09 Aralık 2016

Türk milli içkisi, ayran, rakı yoksa kımız mı?

Haber İçi Üst

Yeşilay’ın Global Alkol Politikaları Sempozyumu’nda konuşan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, alkol teşvikini eleştirerek: “Bizim milli içkimiz ayrandır” dedi ve yeni bir tartışmaya yol açtı. Başbakan bu çıkışını, bazı çevrelerin Türklerin milli içkisinin rakı olduğuna dair söylemlerine karşı bir cevap olarak yaptı. Rakının Türk milli içkisinin olamayacağı düşüncesinin dayanağı olarak da, alkollü içkilerin sağlık sorununa neden olan ilk üç nedenden biri olması, her yıl 15-29 yaş arası yaklaşık 2.5 milyon insanın alkole bağlı nedenlerden hayatını kaybetmesi, bunu yanı sıra trafik kazalarındaki can ve mal kaybının ağırlıklı olarak alkol kullanımından kaynaklanmasını gösterdi.
Bu açıklama ile ilgili tepkileri basından takip etmeye çalıştım. Bazı vatandaşlar Başbakan’ın bu açıklamasını olumlu karşılarken, bazıları da bunu kendi hak ve hürriyetlerine müdahale olarak değerlendirdiler. Aslında Başbakan’ın bu açıklamasına katılanlarla katılmayanların da gerekçeleri aynı noktada birleşmektedir. Bu ortak nokta kişi hak ve hürriyetleridir. Dolayısıyla bu konuyu öncelikli olarak kişi hak ve hürriyeti açısından ele almak lazımdır. Başbakanın bu açıklamasını olumlu bulanlar, alkol alan insanların sadece kendilerini değil, alkol almayan vatandaşların da can ve mal güvenliğini riske soktuklarından şikayet etmektedir ve bu şikayetlerinde büyük oranda haklıdırlar. Çünkü Başbakan’ın da açıklamasında görüldüğü üzere alkol alıp yola çıkan sürücüler kendi can ve malları ile birlikte başkalarının da can ve mallarını riske sokmaktadır.
Başbakanın açıklamalarına karşı çıkanlar ise bunu insanların özel hayatı ve tercihine müdahale olarak görmektedir. Bu müdahaleyi de Başbakanın dindar kimliği ile açıklamaya çalışmaktadırlar. Biraz daha ileri gidenler bunu Başbakanın Şeriat arzusunun bir göstergesi olarak yorumlamaktadır. Hâlbuki AKP hükümeti geleneksel İslam anlayışında suç kabul edilen zina suçunu, suç olmaktan çıkaran düzenlemeyi yapmıştır. Bunun dışında da dini açıdan mahzurlu gözüken birçok başka uygulamaya da imza atmıştır. Dolayısıyla da Başbakanın bu açıklamasını sadece onun dindarlık kimliğine bağlamaya çalışmak doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü alkol kullanımı sadece Türkiye’nin bir sorunu olmaktan çıkmış, global bir sorun haline gelmiştir. Bu sorun Kuzey Kıbrıs Türk halkının da önemli bir sorundur. Nüfusu oranı itibari ile KKTC, Dünyanın en fazla alkol kullanan ülkelerinden birisidir.
Bazı alkollü içki satıcıları reklamı en iyi şekilde kullanarak toplumu psikolojik baskı altına alarak alkol kullanmamayı çağ dışılık, gericilik gibi aşağılayıcı bir ön yargıya dönüştürdüler. Aynı şekilde kendi satışlarını arttırmak için gençleri kötü alışkanlıklardan korumak için organize olan spor faaliyetleri kutlamalarını da alkollü kutlamalara dönüştürdüler. Daha da ileri giderek devlet kurumları yılbaşı ve özel günlerde çalışanlarına alkollü içecek hediye ederek, alkol kullanımını yaygınlaştırmaya çalıştılar. Tüm bunlar yapılırken KKTC ALKOLLÜ İÇKİLER SATIŞ YASASI’na aykırı davranılarak, yapılan yasalar çiğnenmiştir. Hatta camilerin ve okulların yakınında satılması ve içilmesi yasak olmasına rağmen adeta buna inat camilerin ve okulların dibinde bunun yapılmasına göz yumulmuştur.
Sonuç olarak alkol kullanımı ile ilgili her iki tarafın da tatmin olabileceği bir ortak noktanın bulunmasına ihtiyaç vardır. Bu ortak nokta, alkol kullanacak olanların kendi zevkleri için başkalarının can ve mal güvenliğini tehdit etmeyecek bir nokta olmalıdır. Bunun için de alkollü içki satışı ve kullanımı daha sıkı ve gerçekçi bir denetim altına alınması gerekmektedir
Bazı ülkelerde alkol kullanımı toplumu o kadar fazla tehdit etmeye başladı ki, Amerika’da halka açık yerlerde içki satışı, kullanımı ve kendi araçları ile seyahat etmeleri yasaklanmıştır. Bu yüzden de alkol alanların ya taksi ya da alkol almamış birisinin aracı ile seyahat etmeleri zorunluluğu getirilmiştir. Bizde ise hala daha bir elinde sigara diğer elinde içki ile poz vermek çağdaş olmanın bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.
Bu yazımda alkolün dini boyutuna girmedim; çünkü şu anda tartışılan bunun sosyal boyutudur. Konunun sosyal boyutu ile ele alınması ise, inançlı olsun ya da olmasın tüm tarafların şikayet ve beklentilerini dikkate alarak çözümünü gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla Başbakan’ın bu çıkışı, uzun süredir alkol şirketlerinin pazar arttırmak için oluşturdukları psikolojik baskının, tersten dini bir baskıya dönüşmesini değil; tarafların birbirlerinin hak ve hürriyetlerini koruduğu ortak bir noktanın bulunmasını sağlaması lazımdır. Yoksa Türklerin milli içkisinin ayran, rakı, kımız ya da başka bir içeceğin mi olduğunu tartışmanın fazla bir anlamı yoktur.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil