). Sonucunda da  mide, karaciğer, akciğer ve sinir sisteminde tahribat veya kanser illetiyle yaşam son buluyor üstümüzden uzak. Su yanında ‘doğal maden suyu’ da en fazla iki bardak günde olmak şartıyla içilmeli. Bu sayede gün boyu kaybedilen mineral tuzları da tamamdır... Haa unutmadan, ‘soda’ yapaydır. Şeker, boya ve diğer kimyasallar sayesinde asla su veya doğal maden suyunun yerini tutamaz. Son tavsiye; uyandıktan hemen sonra, yemekten hemen önce ve yemekten sonra illâ ki su içiniz. Dünyaca ünlü beslenme profesörü ve “Taş Devri Diyeti” adlı kitabın yazarı Prof. Dr. Ahmet Aydın’a bir teşekkür de bizden. Orhan Veli’nin de söylediği gibi; “Hava bedava ama acı su parayla”. Kana kana içmekte fayda var...

Çevreciler, çöplük ve miyavvv

Kimse kusura bakmasın veya farketmez. Bakabilir, özgürdür... Zaten artık umursuz bir toplum olarak dönüştük. Özellikle ‘çevresel’ yönden de pis bir toplumuz, gayet de iyi bildiğimiz üzere. Çevre duyarlılığını geçtik, çöp naylonu kullanımı bile hakgetire. ‘Zibil bir Kuzey Kıbrıs’ yaratmada birbirimizle yıllardır yarışıyoruz. Yes be, aferin bize! Müdavimleri bilir, yazar/avukat Mehmet Moreket’in sayfasından bol bol yarattığımız çevre felaketlerini her Allah’ın günü izliyoruz, Poli Dergisi yazarı çevreci Salih Sarpten’de de durum aynı. Ya diğer ‘çevreci örgütlere’ ne demeli? Avaz avaz çığlıklarına gerek devlet, gerekse milletin iki kulağı var ya, işte o hesap! Lefkoşa Türk(ü) Belediyesi çalışanlarının İhtiyat Sandığı-Sosyal Sigorta yatırımları ve diğer sıkıntıları nedeniyle grev, arkasından da ‘çöp’ merkezli görsel kirliliği geçtik, salgın hastalıklar arifesinde leş kokulu bir mikrop yuvası halini almış mahallelerde yaşadık. İki hafta boyunca durum sürgit! Arkadaşlar insâfa geldiler de iki gün önce bu ‘insanlık ayıbını’ ortadan kaldırdılar. Konu şimdilik kapandı ama yine aynı kriz ve arkasından da kaos kapıda olursa, bu durum en çok da ‘vahşi doğada eşini bulmuş vahşi Mart kedilerine’ yarayacak. Oh ne âlâ! Bir yandan mâlum zevkli birleşimler, diğer bir yandan da çöpleri ziyâfet amaçlı karıştırmalar. Daha sırada ‘fareler ve sivrisinekler’ var. Elektrik, telefon, öğrenci karne grevleri yanında inşallah çöp grevleri de bebelerimizin sağlığını tehdit etmez. Sağlıkla ve de en önemlisi ezanla. Allah sabır versin... Haa unutmadan; “Lefkoşa Türk(ü) Belediyesi” diye yazdık az önce. İlham kaynağı ise grevci arkadaşımın söylediği yanık Kıbrıs Türküsüydü; “Batsın bu dünya” cinsinden bi’şeydi. Ben de “Batsın bu Kıbrıs da herkes kurtulsun herkes” dedim kendisine. Bir yandan grevcilerin baskısı, diğer bir yandan da UBP içerisindeki muhaliflerin konuyu tetikleme görevi gayet iyi gidiyor. Allah’tan bir yardım ve de selam olsun Cemal Başkan’a. Sokağımızdaki Kediler Bayramı’na devam mı? “Miyavvvvv” demeye kuvvetle ihtimâl devam. “Spor ve çevre” diyenin aklına şaşarım. Az önce Gönyeli Belediyesi’nin reorganize ettiği doğal Gönyeli Koşu Parkuru’nda koştuk. Maalesef orasını da ‘çöp ve moloz’ yığınına çevirdik. Vallahi bravo! Bize de yakışan bu zaten. Biz böyle vurdumduymaz olunca garibim belediyeler n’apsın! Günahlar olsun...

Henüz Yorum Yok.
İlk Yorum Yapan Siz Olmak İstermisiniz.


(Güvenlik İçin Max:750 Karakter)
Kalan Karakter Sayısı