11 Aralık 2016

Toprak ve erik ağacı

Haber İçi Üst

Kan çekmiş olacak Konetralı bir köylü çocuğunun oğlu olarak adadayken toprakla pek işim olmamış olsa da, şimdilerde İstanbul’daki evimizin bahçesinde ufak çapta denemelerim oldu.

Bahçenin daha fazla güneş olan bir köşesinde 60-70 metrekarelik bir sebze bahçesi ve 15 tane de meyve ağacımız var. 

Toprakla ilgilenmeye başladıktan sonra, siyasette tanık olduğumuz birçok gelişmenin doğada da yaşandığını ve yanıtının doğada var olduğunu düşünmeye başladım.

Örneğin, Kuzey’deki iç siyasetin geldiği noktayı doğadan bir tasvirle de anlatmak mümkün.

Doğada, su damlaları az eğimli bile olsa toprağı aşındırarak iz bırakır.

Daha sonraki damlalar bu izi derinleştirerek yol yapar.

Toprak üzerinde kalıplar oluşturur.

Kuzeydeki siyaset ve devlet yönetimi yılların birikimi olan yanlış uygulamalarla oluşan “kalıplar” sonucunda bu duruma geldi.

Her tepki verdiğimizi sandığımızda aslında değiştirsek de farkında olmadan ayni siyasileri seçtik.

Yeni yeni bunu fark ettik.

Doğada olduğu gibi umutla gelen yeni ve temiz yağmur damlalarıyla değişimi değil aslında aşınmayı daha da derinleştirdik.

Doğada benzeri bir durumla karşılaşınca genelde yapılan nedir diye düşündüm. 

Gözümün önüne bizim sebze bahçesi geldi.

Her yıl ilkbahar çıkışında toprak üzerinde oluşan kalıpları ve yağmurun oluşturduğu eğimleri ortadan kaldırmak için ekilecek alanın tekrardan çapalanması ve tırmıkla tesviye edilmesi gerektiğini düşündüm.

Siyasette, doğadaki “tesviyenin” eşdeğeri olan partilerin kendilerini kongrelerinde yenilemeleri ve 4-5 yılda bir yapılan seçimler değil midir?

Doğadaki toprağın tesviye ihtiyacı ile siyasetteki kongre ve seçimler ayni işlevi görmüyor mu?
 
Ama bu “tesviyenin” geciktirildiği veya yeterli olmadığı zaman partilerin bölünmesi ve siyasetteki yapının aktörleriyle “tasfiyesi” yaşanır.

Nitekim bir iki sene sebze bahçesiyle yeterince ilgilenmediğim için bana her ilkbaharda yardımcı olan bahçıvanımız sebze bahçesindeki toprağı değiştirerek yüklü miktarda gübreli yeni toprak getirmek gerekli olduğunu söyledi.

Hoşuma gitmedi, gerekli mi diyecek oldum.

“Geçmiş yıllarda yaptığımız gibi tesviye ile bu mümkün değil, toprak beton gibi oldu, deyip artık tasfiye gerekli” dedi.

Anladım ki tesviyenin yeterli olmadığı yerde tasfiye mecburiyet oluyor.   Harcanan çabanın karşılığının olmayacağı er ya da geç anlaşılıyor.

Uzağa gitmeyelim. Türkiye’de bunun örnekleri vardır. Son otuz yılda iktidarı elinde tutan ANAP, DYP, RP ve DSP’nin ne duruma düştüğü ortada.

Geciktirme mümkün ama kaçış yok.

Şu andaki gidişatımız “tesviye” ile sınırlı kalmayarak, siyasi arenanın “tasfiyesine” kadar giderse şaşmayalım.

“Tesviye” yeterli olmazsa,  “tasfiye” doğanın kanunudur.

Bizim Kuzeyde siyasette geldiğimiz nokta da bu değil mi?

Gelelim bizim bahçeden meyve ağaçlarıyla ilgili gözlemime.

Çocuklarla birlikte dalından koparıp yeriz diye evi inşa ettiğimizde ektiğimiz çeşitli meyve ağaçları var bahçede.

Her birinden iki tane olmak üzere erik, elma, armut, ayva, kiraz, vişne ve dut. Bir tane de yenidünya, buradaki adıyla malta eriği.

Yıllar itibariyle büyük saksılara aktararak karda kışta sarıp sarmalayıp balkona alıp soğuktan koruduğumuz ama büyütmeyi başardığımız narenciye ağaçlarını da unutmayalım. Onlar da her gördüğümüzde Kıbrıs’ı hatırlamak ve hatırlatmak için. Karşılıksız ama itinayla korunan büyük bir aşk. Dışında olsak da içimizde yaşattığımız Kıbrıs’a olan duygularımız gibi.

İstanbul gibi bir yerde dalından 3-5 tane de olsa meyve koparıp yemek büyük bir keyif. Hele çocuklar daha küçük yaşlardayken doğayı tanımaları ve saygı duymaları için büyük bir deneyim ve heyecan kaynağı dalından minik elleriyle kopardıkları meyveler. 

İki üç hafta önce sabah evde masamın başına yazı yazmak için oturdum.
Tam karşımda bahçemizdeki erik ağaçlarından ikisi duruyor.
Benim 12 yıldır bizzat gözlemleyerek öğrendiğim doğada en kolay gaza gelen ağaç bu erik ağacı denen canlı.
Her sene Mart ayında ısıdaki en ufak bir artışta güzel havaya aldanıp çiçek açıyor bizim erik ağaçları, sonra ani bastıran soğuklarla çiçekleri kuruyor.
Dur hele bir bekle demeye kalmadan her sene ayni hüsran.
Düşündüm de bu durum bizim şu an hem Türkiye hem de Kıbrıs’ta terör ve Kıbrıs sorunu için çözüm açısından bahar yaşandığını söyleyenlere benzemiyor mu?
Hadi Türkiye’yi bir kenara bırakalım. Kıbrıs ile ilgili olan her gelişmeyi bir şekilde anlaşma için fırsattır diye iflah olmadan yorumlayanlar var.
Bunlar da bizim “yerli akil adamlarımız”.   
Bizim erik ağacı gibi.
Doğanın kanunu net ama yine de ayni beklentiyi en ufak bir gelişme olduğunda ortaya koyarlar ve farklı bir sonuç beklerler.
Bir gün doğanın kanununu yenip tutturacağız diye herhalde.
Yoksa marka (“Lider”) değişse ve şirket (‘Ülke”) ekonomik açıdan kötü durumda olsa da malın ayni mal olduğunu bilmiyorlar mı?
Ben bizim bahçede doğru hava şartının oluşmasını sabırla bekleyen gövdesi ve yaprakları diri, soğuğa rüzgara bana mısın demeyen “yenidünyayı” daha yakından gözlemlemeye devam edeceğim.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil