08 Aralık 2016

Tezatlar ülkesi…

Haber İçi Üst

Bazen insanın kafası karışıyor.

Doğrularla yanlışlar yer değiştirebiliyor.
Dostlar bir anda düşman, düşmanlar dost olabiliyor.
Kimse de bunu sorgulamıyor.
Meselenin özünü anlayıp, olup bitenleri değerlendirebilen insan sayısı her geçen gün biraz daha azalıyor.
Doğruları görüp söylemenin bedeli olduğu yerlerde, sapla saman karışabiliyor.
Çirkin ve kirli ittifaklar kurulabiliyor.
Kişisel çıkarlar için toplum menfaatleri çiğnenebiliyor.
İlginçtir tüm bunlar “memleketin geleceği” için yapılıyor!
Bu da aklı başında olan herkesi delirtebiliyor.
Ancak sonuç değişmiyor.
Ülke oradan oraya savrulurken halk bedel ödüyor.
Bedel ödetilen halk oynanan oyunu nedense görmüyor.
Ve sahnedekiler bundan güç alarak oyunlarına yenilerini ekleyebiliyor.
Bunun karşısında rasyonel düşünebilenlerin sesleri her geçen gün biraz daha kısılıyor.
Sağduyunun yerini başka şeyler alınca da memleket kaos ortamı içerisine sürükleniyor. Bunun sonucunda ise insan çaresizlikle yüzleşebiliyor.
Acı olan da bu zaten.
Çaresiz kalmak…
Popülizme ve onların temsilcilerine teslim olmak.
Gariptir, bu çaresizlik ve teslimiyet başkalarını yüzsüzleştirebiliyor.
Yüzsüzleşenler her şeyi kendilerinde bir hak olarak görmeye başlayabiliyor.
Bir örümcek gibi memleketin her karesine çıkar ağları örülebiliyor.
Bu arada memleket elimizden kayıp giderken, herkes anlamsız bir şekilde olup biteni seyrediyor.
Ama birileri bundan hiç ama hiç rahatız olmuyor.
Çünkü onların gailesi toplumun geleceği ile ilgili değil.
2013 yılında akıllı telefonlar ceplerde, kitaplar tabletlerde iken biz hala 1950’li yıllardan kalma alışkanlıklarla siyaset yapanları izlerken nedense nutkumuz tutuluyor.
Dünya iletişimin sağladığı olanaklarla birlikte küçülürken, biz küçük bir adada yaşadığımızı unutarak büyük laflar ediyoruz.
Büyük laflar ederken aslında olup bitenleri sağlıklı bir şekilde değerlendiremediğimiz için bedel ödemek zorunda kalabiliyoruz.
Kimseleri beğenmemeyi bir meziyet olarak kabul ediyoruz.
Okumadan bilgi ve fikir sahibi olabiliyoruz.
Kendini dünyanın merkezi olarak gören anlayışların yönlendirmesi ile akılcılıktan uzaklaştıkça uzaklaşıyoruz.
Yok olup giderken, birilerinin “dik durduğu” yanılgısı ile hareket ediyoruz.
Halbuki ‘dik durma’ iddiasında olanların yarattığı koşullarda gelecek kaygısı ile yaşıyoruz.
Günün sonunda binlerce gencin başka diyarlarda gelecek arıyor olmasının nedenini bile göremiyoruz.
Kendi küçük dünyalarında, küçük dağları kendilerinin yarattığı yanılgısı ile hareket edenler alkışlandıkça, bu ülkeden göç eden binlere yenileri katılacak.
Burada kalanlar ise göç edip gidenlerin arkasından ağlayacak.
Bu arada buna neden olanların arkasından da koşmaya devam edecek.
Kimse de bu büyük çelişkiyi sorgulamayacak.

Değişimi, değişime engel olanların istediği, sorumluların sorumsuzca davrandığı, medyanın sağ gösterip sol vurduğu yerde “bu normaldir” diyenler olabilir.
Böyle yerlerde gerçekler ters yüz edilir.
Bilenler susturulur, bilmeyenler konuşturulur.
Kuralların yerini kuralsızlık alır.
Keyfilik kol gezer, popülizm tavan yapar.
Her istediğini almaya, üretmeden kazanmaya alıştırılan insanların bulunduğu yerlerde verimlilikten söz edilemez.
Başarı ölçü olmaktan çıkar.
Ve çöküşle birlikte yok oluş da kaçınılmaz son olur.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil