17.02.2012 - 00:34
Okunma (105)
Yorum (0)
Paylaş

Yazar hakkında :

Yalan Makinesi

Günümüzde şampiyonlukları milisaniyeler ya da santimetreler belirliyor. Sporun getirdiği para ve şöhret öylesine baş döndürücü bir hâl aldı ki, ‘uyarıcı ilaçlar’ artık kahvaltılık niyetine alınıyor. Spor endüstrisinde artık yok öyle centilmenlik veya yasemin kokulu Lefkoşa. “Her ne pahasına olursa olsun kazanmalıyım” felsefesinin merkezinde doping illeti de hâlihazırda başrol oynuyor. Bisiklet sporu ile ilgilenenler ‘Tabanca’ lâkaplı Alberto Contador’u mutlaka bilirler. Hani şu Tour 2010 sonrası idrarında doping maddesi ‘Clenbuterol’ bulunan Contador. Dopingi, yediği ‘kırmızı et’ sayesinde aldığını söyleyen İspanyol şampiyon bisikletçiyi, İspanya Bisiklet Federasyonu aklamıştı ancak Dünya Anti Doping Ajansı (WADA) bu kararı geçersiz saymıştı. Temyize giden avukatları sayesinde Contador, Tour 2011’de vardı ancak ilgili yarışlara odaklanamama Cadel Evans’a yaramıştı. Neyse, 600 gün devam eden yargı süreci sonunda Contador suçlu bulundu. Nasıl mı? “Yalan Makinesi”ne (Poligraf) sokularak. Bu yöntem bizim ‘vücutçulara’ da uygulansa, yüzde cinsinden kaçta kaçı spordan men edilir? Sezgilerimiz diyor ki tümü de. Kıssadan hisse bir yalan makinesi de önce kamu yöneticilerimize, sonra da sporcularımıza uygulanmalı. Adamım şair İbrahim Sadri’nin de dediği gibi; “Her şey yalan olduğu zaman,  yalnız olduğunu anlıyor insan”, tıpkı yalnız ve de dopingli sporcular gibi...

Egemen ve Işık sorgular mı?

“FIFA’ya bağlı futbolcuların; Yüzde 9,6’sı ırkçılık ve ayrımcılıkla karşılaştı... Yüzde 11’7’si taraftar ağırlıklı şiddet mağduru oldu... Yüzde 15’i takımdan ayrı idmana zorlandı... Yüzde 39’u şike teklifi aldı... Yüzde 30’u şiddet eylemli şike tehdidi aldı... Yüzde 24’ü maç esnasında şike yapıldığından haberdar oldu” diye belirtiliyor, Uluslararası Profesyonel Futbolcular Birliği’nin (FIFPro) hazırladığı, ‘Futbolun Kara Defteri (Black Book)’ adlı kara kaplı kitapta. FIFPro Müdürü Anthony Higgins; “Parası ödenmeyen futbolcuların, kendilerini şike ve yolsuzluk olaylarının içinde bulmaya daha yatkın olduğunu” ifade ediyor ilgili çalışmada. Halen bizde de Şike ve Şiddeti Önleme Yasası’na ilişkin hazırlıklar yapıladursun (umarım), bu yasaya ilişkin herhangi bilimsel bir data veya zemin yok. Bunu da geçtik, ‘ateşi göremeyen ama dumanı gören’ futbol kamuoyu için bizim futbolculara yönelik böyle bir çalışma şart. Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu, Kıbrıs Türk Spor Yazarları Derneği ve özellikle de Kıbrıs Türk Futbolcular Derneği (KTFD) bu konuya eğilir mi? KTFD Başkanı Salih Işık uyuma gardaş, Doç. Dr. Salih Egemen’in Red Border sorgusuna sahip çık. Ağzı olan konuşuyor mâlum. Artık futbolcuların konuşma zamanı...

Q7, Pascal ve biz

Geçtiğimiz Temmuz ya da Ağustos’du. Türkiye Futbol Federasyonu eski üyelerinden birkaç arkadaş adaya gelmişti. Yeme-içme faslı bittikten sonra yüksek volümlü bir eğlence istediler. Ben de iş insanı Fahri Bey’i (Otçuoğlu) aradım ve mekânına geçtik. Barda boş bulduğumuz yere oturduk. Tesadüf karşımızda da Beşiktaşlı eski futbolcu Pascal Nouma ve hurileri oturuyordu. Arabım bir süre sonra karşıdan kesmeye başladı ve baktım bize doğru, daha doğrusu bana doğru ilerliyor. Yaklaştı ve “N’erdesin o’lumm!” diyerek sarıldı. Sarıldık sarılmasına ama kulağına eğilip; “Be gardaş, beni Q7’ye benzettin galiba! Sanırım tanışmıyoruz” dedim gülerek. O da; “Olsun, pozitif enerji sen de, pozitif enerji” dedi. Yanımdakilere; “Pascal, ‘pozitif’ diye diye az kalsın ayakta götürüyordu bizi ha” dedim ve gülüştük. Bereket versin hurilerinden hatırladığım kadarıyla eski manken Şirin Çelik geldi de yıttık. Karşıya oturdular Pascal merkezli ‘gelen imza, giden birlikte fotoğraf çekimi’ gırla devam etti. Eskiden olsa ne topçuya, ne de popçuya bırakın kız vermeyi, yüzüne bile bakmazlardı ama ‘futbol endüstrisi’ bu olsa gerek. Az-buz değil, örneğin Türkiye Süper Ligi’nde oynayan bir futbolcu yılda ortalama 2 ile 5 milyon Euro kazanıyormuş dedi yönetici arkadaşlar. Şan-şöhret ve para virra helâlle birlikte. Yakışır koçlarıma, iyi para. Neyse, bu arada Pascal Nouma’ya neden “Q7 ve ben” dedim onu da Allah bilir. Kel âlâka. Son söz; “Pascal bizi diskoya götür” bu Temmuz’da da! Q7’yi de (Ricardo Quaresma) getir yanında, Ferrari’yi de unutma ama...

Henüz Yorum Yok.
İlk Yorum Yapan Siz Olmak İstermisiniz.


(Güvenlik İçin Max:750 Karakter)
Kalan Karakter Sayısı