08 Aralık 2016

YANITLAYAMADIĞIM SORU KUTLAY AMCANIN SÖZLERİ VE BİR DİLENCİNİN TARİHİ…

Haber İçi Üst

Doğa, şaşmaz bir düzen içinde kendi kendini tekrarlar.

Pendaya’nın adeta bir ormana dönüşen ve şimdilerde gece kulübü olarak kullanılan efkalitto ağaçlarından oluşan dönemecinde aynı doğa olayını görecek miyiz diye merak içindeydim.
Cengiz Topel Anıtı ile birlikte köpük köpük beyazlar içinde köpüren deniz bana yukarıdaki cümleyi söyletti.
Her 8 Ağustos’ta Omorfo (Güzelyurt) körfezinden ta Hırsofu (Poli) körfezine kadar bütün deniz dalgalı olur.
Bunu, ilk muhabirlik yıllarımda, askeri gemilerle Erenköy’e gidişlerimizde fark etmiştim.
Devasa hücumbota rağmen dalgalar bir ceviz kabuğunu sallar gibi sallıyordu bizi. Zaten güne erken başlamanın yorgunluğuyla Yeşilırmak-Erenköy arasında perişan olurduk. Erenköy şehitlerini anma törenlerine bu halde katılırdık. Şehit annelerinin mezar taşlarına sarılıp gözyaşı dökene kadar sürerdi bu yorgunluğumuz.
İnanılmaz bir aidiyet hissederim Erenköy şehitlerine ve gazilerine karşı.
Empati yapmayı hep yanlış kullanırlar, onlara empati yapmayı denerim hep ama maalesef o denli bir kahramanlık öyküsü içinde bulamam kendimi.
Aidiyetimin sebebi tümünün üniversite öğrencileri olmasındadır.
Onların okuduğu üniversitelerde biz de okuduk. İstanbul’da, Ankara’da veya İzmir’de öğrenci olmanın keyfini biz de yaşadık.
Kendi kendime sorduğum soru şudur;
“Bir gece vakti deseler ki vatan sizden görev bekliyor. Zir Kampı’nda silah eğitimi alacaksınız, sonra da 50 kilometre kareyi geçmeyen, dağlık ve tepelik, karşınızda binlerce düşman askeri olan Erenköy’e çıkacaksınız. Eşit olmayan ve ne zaman biteceği belli olmayan bir savaşa katılacaksınız…”
Başıma böyle bir şey gelmedi. Bana böylesi tarihi bir soru sorulmadı. Dolayısı ile bugünkü koşullarda ne yanıt verirdim kestiremiyorum.
8 Ağustos günü, ikindi vakti geçtik Pirgo Kapısı’ndan.
Mansura’nın keskin virajlarını döndükten sonra benim “Koççina panaroma” dediğim tepede yine durduk.
Bu seremoniye alışmış çocuklar kayıtsız bir şekilde fotoğraf çekmeye koyuldular. Karşı tepede Rum Milli Muhafız Ordusu’nun büyükçe bir kampı. Fotoğraf çektiğimiz tepeye “Fotoğraf çekmek yasaktır” tabelası asmışlar. Yine aynı cümle tekrarlandı: “Baba başımızı belaya sokacan…”
Alt tarafta muhteşem güzelliklerine bürünmüş Erenköy.
Yanıtlayamadığım o soruyu her defasında o noktada kendi kendime sordum;
“Erenköy’ün fotoğrafını çeken 2 tane çocuğun var. Biri üniversiteyi yeni bitirdi. Biri üniversiteye yeni başladı. Çocuklarını Erenköy cehennemine gönderir miydin?
Bu soruyu o tepede hep kendi kendime sordum.
Ve her defasında içim titredi, kalbim buz kesti.
İşte o zaman mezar taşlarına sarılıp da gözyaşı döken anaların acılarını tüm benliğimle hissettim.

      ***

BRT Müdürü Sevgili Mete Tümerkan’a önerdim.
Erenköy’de savaşan babalar ve çocuklarını Erenköy’de buluşturalım bu yıl.
Çadırlar kuralım ve o topraklarda bir akşam geçirelim. Babalar, bir gece vakti balıkçı sandallarıyla Erenköy’e nasıl çıktıklarını anlatsınlar. Şafak vakti o tepelere yürüyelim. Devasa boyuttaki saldırganlara karşı nasıl direndiklerini anlatsınlar. İki çatışma arasında nasıl vakit bulup da en güzel şiirleri yazdıklarını, sevgililere ucu yanık mektuplar gönderdiklerini.
Olmadı.
Mete şimdi hanedanın ve tetikçilerinin komplolarıyla boğuşuyor.
Böylesi bir ruhevi olaya konsantre olamadı.
Ama ağzına sağlık Kutlay amca verdi ağızlarının payını.
Her gördüğümde “Emrinizdeyim sayın başkan” diye ayağa kalktığım onun da her defasında Kıbrıslıya özgü bir şekilde mütevazılık yapıp küfrettiği Kutlay amca.
Erenköy Mücahitler Cemiyeti Başkanı Kutlay Keço.

      ***

Havadis’teki haberde şu ifadeler kullanıldı:
“KKTC’de en uzun süre Başbakanlık yapan, halen birçok politik tartışmanın kahramanı olan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve protokoldeki diğer siyasilerin gözlerinin içine baka baka ‘kötü yönetimin Kıbrıslı Türkleri Türkiye’ye karşı dilenci’ yaptığını söyleyen Keço, ‘kendi evimizde kötü yönettiğimiz için saygı görmeyi de yitirdik’ saptamasında bulundu.”
Kutlay Keço başka ne söyledi;
“Devlet yönetimindeki ciddiyetsizlik ve kötü sistem Kıbrıslı Türkleri dilenci durumuna düşürdü. Kıbrıs Türkü hak ettiği gibi yönetilmiyor ve bu durumdaki bir halka kimse saygı göstermez. Kendi evini düzeltmeyen kimseden saygı beklemesin. Dilencinin hiçbir seçeneği yoktur. Maalesef biz bu duruma düştük…”

       ***

Kıbrıs Türkü’nü, Türkiye karşısında dilenci durumuna düşüren, gururunu, egemenliğini, kendi kendini yönetme hakkını elinden aldıran ve hala hanedanlık süren kimdir? Kimlerdir?
Bu sütunun boyutları yetersiz kaldı.
Havadis teşhir etmeye devam ediyor.
Israr ve inatla…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil