07 Aralık 2016

Tecavüzü reddetti

Tecavüzü reddetti
Haber İçi Üst


Haspolat’ta Nisan 2012 tarihinde meydana gelen Mustafa Diker cinayeti ile ilgili Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan sanık Erol Diker’in karşısına dün de tanık olarak önce Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Osman Sert ardından da soruşturmayı yürüten Polis Müfettişi Aslan Coşkun çıkarıldı.
Polis Müfettişi Aslan Coşkun, mahkemede verdiği ifadede, sanık Erol Diker’in 14 Nisan 2012 tarihinde başlayan tutukluluk süresince, polise iki ayrı gönüllü ifade verdiği belirterek ilk ifadesinde, 7 yaşındaki Mustafa Diker’i kendisinin öldürdüğünü belirttiğini verdiği ikinci gönüllü ifadesiyle ilgili olarak da bazı tespitler yaptığını kaydetti.
Coşkun, Mustafa Diker cinayeti ile ilgili yürüttüğü soruşturma kapsamında cesedin bulunduğu yerden, Mustafa Diker’e ait ceset üzerinden ve sanık Erol Diker’in Mustafa Diker ile birlikte ikamet ettiği Haspolat’ta Yaşam Sitesi’ndeki evinden incelenmek üzere alınan kanıtları mahkemeye sundu.

Sert: Ölüm tarihi 7 Nisan 2012
Mustafa Diker cinayeti ile ilgili davada tanık kürsüsüne çıkan Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Osman Sert, Mustafa Diker’in 7 Nisan 2012 tarihinde saat 19.06 öncesi öldüğünün tespit edildiğini söyledi.

Coşkun: Yarı çıplak ve çürümüş erkek cesedi bulundu
Polis Müfettişi Aslan Coşkun, cinayet olayı ile ilgili olguları anlattı. Coşkun, 13 Nisan 2012 tarihinde görevde olduğu esnada, Taşkent’te bir çöplükte ceset bulunduğuna ilişkin saat 11.00 sıralarında haber aldığını ve bunun üzerine bir polis ekibi ile birlikte saat 11.21 gibi cesedin bulunduğu yere gittiğini söyledi.
Aslan Coşkun, Taşkent yolu üzerinde ağaçlık bir arazide, yolun 4-5 metre altında, çöp ve moloz yığınları arasında, tahta bir rafın altında, morarmış vaziyette, vücudunun muhtelif yerlerinde kurt ve bazı böceklerin bulunduğu, sırtüstü yatır vaziyette, yarı çıplak, çürümüş bir erkek çocuk cesedinin tespit edildiğini kaydetti.
Coşkun yapılan ilk incelemenin ardından cesedin incelenmesi için olay yerine Adli Tıp Uzmanı İdris Deniz’in gelmesini sağladığını anlattı.
Aslan Coşkun, Adli Tıp Uzmanı Deniz’in ceset üzerinde yaptığı ilk incelemeler neticesinde hazırladığı doktor raporunu ise kanıt olarak alındığını kaydetti.

“Cesedi amca teşhis etti”
Polis Müfettişi Aslan Coşkun, 13 Nisan 2012 tarihinde bulunan cesedin, 7 Nisan 2012 tarihinde Erol Diker tarafından Değirmelik Polis Karakolu’na kayıp olduğu bildirilen Mustafa Diker’e ait olabileceği düşüncesiyle Erol Diker’e ulaşıldığını ve sanık ile birlikte Özlem Diker’in, İbrahim Diker’in cesedin otopsi için kaldırıldığı Lefkoşa Devlet Hastanesi morguna çağrıldığını söyledi.
Coşkun, bulunan cesedin sanığın kardeşi olan İbrahim Diker tarafından teşhis edildiğini ve İbrahim Diker’in cesedi görünce, “Abi bu Mustafa’dır” dediğini kaydetti.

“Tecavüz şüphesi”
Aslan Coşkun, daha sonra Mustafa Diker’in cesedinin otopsisinin aynı gün Adli Tıp Uzmanı İdris Deniz tarafından gerçekleştirildiğini belirtti.
Polis Müfettişi Aslan Coşkun, otopsi sonucunda Mustafa Diker’in kesin ölüm nedeninin tespit edilemediğini, kesin ölüm nedenin tespit edilebilmesi için Türkiye’ye gönderilmek üzere Mustafa Diker’e ait bazı doku örneklerinin ve kan örneğinin alındığını söyledi.
Coşkun, Uzman İdris Deniz’in gerek cesedin bulunduğu yerde, ceset üzerinde yaptığı ilk incelemede gerekse otopsi sırasında iki kez kendisine, Mustafa Diker’in boğazındaki kemikte kırık olduğunun tespit edildiğini ve ölmeden önce cinsel birleşme yaşamış olabileceğine ilişkin bulgulardan söz ettiğini kaydetti.

“Cinayeti itiraf etti”
Aslan Coşkun, 13 Nisan 2012 tarihinde Mustafa Diker’in otopsisinin hemen ardından Özlem Diker ile sanık Erol Diker’in sorgulamak amaçlı gözaltına alındığını belirterek, önce Özlem Diker’in ardından da Erol Diker’in sorgulandığını söyledi.
Coşkun, sanık Erol Diker’in polise gönüllü ifade vererek, cinayeti kendisinin işlediğini itiraf ettiğini söyledi ve imzalamış olduğu gönüllü ifadesini kanıt olarak mahkemeye sundu.
Aslan Coşkun, sanığın gönüllü ifadesinin ardından doktor kontrolünden geçirilerek, rapor temin edildiğini kaydetti. Coşkun, Erol Diker’e ait doktor raporunu kanıt olarak mahkemeye sundu.

“Söylemek istiyorum ama utanıyorum”
Aslan Coşkun, daha sonra, sanık Erol Diker’in ikinci kez polise gönüllü ifade verdiğini ve ifadesinden önce, “Amirim bazı şeyler var söylemek istediğim ama utanıyorum” dediğini anlattı.

İşkence iddiası
Sanık Avukatı, Erol Diker’in ikinci ifadesinin gönüllü ifade olduğuna ilişkin itirazda bulunarak, sanığın Mustafa Diker’e tecavüz ettiğine ilişkin ikinci ifadesinin işkence sonucu alındığını öne sürdü.
Avukat, sanığın, 3 gün boyunca her akşam yaklaşık 3 saat Aslan Coşkun ve bazı polisler tarafından işkenceye maruz kaldığını belirtti.
Sanık Avukatı, Erol Diker’in ayaklarının önce buzlu suya batırılıp ardından falakaya yatırıldığını ve vücudunun muhtelif yerlerinden elektrik verilerek işkence yapıldığını öne sürdü.
Avukatı, ayrıca sanık Erol Diker’e her işkencenin ardından mavi ve siyah renkte 2 adet hap verildiğini söyledi.
Aslan Coşkun’un ise sanığa işkence esnasında “Bu işkenceleri Amerika’dan öğrendim. Amerika’da da böyle yapıyorlar” dediğini iddia etti.

Duruşma içinde duruşma yapılacak
Sanık Erol Diker’in avukatının, tecavüze ilişkin ikinci ifadenin gönüllü olmadığına ilişkin iddiası üzerine mahkeme, duruşma içerisinde duruşma yapılmasına karar verdi.
Ağır Ceza Heyeti, bir sonraki duruşmanın 24 Haziran 2013 tarihinde yapılmasına emir verdi.

AYRI KAREDE

İşte ilk gönüllü ifade:
Polis Müfettişi Aslan Coşkun Erol Diker’in cinayeti işlediğine dair ilk gönüllü ifadesini mahkemede okudu.
Sanık Erol Diker ilk gönüllü ifadesinde şunları söyledi:
“Ağabey vicdanım sızlıyor, daha fazla dayanamayacağım. Mustafa’yı ben öldürdüm. Döve döve öldürdüm. Kardeşim İbrahim de benimle birlikteydi. Ne olduysa geçen hafta cuma günü oldu. Eve geldiğimde saat 18.30-19.00 sıralarında Mustafa elinde ders kitabı televizyon izliyordu. Ders çalışmadığı için birkaç tokat attım ve yatak odasına gönderdim. Biraz sonra odaya yanına gidip baktım. Öylece elinde kitap oturuyor, boş boş bana bakıyordu. Çok sinirlendim ve Mustafa’yı dövmeye başladım. Bayıldı ve yere düştü. Mutfaktan soğan aldım, koklattım ve Mustafa’yı ayılttım. Sonra onu odada bırakıp salona gittim. 1 saat sonra Özlem eve geldi. Beni sinirli görünce ne olduğunu sordu, anlattım. Özlem yemek hazırladı. Çocukları çağırmak için odaya gittim.”

“Mustafa’yı öyle bir dövdüm ki, kasılıp kaldı”
“Yemekten sonra Mustafa’nın yine ödevlerini yapmadığını görünce çok sinirlendim ve yine dövmeye başladım. Eline, yüzüne, başına, her yerine vurdum. Ağzı, burnu kanadı. Özlem bunu görünce hemen Mustafa’yı aldı ve banyoya götürdü korkusundan kapıyı da kilitledi. Kapıyı çaldım ve kapıyı açmasını bir şey yapmayacağımı söyledim. Özlem kapıyı açtı. Mustafa yeniden yatak odasına gitti. Sonra bir anda kendimi kaybettim ve Mustafa’yı öyle bir dövdüm ki, kasılıp kaldı.”

“Boynundan tutup havaya kaldırdım”
“Kasılınca tekrar banyoya götürdüm. Orada da çok sinirlendim ve boynundan tutup havaya kaldırdım. Sonra banyonun içine, yere düştü. Düşerken başını duvara vurdu. Sonra gece oldu ve Mustafa benimle uyumak istediği için salonda İbrahim ben ve Mustafa birlikte uyuduk. Bir ara bir sıcaklık hissettim. Mustafa altını ıslatmıştı ve kasılmıştı, bağırıyordu. Özlem sesleri duyunca salona geldi. Sonra Özlem ile birlikte Mustafa’yı banyoya götürdük ve yıkadık. Mustafa bir anda elimden kaydı ve başını vurdu. Banyosunu yaptırdık, üzerini değiştirdik ve yatırdık.”

“Sabah uyandığımda nefes almıyordu”
“Sabah 06.15 sıralarında uyandım. Özlem kahvaltı hazırladı. Odaya gittim Mustafa, nefes almıyordu. Sırt üstü yatıyordu, elleri iki yanda açıktı, dili dişlerinin arasına sıkışmış dışarıdaydı. Burnunu sıktım, kalp masajı yaptım, ağzından nefes verdim ama canlanmadı. Aynı şeyleri Özlem de yaptı ama Mustafa ölmüştü.”

“Cesedi çöplüğe attık”
“Mustafa’yı hastaneye götüremezdik sonra İbrahim ile birlikte bir karar verdik, Özlem’e de sorduk o da tamam dedi ve Mustafa’yı beyaz bir havluya sarıp evden çıkardık, arabanın içine yatırdık. Yola çıktık aklıma Taşkent geldi. Orada cesedi bulamazlar diye kimsenin olmadığı bir çöplüğe cesedi attık. Görünmesin diye de üzerine orada bulunan bir tahta rafı attım. Mustafa’yı yataktan aldığım için ayakkabıları yoktu, üzerinde de kırmızı bir eşofman vardı.”

“Vicdanım rahatladı”
“Sonra Özlem’i aradım ve Mustafa’nın ayakkabısının evde kaldığını onu yok etmesini söyledim. Sonra da işe gittim. Dönüş yolunda Mustafa’yı sardığım havluyu da Göçmenköy’de bir çöp konteynerine attım.
Öğlene kadar çalıştım. Birkaç araç tamir ettim. Öğlen Özlem yanıma geldi, birlikte eve gidecektik. Yolda trafik polisi durdurdu ve bana ceza kesti. Eve geldik ve ne yapacağımızı planladık. Önce Mustafa’nın kaybolduğu yalanını ortaya yaydık, sonra komşulara giderek Mustafa’yı sorduk. Ardından Değirmenlik Polis Karakolu’na gittik ve kayıp başvurusunda bulunduk. O günden sonra gözüme uyku girmedi. Vicdanım sızladı. Şimdi anlattım, rahatladım.”

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil