08 Aralık 2016

Varlık barışı mı? Vergi affı mı?

Haber İçi Üst

Son dönemlerde sıkça tartışılan konu gündemdeki yerini korumakta. Özellikle Türkiye’de gündeme gelen ve yurt dışına kaçmış birtakım varlıkların ekonomiye kazandırılıp, kayıt altına alınmasına ilişkin varlık barışının yakın gelecekte uygulamaya gireceğinden bahsedilmektedir.
Bu tür açılımlarda ülkeler, vergi gelirlerini artırmak ve bütçe içerisindeki vergi kalemlerinde belirli bir artış öngörüp, bütçe açıklarını kapama yönünde düşünce yapısına sahip olmaktadır. Bu nedenle iki başlık konusu da belki içerik olarak aynı amaca hizmet ediyor gibi düşünülebilir, fakat uygulamada birçok farklılıkların oluşması açısından tamamen birbirinden bağımsız değerlendirilmesi gerekmektedir.
Varlık barışı ile ilgili ilk adım Türkiye hükümeti tarafından 2008 yılında “Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun”u ile gündeme gelmiş ve gelinen süreçte, 2008 yılından farklı olarak, özellikle dış borç görüntüsü altındaki yurt dışına kaçmış olan varlıkların sisteme yeniden dahil edilmesi ve ekonomiye kazandırılması hedeflenmektedir.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’da yeni varlık barışı ile amaçlanan hedefin özel sektörün yurt dışında bulunan varlıklarının ülke ekonomisine kazandırılması olarak belirtmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, varlık barışının yurtiçinde bulunan yastık altındaki parayı veya vergi alacaklarının yeniden yapılandırılması gibi bir uygulamayı içermemesidir.
Neticede bu tür varlıkların ülkeye kazandırılması, hem ekonomik canlılığı artırma, hem de bütçe dengesi açısından sisteme kazandırılacak kaynağın bütçeye vergi geliri olarak dolaylı yoldan yeniden döneceğine dair hedefler  gözetilmektedir.
Ülkemizde uygulamaya çalışılan vergi ve bilanço affı dediğimiz olay, şirketlerin kayıt dışında kalmış varlıklarını kayıt içine almayı hedeflemektedir. Özel sektör faaliyetlerine baktığımız zaman, çok eski yıllara dayanan vergi yasaları  güncelliğini yitirmiş olmasından dolayı, ülkenin sosyo-ekonomik gelişiminin gerisinde kalmış, teknolojinin etkin ve yaygın  kullanımı ile sermayenin serbest dolaşımının her geçen gün artış gösterdiği ortamda,  bu tür  faaliyetleri düzenleme ve denetleme açısından yetersiz kalmaktadır.
En basit örnekle özellikle firmaların faaliyetlerine esas teşkil eden birtakım giderlerin kısıtlanması (ikram, reklam, seyahat vs) harcamayı teşvik edici yönde değil,  firmaları kayıt dışına çıkmaya zorlamakta ve bilançoların şeffaflığını olumsuz yönde etkilemektedir. Halbuki bu tür giderler üzerindeki kısıtlamaları kaldırıp, etkin bir denetim mekanizması geliştirirsek, yapılacak olan bu harcamaların da şirket kaynaklarından karşılanması yönündeki gelişmeler, hem şirket bilanço büyüklüklerini olumlu yönde etkileyecek, hem de vergi gelirlerinde artış sağlanmasına neden olacaktır.
Bu nedenle vergi veya bilanço affı, adına ne derseniz deyin, bu tür açılımların eş zamanlı vergi politikaları ile uygulamaya girmesi ve vergi oranlarındaki belirli iyileştirmelerle birlikte, hem kayıt dışılığın önüne geçilmesi, hem de vergi gelirlerinde görece artış sağlanmasına katkıda bulunacaktır. Tabii bu tür açılımların etkin ve programlı denetimlerle paralel yürütülmesi ve olaylara zamanında müdahale edilmesi, vergi bilinci ve vergi adaletinin sağlanması adına önemli adım olacağı kanısındayım.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil