04 Aralık 2016

Türk Silahlı Kuvvetleri’nde “Mesleki Ahlak Kuralları”

Haber İçi Üst

Bilip bilmediğinizi bilmiyorum ama Prof. Ayhan Aktar, Torosyan’ın anılarını İngilizce’den çevirip yayımlayalı beri Türk sosyal bilimciler kılıçları kuşanmış vaziyette. Bazan efendice çoğu zaman da hakarete varacak denli birbirlerine saldırıp duruyorlar.
Bir grup anıların uydurma, kitapta yayımlanan belgelerin sahte olduğunu ve verilen bilgilere güvenilemeyeceğini iddia ederken öteki grup kitapta hatalar olsa bile verilen bilgilerin çoğunun doğru olduğunu ileri sürüyor. Her iki tarafın haklı ve haksız olduğu yanlar var gibi görünüyor.
Ancak benim niyetim, bu tartışmaya katılmak değil. Bilgi dağarcığım böyle bir tartışmayı kaldıracak denli donanımlı değil. Ben daha başka bir konudan söz etmek istiyorum. Geçenlerde bu konuyla ilgili olarak Taner Akçam’ın yazdığı uzun bir makaleyi okudum. Makalenin bir yerinde Akçam şöyle diyor:
“İstanbul’a büyük korkular içinde gider, Harbiye Nezareti bodrumunda kısa bir süre gözaltına alındığını da anlatır. Torosyan’ın Enver Paşa’dan aldığı belgenin tarihinin bu günlere denk gelmesinin tesadüf olmadığını düşünüyorum. Bu iddiamın anlaşılabilmesi için bir başka sosyal olgunun daha bilinmesi gerekiyor; “mesleki ahlak kuralları” (Code of Conduct) özellikle Silahlı Kuvvetler mensupları arasında çok önemlidir. Subaylar, beraber ölüme gittikleri arkadaşlarını korumak için ellerinden geleni yaparlar. Nitekim 1915 aylarında, Ermeni askerlerinin silahsızlandırıldığı, Ermeni milletinin imhasının hayata geçirilmeye başlandığı günlerde komutanları Torosyan’ı aktif görevde tutabilmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar.
“Bu nedenle, bu tarihlere denk düşen Enver Paşa belgesinin komutanların bilgisi dâhilinde hazırlandığını ve sahte olmadığını düşünüyorum. Torosyan, savaşta yararlı olduğuna inanılan bir subaydır. Silahları alınmamış ve aktif birlikte kalmaya devam etmiştir. Geleceği hakkında kuşkular taşıyan, hayatından endişe eden Torosyan’ın bu belgeleri kendi başına hazırlaması imkânsızdır; çünkü kimseden habersiz, sahte belge hazırlaması ve bu belgeleri kullanmaya kalkması veya üzerinde bulundurması onun ölüm fermanı anlamına gelecektir.
“Romanya cephesindeki belgenin de yine aynı şekilde gösterdiği başarılar nedeniyle komutanlarının bilgisi dâhilinde verildiğini söylemek çok yanlış olmayacaktır. Çünkü aşağıda da göstereceğim gibi, bu cephede başından yaralandığı konusunda verdiği bilgilerin doğru olduğunu biliyoruz. Ben, ideolojik görüş veya etnik kökenden bağımsız, Silahlı Kuvvetler mensupları arasında var olan “mesleki ahlak kuralları” sayesinde, Torosyan’ın aktif savaş birliğinde kalmayı başardığını ve hayatını kurtardığını düşünüyorum.”
Burada benim özellikle dikkatimi çeken nokta Akçam’ın sözünü ettiği “subayların Code of Conduct’ı yani mesleki ahlâk kuralları”dır. Ne diyor Akçam? “Subaylar beraber ölüme gittikleri arkadaşlarını korumak için ellerinden geleni yaparlar”. Haklıdır. Ben buna benzer olaylara bizzat şahit olmuşumdur.
1974 savaşlarından sonra Piroyi (Gaziler) köyündeki birliğe tercüman olarak atandım. Savaş yeni bitmiş ve her şey altüst olmuştu. Elektrik hatları, bazı yerlerde Kuzey’den Güney’e, bazı yerlerde Güney’den Kuzey’e geçiyordu. Su boruları da öyle. Bu nedenle Rum ustalarla ve Barış Gücü polisleriyle sıkı bir işbirliği sürdürmek zorunluluğu vardı.
Bölük komutanı olan üsteğmen iyi, çok dürüst ama oldukça sert bir komutandı. Bizim ilkokul hocası gibi elinden sopası hiç eksik olmazdı. Aynı zamanda korkusuz bir insandı.
Yaptığımız anlaşmaya uyarak benim önümde hiçbir askeri dövmedi ama ben dayak haberlerini erlerden alıyordum. Bir gece bütün bölüğü toplayıp kendilerini tehdit etmiş. Her kim ki bir yerlere ganimet saklamışsa bir saat içinde bulup getirecek ve oraya serilen çarşafın içine atacak. Aksi halde sıra dayağına razı olacaklarmış.
O gece toplanan ganimetler, bir torba içinde Tümen Komutanı’na teslim edildi. Kendisi için de bir iğne bile saklamadığından eminim. Böyle bir insandı.
Bir gün bana gelip şöyle dedi: “Kız kardeşin yakında üniversiteye gidiyor. İstanbul’a bir şey göndermek istiyorum. Ama bu aramızda kalacak.” (Bugüne kadar bu olayı kimseye anlatmadım. Akçam’ın yazısı bana olayı anımsattı.)
Şaşırıp kalmıştım. Yoksa ben adamı yanlış mı tanımıştım? Şaşkınlığımı atlatınca şöyle dedim:
– İnşallah benden yasa dışı bir şey yapmamı istemiyorsun.
– Yok, ilgisi yok. Kız kardeşinin İstanbul’a bir hesap makinesi götürmesini istiyorum. Bizim bölükte Ermeni bir asteğmen var. Kahramanca savaştı. Onu ödüllendirmek istiyorum.
– Ama erlerden ganimetleri topladınız. Onları niye ödüllendirmediniz?
– O başka. Onlarınki çapulculuk. Türk askeri öyle şeyler yapamaz. Sözünü ettiğim kişi, defalarca hayatını tehlikeye attı ama cebine hiçbir şey koymadı. Dürüst adam.
– Peki, hesap makinesi İstanbul’a gitti. Sonra ne olacak?
– Bir telefon numarası vereceğim. O telefonu arayacak, Kıbrıs’tan geldiğini söyleyecek. Daha sonra annesi gidip hesap makinesini alacak. Adam muhasip. Eminim, işine yarayacak. Üstelik bu günlerde terhis oluyor.
Ben bu asteğmeni tanımadım. Çavuşlardan birine sordum. Çok iyi ve çok cesur bir subay olduğunu söyledi.
Hesap makinesi kendisine ulaştırıldı. Niye makineyi babasının değil de annesinin aradığını merak ettim ama sormadım. Evet, Akçam bu konuda haklıdır.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam