03 Aralık 2016

VEDA

Haber İçi Üst

“Vakit tamam, seni terk ediyorum…”

Yıllar olmuş İstanbul’u görmeyeli.
Nedense kulaklarımda hep o müstehzi alay:
– Ankara’nın en çok nesini seversin?
– İstanbul’a dönüş yolunu…
Bu kez tamam bu şehri terk ediyorum.
Bizans artığı surlar ve günaha davet eden çan sesleri.
La ilahe illallah nidalarıyla Topkapı’dan akseden “padişahım çok yaşa” yakarışları. Kuvayi Milliyeciler tutunamamışlardı Pera Palas salonlarında Fransız dilber ajanları raks ettiren vals karşısında. (uçsuz bucaksız bozkır olmuştu kurtuluşları)
Yıllar önceydi, adalara giden bir vapurdaydık.
İranlı kadınlar başlarını açıp saçlarını salmışlardı rüzgara.
İstanbul rüzgarda savrulan bir özgürlük havasıydı.
Şimdi vakit tamam, bu incecik bir veda havasıdır.
Çünkü İstanbul artık özgürlüğün şehri değil.

       ***

Bir şehirde yaşayan tüm insanları bir gecede değiştirilebilir mi?
Kahire’de kapılmıştım bu duyguya.
Nasır’dan kalma özgürlük öyküleriyle ayak bastığımız şehir kara bir taassup boşaltmıştı üstümüze.
Üstelik on binlerce yıllık piramitler dimdik ayakta direniyor görünmelerine rağmen.
Bir İtalyan gazeteci “sanki de bir gecede kentin tüm insanlarını değiştirdiler” demişti.
Yaşadığı yeri bilmeyen, geçmişle bağlantısız ve oraya ait olmayan başka insanlar dolaşıyordu şehrin sokaklarında.
İstanbul artık Nazım Hikmet’in şehri değil.
Ceviz ağacı altında saklanan özgürlük hiç değil.
Yedi tepesinde esen yedi sevda yeli.
Geçmişi ve geleceği tarumar eden ilişkilerin beşiği.

      ***

Bir gece yarısı Tarlabaşı’ndan Pera Palace’a yürürken karar verdim buna.
Sokaklara sinen alkol ve ihanet kokusu.
Gözleri bile saklayan kara bir çarşaf olarak çıktı karşıma ayrılık.
Boğazda bir kandil gibi asılı ay ve binlerce yakamoz fayda etmedi.
En umutsuz anda bile tutsaklığa karşı bir nefes özgürlük.
Kimse bilmese de ben biliyordum ve yeterliydi.
Kimselere görünmeyen bir nefes özgürlük bile değil artık.
Sınırsız aşkların ve kutsal kavgaların yoldaşı değil.
Omuz başımdan kesilen bir kol gibi (Nazım Hikmet), ağzını dayayıp musluğa kana kana su içer gibi, birden bire bir yıldız kayar gibi (Yusuf Hayaloğlu), an geldi yıkıldı bulutlar (Atilla İlhan).
Bu incecik bir veda havasıdır.
Vakit tamam seni terk ediyorum…

     ***

 

Vakit tamam, seni terk ediyorum
Bütün alışkanlıklardan öteye
Yorumsuz bir hayatı seçiyorum
Doymadım inan, kanmadım sevgiye.

Korkulu geceleri sayar gibi
Birdenbire bir yıldız kayar gibi
Ellerim kurtulacak ellerinden
Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi.

Aşk sabitti gülse hiç dermedik
Bul kendine kuytularda hadi dal
Seninle bir bütün olabilirdik
Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal
Hoşçakal canımın içi, hoşçakal
Hoşçakal iki gözüm, hoşçakal.

Vakit tamam seni terk ediyorum
Bu incecik bir veda havasıdır
Parmak uçlarına değen sıcaklık
İncinen bir hayatın yarasıdır.

Kalacak tüm izlerin hayatımda
Gözümden bir damla yaş aktığında
Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan
Kan tarlası gelincik şafağında.

Ölümse korktum savaşsa hep kaçtım
Vur kendini korkularda hadi al
Sen bir suydun sen bir ilaçtın
Hoşçakal canımın içi, hoşçakal
Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal
Hoşçakal iki gözüm, hoşçakal.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam