03 Aralık 2016

Vatan, insanın hür olduğu yerdir

Vatan, insanın hür olduğu yerdir
Haber İçi Üst

KANLI: GÖNYELİ İNADIM VAR:
Yusuf Kanlı inatçı bir kişiliğe sahip olduğuna işaret ederek, “Eşimle evlenmeye karar verdiğimizde ben üç yıllık gazeteciydim. Üç yıl arkadaştık, daha doğrusu ben arkadaş olmaya çalıştım. Bütün arkadaş çevresiyle arkadaş oldum, sınıf arkadaşlarını kendi evime ev arkadaşı olarak aldım. Yani elimden geleni yaptım. Kıbrıslı inadıyla azmettim ve sonunda o pes etti. Bugüne kadar asla yenilgiyi kabul etmedim. Övünmek gibi olmasın Gönyeliliyiz, inatçıydık” dedi.

KANLI: KIBRIS’A GELİNCE DEĞİŞİRİM:
Kıbrıs’a geldiğinde değiştiğini ifade eden Kanlı, “Vatan insanın hür olduğu yerdir. Sevdiklerinin olduğu yerdir. Ben Kıbrıs’a gittiğim anda değişiyorum, davranışlarım değişiyor, konuşmam değişiyor. Mesela Ankara’da en büyük özelliğimiz dakik olmaktır. Ancak, Kıbrıs’ta adam der ki ‘11.00’de buluşalım’ ama bu iş, bire ikiye kadar uzar” diye konuştu.

 

Pazar gününden bu yana sürdürdüğümüz “Yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türkler” serimizin ikincisinde noktayı gazeteci Yusuf Kanlı ile koyuyoruz. Kanlı ile meslek hayatına nasıl başladı, merdivenleri nasıl tırmandı ve bugün ülkeye nasıl bakıyor, bunları konuştuk. Gönyelili olmakla övünen Yusuf Kanlı, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Kıbrıs sorunu konusunu nasıl derinliğine öğrenip, bu konuda uzmanlaştığını da bizlerle aktardı. Röportajımızda tüm bunların ayrıntılarını bulabileceksiniz.

HAVADİS: İsterseniz sohbetimize sizi okuyucularımız tanıtarak başlayalım. Yusuf Kanlı kimdir?
KANLI:
Övünmek gibi olmasın Gönyeliliyiz.1928 Aralık doğumluyum. Yine övünmek gibi olmasın Maarif Koleji mezunuyum. Okul şimdi çok değişti. Bizim zamanımızda koleje girmek zor işti. Bitirmek daha da zor işti. Şimdi sıradan bir okul oldu.

HAVADİS: Peki oradan mezun olunca üniversiteyi nerede okudunuz?
KANLI:
Benim hayattaki idolüm rahmetli Rauf Raif Denktaş idi. Düşüncem, sınavlara girip İngiltere’ye gidip okuyup adaya dönüp siyaset yapmaktı. Ama şartlar öyle bir gelişti GCE sınavlarını verdiğim halde İngiltere’ye gitme imkanım olmadı. Maddi olarak da sorunlar vardı. Burs almak istedim, alamadım. Sonra Türkiye’de okumaya karar verdim. Aldığım puan ile hukuk fakültesine de girebilirdim, siyasete de. Cehaletten tercihleri savdık ve en yüksek puan orası olduğu için İngiliz Dili ve Edebiyatı okumaya başladım. Okula girdikten bir yıl sonra tekrar sınava girmeyi düşündüm. Buymuş kısmet. O bir yılı göze alamadım. Ben okul başlamadan gazeteciliğe başladım zaten.

HAVADİS: Gazetecilikle tanışmanız nasıl oldu?
KANLI:
Kayıt yaptırmaya geldim Ankara’ya ve ardından gazeteciliğe başladım.

HAVADİS: Gazetecilik yapmak hayatınızda planlı bir şey miydi?
KANLI:
Hayır. Kıbrıs’ta iken ben kolejin dergisini çıkartmaya çalıştım,o zaman Birlik Matbaası vardı. Dergi çıkardık. Gönyeli’de Kültür Derneği’nin kurucularındandım. Onun çalışmaları vardı. Yani bunlar gazetecilik olarak faaliyet değil, hobi olaraktı hepsi. Ankara’ya gelip üniversiteye kayıt oldum. Bir arkadaşın babası o zaman Maliye Bakanlığı’nda çalışıyordu. Okulun açılmasını bekliyoruz. Bir gün arkadaş geldi “Yusuf, ben bir gazetede çalışıyorum. Senin İngilizcen var. Resmi olarak benim yerime bir hafta sen gitsen, ben de okul açılmadan bir hafta tatile gitsem’ dedi. Bir hafta diye başladım, okul açılmadan ilk maaşımı aldım. Şanslıydım, iyi oldu. Ben bir hafta sonra işten ayrılamadım çünkü patron izin vermedi. Bir hafta sonra arkadaş gelince ben muhabirliğe terfi ettim.

HAVADİS: Okulla beraber nasıl sürdürüyordunuz bunu?
KANLI:
Okul yarım gündü. Okul olduğu saatler gazete anlayış gösteriyordu. Sabah çıkıyordum. Gazete işleri öğleden sonra yoğun zaten. Akşam geç saatlere kadar çalışıyordum.

HAVADİS: Hangi gazetede çalıştınız?
KANLI:
Daily News.

HAVADİS: Direkt onunla başlayıp onunla mı devam ettiniz?
KANLI:
Evet arada bir de Anadolu Ajansı var. 2 buçuk 3 seneye yakın.

HAVADİS: Kaç yıl çalıştınız Daily News’de?
KANLI:
Anadolu Ajansı’na gittiğim dönemi ve askerliği çıkarttığımız zaman 30 yıl.

HAVADİS: İdealiniz mi idi gazeteci olmak?
KANLI:
Gazeteye gittiğim o bir, bir buçuk hafta içerisinde gazeteciliğin bana daha yakın olduğunu anladım.

HAVADİS: Yani o arkadaşınız kaderinizi değiştirdi?
KANLI:
Evet, arkadaşım kaderimi değiştirdi. Ama hayat zaten budur. Hayat planlı programlı gitmiyor. Bir yola girersiniz ve o yolda sağa mı, sola mı, yoksa düz mü gideceğinize karar verirsiniz ve ona göre bir kader yazılır. Belki hukuk okusaydım çok daha değişik bir hayatım olacaktı. Bunların yanı sıra her üç dört haftada bir izin alıyorum gazeteden. Grup hazırlıyordum ve tura götürüyordum Kıbrıs’a.

HAVADİS: Bu nereden çıktı?
KANLI:
Para kazanmam lazımdı. Gazetecilikte para yok ki. Okuldan arkadaşım vardı. Onun babasının turizm acentesi vardı. Karadeniz’den doktorları götürdüm, Ege’den diş hekimlerini götürdüm, hukuk fakültesi öğrencilerini götürdüm. Yani o arkadaşımla beraber çalıştık.

HAVADİS: Öğrenci iken bayağı girişimciydiniz yani?
KANLI:
İmkansızlıklar insanı girişimci yapıyor. Arkadaşımla birlikte yaptık turizm işini. Lisede okurken de üç yıl turizm sektöründe çalıştım.

HAVADİS: Ailenizin maddi durumu iyi değil miydi o dönemlerde?
KANLI:
Şimdi şöyle söyleyeyim. 1974 yaşanmış, Güney’de kalan mallardan hiç bir şey gelmemeye başlamıştı. Sadece babamın maaşı ile yaşayacak duruma gelmiştik.

HAVADİS: Kaç kardeşsiniz?
KANLI:
Beş kardeşiz. O şartlarda Kıbrıs’ın genelindeki durum bizde de vardı. Bir anda aile gelirinde muazzam bir düşüş ve ona ayak uydurma çabası vardı. Ben de gözü karayımdır. Gece bekçiliği yaptım, inşaatta çıraklık yaptım. Sonra turizme başladım. Turizmden çok büyük zevk aldım.

HAVADİS: Kaç yıl turizm sektöründe çalıştınız?
KANLI:
Tur Sat’ta da çalıştıktan sonra kısa süreli bir acentede daha çalıştım ve daha sonra Türkiye’deki bir acentenin Kıbrıs temsilcisi oldum. Şubat tatilinde 65-70 kişilik bir ekip gönderdiler. 20-25 odaya yerleştirecektim hepsini. Odaları bir gördüm, “yazık bunlara” dedim. Ahır gibi bir yerdi. Şirketle temasa geçtim. “Değiştirebilirsin otelde yer bulabilirsen” dediler. “Aradaki farkı öderiz” dediler. Ancak, acente otelin parasını ödedi ama bu miktarı benim alacağım paradan kesti. Ben, bu işten iyi bir para almayı beklerken hazır borçlu da çıkayım. Ben de işi bıraktım.

HAVADİS: Gazetecilikte tırmanış nasıl oldu? Okulu bitirdiniz ama mesleğinizi yapmadınız?
KANLI:
Ben okulu bitirdiğim zaman, pedagoji kursuna gitmedim. Olur da kazara öğretmen olurum diye. O zamanlar Çankaya Lisesi’nde staj yaparak pedagoji belgesini alabiliyordun. Çankaya Lisesi’nde de devlet büyüklerinin çocukları okuyor. Ben bir gittim İngilizceleri yok. Bir sınav yaptım hepsi döküldü. Sonra da hepsinin ailesi geldi “çocuğumu geçir” diye. Ben biraz da sinirli bir yapıya sahibim. Bu işi yapamayacağımı anlayınca sınava girmedim. Çünkü pedagojiyi isterseniz alırsınız.

HAVADİS: Peki aileniz baskı yapmadı mı okul bitti geri dön adaya diye?
KANLI:
Çok baskı yaptılar geri dönmem konusunda. Burada iş almamam konusunda. Aklınıza gelecek her konuda baskı vardı. Mesela bizim evde hala daha gelin kaynana ortamı vardır. Annem eşimi haz etmez, eşim de annemle anlaşamaz. Arada biz kalıyoruz. Bir bilseler ki en çok zarar gören biziz. Ben kızımın hiçbir kararına karışmam, sadece yardımcı olurum. Çok büyük yanlış bu.

HAVADİS: İşiniz sebebiyle mi yoksa eşiniz sayesinde mi Türkiye’de kaldınız?
KANLI:
İşim eşimden önceydi. Aslında işimle eşim aynı dönemlere denk gelir. Ama biz evlenmeye karar verdiğimizde ben üç yıllık gazeteciydim. Üç yıl arkadaştık, daha doğrusu ben arkadaş olmaya çalıştım. Bütün arkadaş çevresiyle arkadaş oldum, sınıf arkadaşlarını kendi evime ev arkadaşı olarak aldım. Yani elimden geleni yaptım. Kıbrıslı inadıyla azmettim ve sonunda o pes etti. Bugüne kadar asla yenilgiyi kabul etmedim. Övünmek gibi olmasın Gönyeliliyiz, inatçıyız. Bir şeyi niyet etmeden önce çok uzun süre ölçer, tartarım. Niyet ettiysem de niyetimden kolay vazgeçmem. İkna edilirsem vazgeçerim ancak. Onu da söyleyeyim ikna edilmeye de açığım. Hata yapıp bedellerini ödeye ödeye ikna olmayı da öğreniyoruz.

HAVADİS: Peki adım adım yükseliş nasıl oldu Daily News’de?
KANLI:
Anımsıyorum aralık ayı başı idi. Ben daha işe yeni başlamıştım. Bir gün, durup dururken patron gelip bana talimat verdi. “Kıbrıs’ta yaşanan aralık olaylarıyla ilgili bana üç günlük bir seri yap” dedi. Şimdi ben sıradan Kıbrıslı bir gencim. O dönemler Kıbrıslı gençler pek bir şey bilmezdik. Gerçi şimdiki gençler de hiçbir şey bilmezler. Sağ olsun Sayın, Talat eğitim düzenini bozdu. Kıbrıs tarihini 18 sayfaya indirdi.  Bu büyük bir fiyaskodur. Gençlerin eksik bilgileri var. Bir sokakta oturup da, o sokağa adını veren önemli adamı tanımıyorsan ben acırım. Bunun sorumluları öğretmenler ve Eğitim Bakanı’dır. Neyse, ben hemen oturup Aralık olaylarıyla ilgili araştırma yapmaya başladım ve araştırdıkça ne kadar az bildiğimi öğrendim. Daha o dönemi yaşamıştım. O üç günlük seriyi yaptım. Sonra iznimi aldım, Kıbrıs’a gittim Başkanı ziyarete. Başkanı (Rauf Denktaş) çocukluğumdan tanıyordum. Ama daha önce hiç bu açıdan bir araya gelmemiştik. Başkan bana ilk mülakatımı verdi. Mülakat sırasında ne kadar az bildiğimi anladım. Başkan anlatıyor, ben “Neden ben bunları bilmiyorum” diyorum. Mülakat bitti ve ben bunları Başkana söyledim, Başkan şöyle bir güldü ve bana ilk hocamı verdi. Sayın Said Arif Terzioğlu. Said Bey ile çok yakın dostluğumuz oldu ve çok sıkı iş birliğimiz oldu. Hatta o kadar ki, o bir ara Başkan’ın müşaviriyken arşivde bile beraber çalıştık. Çok tatlı bir insandı, çok önemli bir üstattı benim için. Öğrenmeye başladık ve adımız da “Kıbrıs uzmanı”na çıkmaya başladı. Sadece olay gününü değil, olay gününün öncesini de bildiğim için, “ileride şu olacak” diye tahminlerde bulunmaya başladım. Bununla birlikte sağdan soldan belgeler gelmeye başladı. Araştırmacı gazeteci çok farklıdır. Belgeler önemlidir. Belgeleri kimden aldığın önemli değildir. Ben bugüne kadar çoğu belgemi Yunanlılardan aldım. Bu nedenle de Sayın Denktaş’tan çok fırça yedim. Ben elime bir belge geçtiyse kime yaradığına bakmam yayınlarım. Çünkü ben gazeteciyim. Yani böyle yavaş yavaş, adım adım oldu. Izdırapla. Türkiye’de en az para kazanılan alanlardandır gazetecilik. Köşe yazanlar iyi para alırlar ama, iş yapanların pek de haklarını aldıkları söylenemez. Kolay değildir birkaç işi birden yönetmek, hem yazmak, hem de onaylamak. Çünkü bir yazı yazıyorsan, yayın sorumlusunun onaylaması gerekir.

HAVADİS: Sonuçta en üst makama kadar çıktınız mesleğinizde?
KANLI:
Herhalde bir yıl falan sürdü ben gazeteye başladıktan sonra. Diplomasi haberlerinin şefi oldum. Sonra haber müdürü oldum. Ama farkında değilim nasıl bir görevde olduğumun. O kadar ki, patronu haberlerden uzaklaştırmışım. Fiili olarak gazetenin patronluğunu ele almışım ve yıllarca bu işi yapmışım. Haber müdürü bütün gazetenin sorumlusuymuş. Ben bunu yazı işleri müdürü olunca öğrendim. Yazı işleri müdürü oldum, yapacak hiçbir şey yok. Haber müdürüyken bütün işler benim elimdeydi. Yetkim süresince hep umut aşıladım. Yazı işleri müdürü olunca tüm yetkilerimi verdim ve bu nedenle benim elemanlarım beni çok sever. Çünkü sadece sorumluluk değil, yetkilerimi de verdim. En cimri alandır gazetecilikte. Herkes sorumluluğunu verir ancak, kimse yetkilerini vermek istemez. Genel yayın yönetmeni önemli bir yerdeymiş gibi görünür ancak, hiç de öyle değildir. Genel yayın yönetmeninin tek iyi yanı, patron bir görev veriyorsa ve bir politika vardır, onu yönlendirebilirsin. Eğer patron görev vermiyorsa, hele de patronun iktidarla sorunları varsa, Genel Yayın Yönetmenliği işkenceden başka bir şey olmaz.

HAVADİS: Hayatınızın bir döneminde Kıbrıs’a dönmeyi düşünüyor musunuz?
KANLI: 
Bu çok abartı bir soru. Vatan insanın hür olduğu yerdir. Sevdiklerinin olduğu yerdir. Ben Kıbrıs’a gittiğim anda değişiyorum, davranışlarım değişiyor, konuşmam değişiyor. Mesela Ankara’da en büyük özelliğimiz dakik olmaktır. Ancak, Kıbrıs’ta adam der ki “11.00’de buluşalım” Bu iş,  bire ikiye kadar uzar. Ben Kıbrıs’a gittiğim andan itibaren değişiyorum. Kıbrıs’a kısa süreli gitmeyi düşünürüm, ama temelli bilemiyorum. Çünkü iki üç haftadan sonra sıkılmaya başlıyorum. Ankara bile bana dar geliyor. Çevrem burada, kızıma ulaşım daha kolay. Buradaki yaşam tarzına alıştım. Bunlar bırakılıp kolay vazgeçilecek şeyler değil. Tamam, duygusal anlamda olabilir ama bunlarda gerçekler. Burada ben bir konuda yazı yazacaksam kalkıp esas noktasına gidip araştırıyorum. Bir Kürt konusunda yazacaksam, kalkar Hakkari’ye giderim. Kimsenin bana “git” demesini beklemem. Kendi cebimden öder giderim. Çünkü onların da ne düşündüğünü bilmek lazım. Ankara’daki çıkar ilişkisi içinde Kürtlüğünü savunanlardan bahsetmiyorum.

HAVADİS: Şimdi hangi gazetelerde yazıyorsunuz?
KANLI:
Daily News’e, Star Kıbrıs’a yazıyorum. İstekler üzerine yazıyorum. Ayda iki üç kez mülakat veriyorum.

HAVADİS: Peki hayatınızdaki en önemli röportaj hangisiydi? Bunu kiminle yaptınız?
KANLI:
Tabii ki Denktaş ile. Geriye dönüp baktığımızda mülakatların hepsi berbat. Kıbrıs’ta bir soru sorup mikrofonu dayıyoruz bir saat konuşuyor. Ben ikinci cümleden sonra kesiyordum ve Başkan her mülakattan sonra beni fırçalıyordu.

HAVADİS: Son olarak ülkeye mesajınızı alalım, yurt dışında yaşayan bir Kıbrıslı Türk olarak?
KANLI:
Ben yurt dışında yaşamıyorum. En az haftada iki üç defa annemle konuşuyorum. Her ay Kıbrıs’a geliyorum. Kıbrıs siyasetini yakından takip ediyorum. Gerek Türk tarafı, gerekse Rum kesimini. Çoğu zaman günü birlik gelip gittiğim oluyor. Sağ olsun internet sayesinde temaslarımı güçlü şekilde sürdürüyorum. Bu nedenle ben kendimi dışarıdan saymıyorum. Kıbrıs’ta yaşayan pek çok kişiden daha çok bilgim var Kıbrıs hakkında. Mesaj konusunda ise bana düşmez kimseye ne yapacağını söylemek. Ama herkes önce bir, hedefin ne olduğunu düşünmesi lazım. Hedef koltuk mu, hedef toplumun huzuru mu, hedef sokakların güzelliği mi? Herkesin bunu oturup düşünmesi lazım. Kimse kusura bakmasın da, Türkiye Kıbrıslı Rumlardan çok daha kötü durumda . Ne Rum tarafı, ne Türkiye. Öncelik, Kıbrıs Türkü’nün olmalı. Bunu anlamaları lazım. İkinci Cumhurbaşkanı, Üçüncü Cumhurbaşkanı’na “Sen kalk da, o koltuğa ben oturayım” gibi söylemlerde bulunması beni üzüyor. Onun dışında belediyelerde koltuk değnekleriyle zorla yürütüyorlar düzeni. Bunların değişebilmesi için de ekonomik açıdan bağımsızlık lazım. Ayağımızı yorgana göre uzatmalıyız. İş yerinden saat üçte çıkan adam bana, “ben adilim” diyemez. 2-3 işte çalışan adam bana, “ben adilim” diyemez. 3-4 yerden emekli maaşı alan adam bana, “ben adilim” diyemez. Bu refah dönemi sonuna kadar devam etmeyecek. Adamlar seviniyor Rum tarafı ekonomik krizdeymiş diye. Kriz halindeyken bile senden her açıdan daha üstün onlar. Eğer Kıbrıslı Türkler ekonomik açıdan kendini toparlamazsa, yarın barış olursa, Rum Yönetimi’nin etkisi altına girmiş olacak.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam