03 Aralık 2016

Ülkemizle ilgili, haftanın önemli memorandumu ve KKTC’de “şaka”…

Haber İçi Üst

Bu haftalara Taksim Gezi olayları ile ABD Merkez Bankası (FED) kararları, daha doğrusu karar da değil de gelecek yıl FED’in program niyetleri ile ilgili açıklamaları gündeme damgasını vurmuştur. FED’in 2014 program niyeti açıklaması, Türkiye başta olmak üzere AB ülkeleri ve dünya ekonomilerini ve piyasalarını nasıl etkilediğini geçen hafta değerlendirmiştim. Bu hafta da aynı etkiler devam etmiş, ancak hafta sonunda bir miktar borsalarda yukarı doğru bir düzelme sağlanmıştır. Faizler de % 1 civarında düşse de % 7’lerin üzerinde devam etmektedir.

Diğer önemli gündemimiz, KKTC için yeni bir seçim hükümetinin yönetiminde tüm partilerin seçim propagandalarına başlamış olmalarıdır. Sonucun halkımıza hayırlı olmasını dilerken, temizlik ve şeffaflığa, halkımız ile ülkemizin geleceği ve refahı için uygulanması öngörülecek programlara, iyi bakılması gerekir. Ayrıca bu programların uygulanabilirlik, gerçeklik ve halkın tümünün Hükümeti olma yolunda, icraat yapmayı öngören partiler, tercih veya karma oylarda ise adaylar açısından dürüstlük, yeteneklilik ve iş yapabilirlik kapasitesinin göz önünde tutulması, seçimlerde esas olmalıdır.
Öte yandan KKTC Meclisi’nde ortaya atılan çirkin rüşvet iddiaları, bu hafta gündemi en çok teşkil eden, konu olmuştur.
Haftaya damgasını vuran “rüşvet” iddialarının sonunda, herkesi şaşırtan sonuç ise olayın “şaka”dan ibaret olduğudur!.. Toplum vicdanında derin bir yara olarak yer edecek bu “şaka”, herhalde KKTC tarihinde acı bir hiciv olacak ve bu olay, ahlâki boyutunun nereye vardığını gösterecektir. Meclis kürsüsünde söylenenler, Meclis içinde kavgalar ve halkın seyrettiği bütün o çirkin görüntüler, paralar, hepsi “şaka”ymış. Meclis Başkanı’nın bu durumdan rahatsızlık duyarak Meclis oturumunu haklı olarak bir süre tehir etmek istemesi, Meclisin itibarını korumak ve halkın gözünde daha fazla hırpalanmaması amacıyla görüntüleri BRT’ye kapatması, suç duyurusunda bulunması, hepsi de şaka kapsamına mı girer? Yarın başkaları da bu şakaları çoğaltırsa ne olacak? Başka görevliler, halk?.. Bu defa Dünya da bize şaka olarak bakarsa? Hiç gücenmeyelim! Sözün bittiği yerdeyiz.
Biz bunlarla uğraşırken, kanaatimce en önemli gelişmelerden biri de, KKTC halkını ve geleceğini de ilgilendiren, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 3 uluslararası enerji şirketi ile geçen gün imzaladığı doğal gaz sıvılaştırma terminali için niyet ve memorandum konusudur.
KKTC’de biz başka işlerle uğraşırken, Güney Kıbrıs, Akdeniz’de kendine göre “Münhasır Ekonomik Bölge” ilan ettiği alandaki kaynaklarla ilgili faaliyetlerini ilerletmektedir. Bir taraftan uluslararası dev şirketlerle ki bunlar Amerikan ve İsrail şirketleridir, doğalgaz ve petrol yataklarında sondajları devam ettirmekte, diğer yandan çıkacak bu doğalgazın Larnaka yakınlarında kurulacak tesislerde sıvılaştırılarak depolanması ve buradan ihracatın gerçekleştirilmesi ile yalnız kendi namına kullandırılması için, teşebbüslerini ve çalışmalarını artırmaktadır.
Ayrıca İsrail’in kendi münhasır ekonomik bölgesinden çıkacak kaynakların tasarrufları ile ihracı konusunda, kesin iş birliklerinin olduğu da ortadadır.
Noble Enerji Şirketi’yle 12. parselde yapılmakta olan sondaj çalışmalarından sonra bunun sıvılaştırılarak ihracı planlanmaktadır ve geçen gün anlaşmalar ve niyetler imzalanmıştır. Üç şirket Noble, Delek ve Anver Amerikan ve İsrail şirketleridir.
Peki, Kıbrıs Türklerinin hakları ne olacak ve bu konuda devletimiz yetkilileri tarafından ne gibi çalışmalar ne gibi teşebbüsler yapılmıştır?.. Böyle zaman zaman birkaç beyanatla işler yürümez. Karşımızdaki adamlar iş yürütmektedirler!.. Biz de burada her gün çekişme ve kavga içinde şahsi güç elde etme yarışında, haklarımıza sahip çıkmak bir yana olayları takip bile edemiyoruz.
Rum Yönetimi, hakkımız olan paylarıyla beraber, dünya dev şirketleriyle istediklerini, kendi namına ve kendi hesabına yürütmekte ekonomik ve siyasi geleceğini güçlendirmektedir.
GKRY Cumhurbaşkanı Anastasiadis, Kıbrıs görüşmelerini erteleme nedeni olarak, geldiğinden beri “önce ekonomik sorunlarımı halletmem gerekir” mealindeki açıklamaları, demek ki boş laflardan ibaret değilmiş. Peki, biz bu sürede ne gibi hazırlık yaptık? KKTC Cumhurbaşkanlığı ve Enerji Bakanlığı ne yaptı? Bugüne kadar haklarımızın savunulması bazında ne gibi teşebbüslerde bulunuldu? Kıbrıs Türklerinin hakları ne olacak? Laf ve beyanat değil de ne iş yapıldı? Bu konularda bu güne kadar yapılan ve gerçekleşen işler nelerdir? KKTC İlgili yetkilileri açıklasın. Halk bunları duymak ister. Çünkü lafların kıymeti yoktur. Lafla peynir gemisi yürümez diye bir söz vardır.
Amerikan ve İsrail şirketleriyle yapılan anlaşmaların arkasında Amerika ve İsrail’in desteğinin olduğu açıktır. GKRY’nin “benimdir” dediği bölgedeki kaynaklar hakkında, şirketler kanalıyla bu iki ülke ile zımnî bir anlaşma sağladığı bellidir. Ancak kapsamının ne olduğu bizce meçhul görünmektedir. En azından Türk tarafı olarak ne biliyoruz?
Akdeniz’deki güç dengesinin yeni bir dizaynı mı yapılmaktadır?
Bölgede en büyük güç olan Türkiye’nin bu konuya olan hassasiyeti bilindiği halde bu projeler, karşı tarafça fiziki olarak daha ileri götürülmektedir. Bu kaynakların gerek hak sahiplilik açısından Türklerin de payları olduğu, gerekse çıkacak enerji kaynaklarının Avrupa’ya taşınmasında Türkiye’nin merkez olacağı hususunda daha birkaç ay önce İsrail yakınlaşmasında ABD ile Türkiye arasındaki görüş birlikleri gündeme gelmişti. ABD Dışişleri bakanlığı sözcüsünün de hak sahipliliğimiz açısından açıklamaları olmuştu. Özellikle İsrail ile yumuşama politikasından sonra İsrail de görüşlerini bu yönde duyurmuştu. NATO Genel Sekreteri’nin ise Kıbrıs Türk halkının haklarının teslimi konusunda olumlu beyanatları vardı.
Yine bu gelişmelerin olduğu sıralarda GKRY’nin “MEB” bölgesindeki sondaj çalışmalarını yapan Noble Şirketi’nin CEO’su Davidson, mayıs ayında planlarıyla ilgili açıklamasında, İsrail’in MEB’inden Türkiye’ye doğal gaz boru hattı alternatifi üzerinde durduklarını açıklamıştı.
Aynı CEO, kısa bir süre sonra Kıbrıs açıklarındaki bizim de haklarımız olan doğalgaz kaynaklarıyla ilgili olarak ise, “Şirketin diğer bir alternatifinin de doğalgazın ileride adada kurulacak bir sıvılaştırılmış doğalgaz tesislerinde işlenerek bu biçimde tankerlerle AB ve diğer ülkelere ihraç edilmesinin tercihleri olacağını” söylemişti. Demek ki şimdi Güney Kıbrıs’la ilgili şirketler arasında geçen gün imzalanan memorandumla ihracatta tercih edilen yol, Güney Kıbrıs oluyor. Memorandumun imzalanmasında yapılan açıklamalardan, net olmasa da İsrail kaynaklarının da bu yoldan ihraç edileceği iması var.
Bu gelişmeler ışığında ABD, İsrail ve Batı ülkelerinde daha önce açıklanan Kıbrıs Türk hakları ile Akdeniz’de Türkiye menfaatleri ve güç dengesi bakımından, enerji konusunda bu ülkelerin daha evvel Türkiye lehine gelişen politikalarında değişiklik olmadığı temennisinde bulunmak ve bu konudaki gelişmelerin endişe verici olmamasını diliyoruz.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam