11 Aralık 2016

Trafik kamerası suçları

Haber İçi Üst

Ansızın size süratli araba kullandınız diye bir trafik suçu cezası gelebilir. Bu suçu birkaç sene önce işlemiş olmanız önemli değil. Siz bunu hiç hatırlamasanız da parayı ödemeniz istenir. Bu cezayı ödemeniz istenirken size suçu işlediğinize dair kanıt kabul edilen resmi göndermezler. Hatta resmi kolay almayasınız diye, öğleden sonra gelmenizi isterler. Bundan da öte size bu resmi vermek için 20 TL isterler. Gerçi geçenlerde bir polis arkadaşa sordum, 20 TL değil 9 TL pul parası ödeyip resmi alabilirmişsiniz. Bir kere bu resim için para istemeleri, vatandaşa suçu işlediğini ispatlanmadan ikinci bir ceza kesilmesi demektir. Daha ilginç olan size parasını ödettikleri resmi de size vermiyorlar, sadece ısrar ederseniz bakmanıza izin veriyorlar. Tabii parayı eğer 15 gün içinde ödemezseniz ispatlanmamış bu suç iddiasının cezası iki katına katlanır ve gene ödemezseniz mahkemelik olursunuz. Bu şekilde usulsüz talep edilen bu para cezasının 15 gün içinde ödenmemesi durumuna % 5 ya da 10 değil de iki kat arttırılması da vatandaşı bir kere daha haksız yere cezalandırmak demektir. Dolayısıyla bu yanlış uygulama ile birlikte, iki kat para cezasının da gözden geçirilmesine ihtiyaç vardır. Aksi takdirde devlet adına yapılan bu uygulamalar, devletin sosyal hukuk devleti olmadığı, vatandaşın devlet gücü kullanılarak baskı altına alınmaya çalışıldığı gibi bir düşüncenin oluşmasına yol açılmasına devam edilecektir.

Bana da böyle bir ceza geldi ve gidip para verip resmi almayı Anayasa, yasa ve insan haklarına aykırı bulduğum için konuyu mahkemeye taşıdım. Tabii mahkemeye birkaç kere gidip geldikten sonra, dava için takipsizlik kararı verildi. Aslında bu benim istediğim sonuç değildi. Benim bu itirazdan beklediğim sonuç, bu hukuk dışı gördüğüm uygulamanın mahkeme tarafından tescil edilerek düzeltilmesiydi. Çünkü bizim anayasamız ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre herkes yasal bir şekilde suçu ispatlanana kadar suçsuzdur (KKTC Anayasası 18/4). Dolayısıyla insanlara trafik suçu dahil herhangi bir suçu işledikleri ispatlanmadan ceza kesmek anayasamıza ve yasalarımıza aykırıdır.
Trafik cezaları gönüllü kabul edilen kabahat türü suçlardan olduğu için, kişinin gönüllü olarak bu suçu işlediğini kabul etmesini sağlayacak şartların var olması lazımdır. Bu şartların başında kişinin suçu işlediğini gösteren kanıtın ihbarname ile birlikte gönderilmesidir. Nitekim birçok defa insanlar gidip resmi gördüklerinde suçların yanlış kişilere yazıldığını tespit ettiler. Ama bu uygulama sebebiyle gidip para ödemek istemeyen, ya da resmi görmeyi gereksiz gören bazı vatandaşlar haksız yere ceza ödemek zorunda bırakılıyorlar. Böyle bir durumun yaşanmaması için yetkililerin, Türkiye ve dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, suçun işlendiğini gösteren delilin ihbarname ile birlikte, suçun işlediğinin hatırlanabileceği makul bir zaman içerisinde gönderilmesi lazımdır.
Dava sürecinde trafik kameralarından sorumlu polis tanık olarak mahkemeye çağrıldı ve kendisine mahkeme salonuna girmeden niye bu resmi göndermediklerini sorunca, bazı kişilerin uygunsuz resimlerinin çıktığını; dolayısıyla da onları korumak için göndermediklerini söyledi. Ben de bunun üzerine yani hovardalık yapanları korumak için vatandaşların yasal hakkını engelliyorsunuz dedim. Tabii buna tatmin edici bir cevap veremedi.
Sonra bu trafik kameraları ile ilgili birçok başka sorunun olduğunu öğrendim. Bunlardan bir tanesi, hız tespitlerinde hata payı ihtimali olduğunu, dolayısıyla da ikinci bir hız kontrolü ile birlikte kameraların düzenli kontrol ve bakımının gerektiğidir. Bir başka sorun ise kameraların çektiği bazı resimlerin, net olmamasıdır. Dolayısıyla da arabanızı başkası kullanıyorken kameraya yakalanırsa, başkasının suçunu siz ödemek zorunda kalabilirsiniz. Mahkemede itiraz ettiğim noktalardan birisi de bu idi. İddia Makamı olan Savcılık, arabanın kime ait olduğunun esas alındığını dolayısıyla resimdeki belirsizliğin lehime delil olamayacağını iddia etti. Ben de bu itiraza karşı, devletin görevini eksik yaptığını bunun da faturasını bana ödetmesinin hukuki ve ahlaki olmayacağını iddia ettim. Çünkü eğer resim düzgün çekilmiş olsaydı, bu parayı ben değil, suçu arabayı süren ödeyecekti. Demek ki ceza ödenirken iddia edildiği gibi esas olan arabanın kime ait olduğu değil arabayı kimin kullandığıdır.
Kameralar ile ilgili bir başka sorun da, bu kameraların bazılarının arkadan resim çekiyor olmasıdır. Bu tür resimlerde arabayı kullananın belli olması neredeyse imkânsızdır. Zaten önden çekilen resimlerin bazılarında da arabayı kimin kullandığı belli değildir. Bana gelen üç sene önce işlendiğim iddia edilen suçta da bu sorun vardı.


Kameralarla ilgili yapılan bir başka şikayet de, kameraların yasal zemini tam olarak hazırlanmadan uygunsuz olarak, mesafeler de ayarlanmadan yollara konulmasıdır. Nitekim bazı yerlerde hız limitleri ve kameralar arası mesafeler hem yasal açıdan hem de trafik akışının sağlıklı yürümesi açısından sorun teşkil ettiğine dair şikâyetler bulunmaktadır. Yaptığım bir başka itiraz da yaklaşık üç sene önce işlendiği iddia edilen bu suçun, sebep olacağı puan kesiminin hangi yıla sayılacağı konusundaydı. İddia edildiğine göre, bu puan suçun işlendiği yıla sayılırmış. Ancak bu suçlar ile ilgili ihbarlar bazen bir iki sene sonra gönderilir ve puan cezalarının geriye dönük uygulanması mümkün değildir. Anladığım kadarıyla bu konu da yasal bir boşluk vardır. Öğrendiğime göre bu tür kabahat türü suçlar için 6 ay içinde dava açılması uygun görülür. Nitekim but tür trafik suçları için takdir edilebilen hapis cezası en fazla 6 ay olabilmektedir (MAY 21/1974 -6/1). Ancak bizdeki uygulamada 200 TL’nin altında olan ve en fazla 3 ay hapis cezası içeren suçlar için bu zaman aşımı geçerli kabul edilmektedir.
Altı aylık süreye dikkat edilmiş olsaydı puan cezası ile ilgili sorun yaşanmayacaktı. Zaten bu tür suçların bu kadar uzun bir süre geciktirilmesi ayrı bir hak ihlaline sebep oluyor. Çünkü insanın bu kadar zamandan sonra böyle bir suçu hatırlaması neredeyse imkânsızdır. Suçu işlediğinize dair delili de göndermemeleri zaten baskı ile sizin bu suçu kabul etmenizi sağlamaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Bu tür cezaların makul bir zamanda ve delili ile birlikte gönderilmesinin hukuki ve ahlaki bir gereklilik olduğu kanaatindeyim. Öğrendiğime göre İsmet Üstüner tarafından tüm bu zikrettiğim iddiaları içeren biri Lefke Mahkemesi’nde, diğeri ise Mağusa Mahkemesi’nde olmak üzere iki dava ikame edilmiş, Lefke’de beraat, Mağusa’da ise mahkumiyet alınmıştır. Her iki dava da istinaf edilmiştir ve konu Yüksek Mahkemede görüşülecektir. Umarım Yüksek mahkeme, mağduriyetlere sebep olan bu yanlış ve haksız uygulamaların giderilmesi yönünde bir karar vererek sosyal hukuk devleti ve insan haklarına aykırı olan bu uygulamaların son bulmasını sağlar.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil