06 Aralık 2016

Tembelliğin, beceriksizliğin, korkaklığın mazeretlerine bakın siz!

Haber İçi Üst

Eminim yaşantınızda çok rastladınız. Şahıs zeki, kurnaz fakat tembel. Çalışma hayatımda ben rastladım. En zor, bilgi ve beceri isteyen bir görevi yapabilecek kapasitede biri. Al bu işi sen araştır, sonlandır dersiniz; cevap, ben böyle bir hükümete iş yapmam cinsinden. Partizanlık haksızlığına belki uğramış, yine de güya maaşını toplumdan değil, hükümetten alır, hizmeti hükümete verir, aklınca adaletsiz hükümeti cezalandırıyor. Size kendisine yardım şansı bırakmıyor.
Bugünlerde TV’yi açarsınız. Adam ülkedeki gidişattan, hemen hemen her şeyden şikayetçi. Kimi seçsek aynidir. Değişecek bir şey yok. Oy vermeye da gerek yok. Ama programda halka akıl verir. Gerçekte akıl vermez, egosunu tatmin etmeye çalışır. Bir diğeri, burada demokrasi yok, savaş hali devam eder der. Çözüm olmadan ne yapsak boşuna. Yalnız çözüme odaklanmamız gerekir. Uluslar arası hukuka dahil olacağız. O zaman üretim olacak, adalet, demokrasi gelecek, hırsızlıklar, kaçakçılık duracak, trafik düzelecek. Bekle babam bekle, piyangodan erken bir anlaşma çıksın da her şeyi hazır bulalım; Ya tepsi içinde bize sunacaklar, ya da kırbaçla yaptıracaklar. Kısmen doğru da, sıcak temas halindeki bir savaşta bile, disiplin, üretkenlik, kaynakları ekonomik kullanma, ceza, taltif geçersizmiş, yan gel yat havası. Ben Şili’de refahı değil, en büyük ekonomik ilerlemeyi Pinoche devrinde görmüştüm. Bazıları da benim hiç anlamadığım, belki kapasitemin yetmediği, mantığıma sığmayan komplo teorileri ve bunları devamlı ortaya atanlar. Bizden akıllılar ya, bizim göremediklerimizi onlar görür. Hep özne yabancı güçler. İşte Rum’un ekonomisini bizim seviyeye çekip onları bir anlaşmaya zorlasınlar diye Yunanistan’ın har vurup harman savurmasına göz yumup ve de onu batırıp, Güney’i de beraberinde sürükleyerek bizim ekonomik seviyeye getirmişler. Sevinin, şimdi bu barışı zorlayacak buna ilave bulunan karbon yataklarının ekonomik pazarlanması da buna destek olacak. Bizim bir şey yapmamıza gerek yok, işi hep dış güçlere bırakın, yan gelip yatın.
Ben de tembelim. Ortalığı dağıtır, temizliğe fazla önem vermem. Giysilerim konusunda bir dost bunu dikkatime getirdi; Tembel ve meraksızım ya, ona “Lefkoşa’nın sokaklarını görmen da bana taktın”, dedim. Ne güzel kaçış, ne güzel mazeret. Aynen Meksikalılara benzedim. Bir ara Meksika-ABD sınırında işler iki ülke arasında gel git yaparken iki ülke arasındaki inanılmaz, muazzam farkı gördüm. Halbuki Meksika’da toprak, petrol üretimi, altın üretimi fert başına Meksika’da daha yüksek. Hatta dünyanın en zengin adamı Meksika’da. Bill Gates yanında halt etmiş. Meksika’da sıradan insanlar ile konuşurken, bu duruma nazikçe parmak basarkenden, hepsi kabahati ABD’ye yükler, onlara hakarethamiz “Greengo” kelimesi ile hitap eder, arkasından sövmenin beşi beş para. Aynaya hiç bakmazlar, benim bakmaya hoşlanmadığım gibi. Ben beş yaşında amansız, hareketlerimi çok kısıtlayan, hayatta seçeneklerimi çok sınırlayan, devamlı acı veren bir hayata mahkum oldum. Bu yetmezmiş gibi yanlış teşhis ve aylarca boydan boya alçı içinde, bilahare bir ayağım havaya asılarak yaşadım, ilkokulu dostumuz rahmetli Ali Rıfkı hocamın hoş görü ve insafı ile bitirdim. Zamanında bana diploma verdi. İngiliz okuluna gitmeyi isterdim,  koymadılar. O halde Türkiye’ye tahsile gidemeyeceğimi de düşünüp beni KTL ticaret bölümüne kaydettirdiler. Matematik değil, yalnız ticaret aritmetiği, biraz muhasebe ve daktilo okumak beni tatmin etmedi. Zorluklar içinde bir uğraş ile İngiliz GCE imtihanlarına girdim, LCC yüksek muhasebe imtihanını bir girmede geçtim, kamuda yüksek maaş aldım, sonra kalemi atıp Londra’ya tahsile gittim, kendi paramla, yarı aç, sobasız, masasız odacıklarda kaldım, en iyi özel okullardan gelen İngiliz talebeler ile yarıştım ve başardım. Yoksa oturur, ya Londra’ya arkamdan gelen anam veya İngiliz hükümeti beni ölünceye kadar çekerdi. Mazeretim sağlıklı sayılırdı. Yapmadım. Kıbrıs Türkünde genelde, şartlar ne olursa olsun, bu azim, bu kararlılık, bu uğraş var mı?
50 yaşımda ayağım kalçadan çöktü. Almanya’da başarılı iş adamı, Viyana Üniversitesinden iktisat doktoralı samimi arkadaşım Saruhan Bozyakalı’nın önerisi ve yardımı ile meşhur Endo Klinik’te ameliyat oldum. Dağa, rehabilitasyon merkezine 20 günlüğüne gönderdiler. Ameliyat sonrası bakım için. Burnumdan ödedim. Güzel bir mart günü günlük yürüyüşümden sonra dinleneyim deyim bir banka oturdum. Biraz sonra ayni ameliyatı geçiren ve yürüyüş yapan 65 yaşlarında bir Alman hanım da yanıma oturdu. İngilizce biliyordu. Sorularına cevap verdim. Konuşmaya başladık, bilmem nasıl, ama laf dönüp dolaşıp İkinci Dünya Savaşı’na geldi. Çok çektiklerini söyledi. O zaman 15-16 yaşlarında imiş Bir harada çalışır atlara bakarmış. Rus askerleri gelmeden harada diğer çalışanlar hep kaçmış. Atları acıdığı, susuz yemsiz kalmamaları için o atlara bakmaya devam etmiş. Bu riski göze almış. Gençliğinde çok güzel olduğu belli bir yapısı var idi. Okuruz, duyarız ya, şimdi dedim bana Rus askerlerinin fıcırığını çıkarttıklarından bahsedecek, biraz neşem var ise onu da kaçıracak. Nitekim o konuya geldi. İlk haraya elinde silahla haraya giren Rus askeri, teferruata girmeyim, bu hanımın ırzına teşebbüs etmiş. Kafamı kullandım ve bir risk aldım dedi. Askere sen içerde dur, bir etrafa bakıp geliyorum dedim. At odasından çıkar çıkmaz dışarıdan mandalı kapattım. Haranın dışına yardım için koştum. Etrafta yalnız bir küme Rus askerinden başka biri yoktu. Mecburen onlara yanaştım ve grubun komutanı gördüğüme yarı İngilizce, yarı işaretle durumu aktardım ki komutan yanına iki asker alıp benimle haraya girdi. İçerideki asker kapıyı zorlar açmaya çalışırdı. Komutan kapıyı açtı, asker dışarı çıktı, çıkar çıkmaz ağzına dipçik ile öyle bir vurdu ki ağzı kan doldu. Rusça bağırarak onu ve beni aldı. Beni, okul mu kilise mi dedi unuttum, yakın bir yerde buldukları sivil Almanları tıktıkları bir yere bıraktı. Kurtulmuştum.
Bunu niye anlattım? Baskı altında kafayı kullanabilme, zeka, cesaretle risk alma. İşte böyle tavır sizi bazı akıbetlerden koruyabilir.
Bu ülkede kesinlikle söyleyebileceğim, dış dünya ile rekabet içinde iki pırıltı meydana gelmişti. Biri 1980’lerin Cypfruvex’i, diğeri de KTH Yolları. Bunları yabancı güçler mi batırdı? LTB’yi imperialistler mi bu kılığa soktu? Kıbrıs meselesi çözülene kadar bunlar ve bunun gibi işletmelerimiz daha da yeşeremez mi idi? Bunları batıranları bir de bana sorun, size anlatayım. Cypfruvex 1994 ABAD kararından çok önce batmış idi. İster iseniz tüm tüm tarihçesini benden değil, o zamanlar Cypfruvex’in müdürlüğünü ve uzunca zaman orada çalışan Sn. H. Özerdem’e sorun. Dürüst, cesaretli, çalışkan, tüm tarihçesinin içinde bulunmuş biri.
Trafik canavarı ile mücadele eden bazı duyarlı vatandaşlar canlarını yiyorlar. Teşekkür etmek lazım. Dinlemek, birkaç can kurtarmak bile ulvidir. Ama trafik sorunun temelinde, daha evvel yazıp belirttiğim gibi popülizm ile yaratılan özel-kamu dengesizliği yatır. Bu çözülmeden trafik sorunu gereği gibi kontrol altına alınamaz.
Ne deyim? Kıbrıs Türk seçmeni batıranları, cezalandırma bir yana, hep baş tacı ettiler En yükseklere layık gördüler.
Daha beter olalım diyesim gelir içimden.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam