05 Aralık 2016

“Türkiye versin biz yaşayalım”

“Türkiye versin biz yaşayalım”
Haber İçi Üst

Fatma Ekenoğlu, Referandum Yasası’nı nasıl, hangi koşullarda imzaladığını anlattığı bugünkü bölümde, referandumda Rum tarafından o kadar yüksek oranda ‘hayır’ çıkmasını beklemediğini söyledi. Ekenoğlu, Meclis Başkanlığı sürecinde yaşadığı hayal kırıklıklarını bizimle paylaştı ve 2009’da erken seçim kararının nasıl alındığına ilişkin sorularımızı da yanıtladı.
Mete Tümerkan: O hayal kırıklıklarının nedeni neydi?
Fatma Ekenoğlu:
İlk Meclis Başkanlığı dönemimde Denktaş Bey referandum yasasını imzalamak istemedi. İmzalamamak için o noktada direndi ama halkın tabanında da o sürecin referanduma götürülmesi istenci vardı. Türkiye de kendisine belli telkinlerde bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Elçisi o dönemde Aydan Karahan’dı. Rauf Denktaş hatırlıyorum imzalamamak için yurt dışına çıkmıştı. Giderken Ankara’daki bir hukuk profesörünün görüşünü bana vermişti. Referandumun yapılmamasını sağlamak için benim gözümü korkutmak istemişti. O hukukçu görüşü olumsuzdu. 
“Müdürler dahil kimseye güvenmiyorduk”
Mete Tümerkan: Hukukçu görüşü sizi olumsuz etkiledi mi?
Fatma Ekenoğlu:
Hayır etkilemedi. Sizin vekalet göreviniz uçak kalktıktan sonra başlıyor. Uçak kalkmadan önce biz hazırlığımızı yapmıştık.  Cumhurbaşkanlığındaki müdürden imzalamak için yasayı istedim. Müdür “bana bırakmadı” dedi. Ama yasayı biz hazırladığımız için zaten bizde vardı yeniden çıkarttık ve ben imzaladım ve öğlen saatinde matbaayı açtık. Artık saatler o kadar kritik gidiyordu ki Yüksek Seçim Kurulu toplanacak ve referandumun ne zaman yapılacağı kararı verilecekti. Yasa Cumhurbaşkanlığından gelmeyince artık müdürler dahil kimseye güvenmiyorduk.
“Denktaş bey çizmelerini giyip meydanlara çıkmıştı”
Hiç unutmuyorum Bakanlar Kurulu’nda Serdar Bey, “Havaalanında Meclis Başkanı’na bir şey verildi onu görmek isterim” dedi. Onu hemen kendisine gönderdik. Bu arada YSK toplantıda, referandumun yapılıp yapılmayacağı kararını vermek için bekliyorlardı. Elden ele yasayı götürerek kritik bir süreçte referandum gününü ilan ediyoruz. Rahmetli Denktaş “HAYIR” kampanyası için o süreçte çizmelerini giyip meydanlara çıkmıştı. Zaten Türkiye kanalı üzerinden de hep onu yapıyordu.
Mete Tümerkan: Türkiye Dışişlerinin tavrı neydi?
Fatma Ekenoğlu:
Türkiye’nin tavrı ve bizimle yaptığı görüşmelerdeki düşünceleri referandumun yapılması yönündeydi.
Mete Tümerkan: Denktaş Bey geldikten sonra yasayı imzalamanıza tepki gösterdi mi?
Fatma Ekenoğlu:
Hayır hiç bir tepki göstermedi. O direk “HAYIR” kampanyasını başlattı. Alacaklardaki gibi davalı noktasına gelmedik. Kendi vicdanında savunduğu idealler doğrultusunda bu yasayı imzalamak, kendisi ile ters düşmek istemedi herhalde. Beni de herhalde net tanımamıştı. Gözümü korkutarak imzalamayacağımı düşünmüştü. Zaman kısıtlı olduğu için daha Meclis’e gelmeden telefonlar işlemiş ve süreç başlamıştı. Belki de ben gideyim onlar burada bu işi halletsin gibi bir görüntü de vardı.
Mete Tümerkan: Serdar Bey’in buna bir tepkisi oldu mu?
Fatma Ekenoğlu:
Serdar Bey’in halkın iradesi karşısında daha farklı bir duruşu ve bakışı vardı. Hiç unutmuyorum Denktaş Bey’i o referandumu biz imzaladıktan sonra Geçitkale Havalimanı’ndan almaya gittik. Komutanlar ve büyük bir halk kitlesi vardı. Böyle kritik süreçlerde halktan bazı kesimler hemen bayraklara sarılır. O gün de öyle oldu. Bir grup insan bayrakları almış Denktaş Bey’i karşılamaya gelmişlerdi. Serdar Bey’e de sürekli annesi tarafından Denktaş Bey’in doğrultusunda hareket etmesi için baskı yapılıyordu. O süreçte Serdar Bey tabanını serbest bırakmıştı. Ben o karşılaşma sırasında annesinin Serdar Bey ile konuşmalarına şahit oldum. Neyse Denktaş Bey geldi. Salondan çıkıp gitti. Sayın Büyükelçi “Biz biraz duralım Denktaş Bey gitsin öyle çıkalım” demişti. Komutanlar, Büyükelçi ve biz içeride durduk, Denktaş Bey’i aldılar tezahüratlarla çıktılar. Biz de ardından çıktık. O kalabalığın içinde böyle cılız bir ses çıktı “sen imzaladın haa” diye. O psikolojide olan bir halk arabayı devirebilir diye korktum. Allahtan mülayim bir kalabalıktı. Bu da bizim halkımızın yapısı.
Mete Tümerkan: Referandumun sonucu sizi nasıl etkiledi?
Fatma Ekenoğlu:
Kıbrıslı Türklerin ilk hayal kırıklığı referandumda çıkan sonuç oldu. Rum tarafından referandumdan ‘Hayır’ çıkmasını bekliyordum ama içimde hep bir ümit vardı. Referandumdan yüzde 50’ye yakın hayır çıksa da belki evet çıkar diye düşünüyordum. %76 hayır çıkacağını doğrusu tahmin etmiyordum. Parti içerisinde bilgi akışı son günlerde şekillenmişti ama moral bozukluğu yaratmamak için çok konuşulmazdı. Ama bu şekilde ezici bir hayır beklenmiyordu. Umut fakirin ekmeğiydi ama olmadı.
Mete Tümerkan: Meclis Başkanlığı döneminde başka hayal kırıklıkları yaşadınız mı?
Fatma Ekenoğlu:
Meclis başkanlığım döneminde, AB’nin bir heyeti bizi ziyaret edecekti, Mehmet Ali Bey hastanedeydi. Onları Saray’da ben karşılayacaktım, Serdar Bey’in ekibi arabaya yumurta atmıştı. O heyet büyük bir tedirginlik içinde Saray’a gelmişti. O heyeti karşılamak, Kıbrıs Türk halkının tümünün öyle düşünmediğini anlatmak bize düşmüştü. Meclis Başkanlığımdaki ikinci hayal kırıklıklarından birisi de bu olmuştu. Böyle bir şeyi beklemiyordum.
Mete Tümerkan: CTP – DP koalisyon hükümeti nasıl bir dönemdi?
Fatma Ekenoğlu:
O dönemin ilk yılı tamamıyla referanduma odaklanmıştı. Bütçe Meclis’ten geçmemişti, henüz ve o çalışmaların içerisinde referandumun ardından istifalar olmuş, koalisyon hükümeti azınlığa düşmüştük. Memleket iki yıl bütçesiz idare edildi. Her şeye rağmen bir seçim yaşandı, 2005’ten sonra oluşan hükümet daha hızla bir şekilde yasalara yöneldi. O dönem daha farklı bir dönemdi. O dönemki sürece baktığımda iyiydi. Yalnız UBP’nin muhalefete düşmesi çok farklı bir durum yaşatmıştı. 2006 yerel seçimlerinin ardından koalisyon bozulmuş ve Meclis’i terk etme olayları olmuştu. Kürsüyü işgal etme olaylarını yaşadık, Meclis’e en çok değer verdiğini söyleyen insanlar bu şekilde bir tavır sergilemişti. O dönem yaşadıklarımız bugün bu noktaya gelmemize neden oldu. O süreçte bizim bir hedefimiz vardı ve o hedefe doğru giderken Kıbrıs görüşmelerini tekrar başlatmak, yurt dışı temaslarımızda kendimizi dünyaya anlatmak gibi önemli şeyler yapmıştık. O referandum sürecinde Kıbrıs Türk’üne bakış değişmişti. O dönem ülkemize Avrupa’dan seçilmiş insanlar geldi. Buradan heyetler oralara gitti. O dönem Avrupa Komisyonu’na gözlemci olarak kabul edildik. Kıbrıs Türk’ü için getirilen mali açılımlar, Yeşil Hat Tüzüğü ve doğrudan ticaret tüzüğü için çalışmalar başlattık o dönemlerde.
Mete Tümerkan: Tüm bunlar yaşanırken koalisyonun bozulması ve ÖRP ile koalisyona gidilmesi sizce bir hata mıydı?
Fatma Ekenoğlu:
Onu tarih yargılayacak. Ama varlık nedenimizin Kıbrıs sorunu ve Kıbrıs’taki yapı olduğunu düşündüğümüz zaman, o yapıya ÖRP’nin negatif bir etkisi olmamıştır. Turgay Avcı o dönemde Cumhurbaşkanlığı ile birlikte hareket ederek Dışişleri Bakanlığı görevini sürdürdü. Geriye dönüp baktığınız zaman görevini en iyi yapan Dışişleri Bakanıydı. Partiye dönük bir zarar vermiş olabilir ama parti olarak baktığımız hedefler anlamında sıkıntı olmadı.
Mete Tümerkan:  CTP, ÖRP ile olan koalisyonu halka yeterince anlatamamış olabilir mi?
Fatma Ekenoğlu:
Biz kendi içerimizde galiba bazen olaylara fazla kapılıyoruz. Muhalefet partileri bizden daha iyi bir propaganda süreci geçirdiği için böyle oldu diyebilirim.
Mete Tümerkan: 2009’da verilen erken seçim kararı doğru muydu?
Fatma Ekenoğlu:
Geriye dönüp baktığımda birçok şeyin etkilenmiş olduğunu görüyorum. Kıbrıs konusundaki gelişmeler sürecine baktığım zaman o Cumhurbaşkanlığının arkasında görüşme sürecini etkilemek için bir yıl daha çözüm isteyen güçlü bir yapının Meclis’te olması daha iyi miydi diye sorduğunuzda daha iyiydi diyebilirim. Ama bir de düşünün ki o dönem, ekonomik bir kriz yaşıyoruz ve Türkiye’nin dayatmaları var. O ekonomik kriz içerisinde Türkiye dayatmaya devam ediyor. Siz de halkınızla belli şeyleri paylaşamadınız, ülke içerisinde var olan ekonomik krizin farkında olmayan bir yapı ve parti içerisinde de beklentileri karşılanmamış taban var.
“Kendimizi halka çok fazla anlatamadık”
Aslında Kıbrıs insanı birbirine benziyor. Günlük kişisel çıkarları, kazançları bazen toplumun çıkarlarından daha ön planda oluyor. Taban içerisinde böyle bir huzursuzluk varken dıştaki algı, örneğin sendikalardaki memnuniyetsizlik bizim tabanımızı da sürüklüyordu. O süreçte çok fazla kendimizi anlatamadık. Ekonomik krizin ne kadar ülkeyi etkilediğini anlatamadık. Dayatılan ve yapamayacağımız şeyler vardı. Biz bu süreçten nasıl çıkacağımız tartışılırken, sivil toplum yeniçeri ağaları gibi “biz getiririz biz götürürüz” noktasına geldi.
“O karar alındıktan sonra ben rahatladım”
Mete Tümerkan: Dayatma altındaydık dediniz. Bunu bir az açar mısınız?
Fatma Ekenoğlu:
Ben Meclis Başkanı olarak şöyle bir dayatma altındaydım. Paketler ve yasalar meclise geldi ve biz karar aldık bu yasaları bu yapı geçiremez, bize uymaz. Parti Meclisi’nde bunun kararı alındı. Bunu geçiremeyince erken seçime gireceğiz denildi. O karar alındıktan sonra ben rahatladım. Cemil Çiçek, Kıbrıs’a geliyor ve bu yasalar ne zaman geçecek diye baskı yapıyor. Bizde o yasalar geçmezdi. Toplumun yapısı da bunu kaldıramazdı. 2009 seçimlerinde ilk defa ben dedim ki bütün partiler iktidara geldi. Tüm partiler iktidara gelirken Türkiye ile belli zorluklar yaşadı. Çünkü Türkiye IMF gibiydi, verdiği paranın nereye nasıl gideceğini denetliyordu.
“Ben ve benim gibi düşünenler yanılmıştı”
TC yardım heyeti kendi önceliği ile bu parayı kullandırıyor. Aslında hükümetin önceliği daha önemli olması gerekiyor. Hükümetin yetkisinin olduğu bir ilişkinin kurulması gerekiyor. Bu boyutuyla baktığım zaman tüm hükümetler bunu tatmış ve tanımıştı. Biz kendi ekonomimizi ve bu gelen ekonomik krizden nasıl çıkılacağının tartışıldığı bir dönemi yakaladığımı zannettim ama maalesef yanılmışım. Ben ve benim gibi düşünenler o süreçte yanılmıştı. Kıbrıs Üniversitesi’nde ilk defa parti başkanları toplu bir şekilde halkın önüne çıktı, ondan sonrada konuşmadan belli bir kesim iktidara geldi. Konuşmadan Başbakan, konuşmadan Cumhurbaşkanı olundu. Bu bir gerçek.
“Bize olmayan elbiseler giydirilmeye çalışılıyor”
Şimdi önümüzdeki dönemde bir seçim yaşayacağız. Halkımız artık konuşmadan bir yerlere gelmenin mümkün olmadığını, yalan söyleyerek vaatler vererek bir yerlere gelmenin gerçekleşemeyeceğini gördü. Böyle bir süreç yaşadık. Bunu sivil toplum da gördü iş insanları da gördü. Artık her şey politikalarla, hesabı ile kitabı ile ortaya konacak. Bütün bu gerçeklik çerçevesinde ümit ediyorum artık bu gerçekleri halkımız görecek. Bize olmayan elbiselerin üzerimize giydirilmeye çalışmasını toplum olarak hep birlikte görüyoruz. Kültürümüzü, değer yargılarımızı, insanlığımızı yok ediyor bazı şeyler. Kişisel menfaatlerimizi ön plana çıkarttığımız zaman neleri kaybettiğimizi toplum olarak görmüşsek eğer, bu Lefkoşalı görmüşse, ne bayrağa sarılmak kurtarır bizi, ne milliyetçi söylemler. Artık ülke gerçekleri ile konuşmak ve ayakları yere basarak konuşmak ve bize uyan elbiseleri dikmek ve giymek gerekiyor. Bunun için politikacılara da büyük görev düşüyor. Türkiye versin biz yaşayalım mantığı ile bu iş yürümez.
Mete Tümerkan: 2009’da erken seçime gidilmese ve parti içerisinde bir kabine değişikliği yapılsa daha iyi olur muydu?
Fatma Ekenoğlu:
O dönemi yöneten siyasi irade o şekli değerlendirmedi.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam