10 Aralık 2016

“Sürüden ayrılan adam”

“Sürüden ayrılan adam”
Haber İçi Üst

BIYIKLI SİYASAL DİL… “Siyasetimizdeki kadınlı erkekli ‘bıyıklı siyasal dil’ seçmen tarafından itinayla, mizahla, tıraş edilmeden, bize yakışan bir düzenin kurulmasına artık imkan yok. Sadece aday listelerine ‘yeni yüzler’ serpiştirmekle ‘bıyıklı dil’in makyajlanması komik oluyor”

ADAY LİSTELERİ… “Adayların radikal özgürlükçü, radikal demokrat, radikal muhalif ve günümüz toplumunun beklentilerini iliklerine kadar hisseden nan-partizan, full-demokrat olmasını beklerdim. Fırıldak, pervane, döndürek topaçların değil, aday listelerine, insan içine bile çıkamamasını beklerdim”
KADIN ADAYLAR… “Kadın adaylar açısından anlamlı olan şey, hakim siyasal söylemdeki erkek dili hegemonyasını kırmak olur. Çok az da olsa böyle bir ihtimali seçim sürecinde görmek beni havalara uçurur. O zaman ‘yes be annem’ derim”

Selda İÇER

Ali Bizden, iletişim uzmanı bir arkadaşımız. Gazeteci, halkla ilişkilerci reklamcı ve radyo programcısı olarak tanımlıyor kendisini. Ege İletişim Gazetecilik mezunu, yüksek lisansını ise Ankara Sosyal Bilimler Fakültesi’nde yaptı. 14 yıldır YDÜ İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. 14 yıldır da “SÖYLEM” İletişim’de matbaa, reklam ve iletişim danışmanlığı görevi yapıyor. Kitaplarla sokağın, teori ile pratiğin kucaklaşmasından büyük zevk alıyor. “Toparlanıyoruz Hareketi”nde, ilk toplantısından itibaren bir sivil toplum aktivisti olarak yer alıyor. En son olarak da Radyo Havadis’te “yeni nesil bir mizah, siyaset, felsefe ve eğlence” programı yapıyor. Bu hafta kendisi ile sohbet ederek ülke siyasetine bir göz attık.
HAVADİS: Siz kendinizi nasıl tanımlarsınız. Bu kadar çok uğraşınızdan sonra?
BİZDEN: “Hikmet oğlu Ali’yim. Umahan Ali ve Nefise Cemil torunu, Sevim evladıyım. Başak ve Burçak’ın babacığıyım. Işıl’ın uzun yol arkadaşı. Parti Time proleteriyim.
HAVADİS: İsterseniz Toparlanıyoruz Hareketi’yle başlayalım. Bir aktivist olarak yer aldığınız “Toparlanıyoruz” bu seçimlerden ne bekliyor ve genel bir tavrınız olacak mı?
BİZDEN: Toparlanıyoruz Hareketi’nin seçimlerden beklentisi bize yakışmayan bu düzenin seçimlerle değişmeyeceği iddiasında yanılmak, ancak korkarım ki Hareket yine haklı çıkacak. Aday belirleme sürecindeki rezillikler, sıralama güreşleri ve pervane stratejisinin etkisi altında girdiğimiz bu seçimler, mevcut siyasetteki bu tıkanıklığı, yurttaşın değil, partinin çıkarlarını önceleyen anlayışın önde olduğunu daha sandıklar kurulmadan kanıtlamadı mı? Bu seçimlerde Hareket benim kadar kaba olsa sadece “mühür vurmayın” demekle yetinmeyip daha ağır da konuşurdu herhalde. İtiraf ediyorum ki hareket, benden çok daha centilmen. Nasibimi almaya gayret ediyorum.
HAVADİS: Bu karmaşık siyaset ortamında partiler adaylarını belirledi, şimdi kampanya zamanı. Sizce nasıl bir kampanya ortamı bizi bekliyor?
BİZDEN: Resmi propaganda süreci 2 Temmuz’da başlayacak. Adı üzerinde, seçmenin algısını, parti çıkarları doğrultusunda, yönlendirmeye yönelik acayip yaratıcı, sloganlar ve iktidar arzusunu çok iyi gösterecek harika fotoğraflar bekliyorum. Aday belirleme sürecinden de tahmin edebileceğiniz gibi, partiler adayları gizleyip, enfes propaganda metinleri ile bize cenneti vaat edecekler. Kravat satışlarında patlama bekliyorum.
HAVADİS: Siz, ortaya çıkan 257 aday profilini nasıl buluyorsunuz?
BİZDEN: Adayların hepsi bir birinden güzel, hepsi bir birinden yakışıklı, hepsi bir birinden kültürlü, hepsi bir birinden başarılı ve en önemlisi hepsi bir birinden eğlenceli. Parti disiplinine sıkı sıkıya bağlı, her biri cennete giden yolda topluma eşlik edecek bir melek.
HAVADİS: Bunu tüm partiler ve bağımsızlar için mi söylüyorsunuz?
BİZDEN: Hayır, bazı partiler ve bazı bağımsızlar için daha çok söylüyorum.
HAVADİS: Neden?
BİZDEN: Çünkü hem tarihleri, hem siyasal öz geçmişleri, büyük zaferlerle dolu.
HAVADİS: Nedir bu zaferler?
BİZDEN: İşte yaşadığımız ülkenin hal-ü mecali: El birliği ile kurdukları bize yakışmayan bir düzen.
HAVADİS: Bu kadar karamsar bir tablo çiziyorsunuz. Hiç mi umutlanmak için bir hava yok?
BİZDEN: Aksine karamsar değil son derece eğlenceli bir tablo çizdim. İşin içinde mizah olmadan, ironi olmadan, öz eleştiri olmadan, daha güzele, gerçek yeniye, bıyıklı yaklaşımlarla ulaşmak artık hiç mümkün değil. Siyasetimizdeki kadınlı erkekli “bıyıklı siyasal dil” seçmen tarafından itinayla, mizahla, tıraş edilmeden, bize yakışan bir düzenin kurulmasına artık imkan yok. “İşkembe-i Kübra”dan, yüksek perdeden, otoriter bir dille yürütülen mevcut siyaset anlayışı, yeni toplum ve yeni dilin, çok uzağında, çok yabancı. Sadece aday listelerine “yeni yüzler” serpiştirmekle “bıyıklı dil”in makyajlanması komik oluyor.
HAVADİS: Peki size göre adayların nasıl olması gerekiyordu?
BİZDEN: Adayların radikal özgürlükçü, radikal demokrat, radikal muhalif ve günümüz toplumunun beklentilerini iliklerine kadar hisseden nan-partizan, full-demokrat olmasını beklerdim. Fırıldak, pervane, döndürek topaçların değil, aday listelerine, insan içine bile çıkamamasını beklerdim. Ama nafile…
HAVADİS: Kadın adaylar nasıl sizce?
BİZDEN: Kadın adaylardan bir kısmının da “bıyıklı” olması çok komik. Çünkü kadın olmak, sadece bir cinsiyet ve makyaj meselesi değil. Kadın olmak, toplumun en az yarısı olmak, toplumun yarısının siyasetten dışlanmasına mutfağa ve mopa mahkum edilip anneliğe indirgenmesi demek değildir. Kadın adayların, siyasete egemen, “hakim erkek” söylemi içinde siyah tayyörlerini giyip, saçlarını rüzgarda savurarak parti programlarını anlatması, çok anlamlı değil. Kadın adaylar açısından anlamlı olan şey, hakim siyasal söylemdeki erkek dili hegemonyasını kırmak olur. Çok az da olsa böyle bir ihtimali seçim sürecinde görmek beni havalara uçurur. O zaman “yes be annem” derim.
HAVADİS: Toplumun üzerine düşen rol nedir bu süreçte?
BİZDEN: Toplumun üzerine düşen rolden önce, istersen toplumun üzerine çöken kısır, yaratıcılıktan yoksun, sahiciliğini yitirmiş, mevcut siyasal yapının boğuculuğunu konuşalım. Bir seçmen olarak o kadar boğuldum ki, seçmenlerin çoğunda olan “ mevcut siyasete ve siyasetçilere, köhnemiş vaatlerine güvenmiyorum. Beni, sandığa gitmek için kendilerine oy verme zahmetine katlanmam için iknaya muhtaç bir haldeyim. Eğer siyasetçilerin kendileri bile başarısız olduklarını, toplum çıkarı için yeteri kadar çalışmadıklarını itiraf edecek noktaya geldilerse, seçmenin mevcut siyasal anlayıştan midesinin bulanıyor olması çok insani bir refleks değil midir. Şimdi, gelelim bu süreçte toplumun üzerine düşen göreve. Bununla ilgili bir fikrim yok. Ama bireye düşen görev nedir diye sorarsanız, cennet vaat eden propaganda büyüsüne kapılmadan, rüyalara dalmadan, sahiciliğin peşinde olmak uyanık kalmak, ninnilerle masallarla avutulmamak olabilir. Birey olmak zaten bu değil mi. Sürüden ayrılmamak, insana yakışır bir şey değil.
HAVADİS: Son dönemlerde partilerin içindeki kavga ve bölünmeleri, parti disiplinin yok olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
BİZDEN: Çok güzel hareketler, lakin, parti disiplininin yok olduğuna değil, parti disiplininin kendi kendini yeniden tahkim ettiğini görüyorum. Eğer adaylar belirlendikten sonra ilk yapılan iş, koordinasyon toplantısı oluyorsa ve bu toplantılarda adaylara tabu kartlar dağıtılıp, “cıs” kelimeler öğretiliyorsa, parti disiplini kırılmış mı oluyor?
HAVADİS: Radyo Havadis’te “Party Time” adlı program yapmaya başladınız. Program tanıtımında neden papyon ve neden karpuz kullandınız?
BİZDEN: Başıma ne geldiyse dilimden geldi. Başaran Düzgün’e nezaketen “hayırlı olsun, yapabileceğim bir şey var mı” sorusunu sormamla başladı her şey. Sormaz olaydım! “Bir program yapar mısın” tuzağına, sorduğum soru yüzünden düştüm! Her gün 15.00-17.00 saatleri arasında ortalama bir düzine canlı yayın konuğuyla son derece “ciddi” kakara kikiri bir radyo programına bağladım. Neden papyon, neden karpuz? Papyon, otorite, disiplin ciddiyet elitizm ve aristokrasinin kravatı döven, çok güçlü bir sembolüdür. Zaten ben ve program da bu düzeyde  Hurdacıdan, bakana, bakandan akademisyene, akademisyenden milletvekili adayına, emekli spikerden veterinere kadar, VIP davetlilerle hafta içi iki saat boyunca eğleniyoruz. Ciddi meseleleri, yeni bir dille irdeliyoruz. Dinleyicileri bilmem ama ben ve VIP Party Time konukları, acayip keyif alıyoruz. Karpuza gelelim. Bu Kıbrıs sıcağında kim sevmez ki.
HAVADİS: Farklı bir dil, faklı bir anlayış şart mı? Klasik bir radyo programı yapmayı düşünmediniz mi?
BİZDEN: Bunu çok düşündüm. Ama düşünürken ayaklarım bugüne bastığı için programın bugünün, yeni zamanların, yeni düşünce biçiminin ve yeni algı alanlarının frekansı ile uyumlu olması aklımı çeldi.
HAVADİS: Ali Bizden neden bu kadar eleştirel?
BİZDEN: Eleştirel olan ben değilim. Bana bu etiketi yakıştıran eleştiriyi, mizahı, ironiyi, hakaret tokat, yumruk zanneden eskimiş çağ dışı düşünce biçimi. Ben masumum.
HAVADİS: Genellikle eleştiren biri olarak tanınıyorsunuz. Bu noktaya ne zaman geldiniz?
BİZDEN: Eleştiri, mizah ve ironi, aklın ürünüdür. Aklım baliğ oldu olalı, bu haldeyim maalesef. Daha çok küçüktüm. Orta birde iken yurttaşlık bilgisi dersindeki öğretmenimiz Emine Birol’a “Neden TC Anayasası’ndaki yurttaşlık haklarını öğreniyoruz. Burası başka bir memleket değil mi?” sorusunu sormamla başlamış olabilir bu yakışıksız hal! Sanırım sevenimin az ve öz olması bu yüzden.
HAVADİS: “Z” kuşağı diye bir şeyden söz ediliyor. Siz de mi ordasınız?
BİZDEN: O konuda yapılan kuşak çalışmalarına göre ben X deyim. Ama ben kendimi acayip X kare kuşağında hissediyorum. Derler ya, “insan olduğu değil hissettiği” yaştadır. İsyanlardayım. Merhametsiz bir ironi, aşkın bir mizah ve radikalizmin doruğunda yenilikçiyim. Küçükken yaşadıklarım bütün bunların nedeni olabilir. Muhalif bir anne babanın çocuğu olmak ve acımasız iktidar tahakkümüne ailece maruz kalmak, kalbimi çok kırdı. Kalbimdeki bu çatlak, her alandaki otoriter iktidara kahkaha ile direnmeme neden olmuş olabilir. Her şeyin sorumlusu tarihsel olarak “BEY” yönetiminin kurduğu bu bize yakışmayan düzen yüzünden… Yoksa ben de hayatı, kravatlı bürokrat, otokrat, bir eli yağda, bir eli balda, parti baronu ödenekli profesyonel müşavir tadında yaşamak istemez miydim?
HAVADİS: Yeni nesil gençlik sizin kadar eleştirel midir?
BİZDEN: Gençlik kategorisi doğum yılına indirgenmeyecek kadar karmaşık bir durum. Eleştirel, mizahi, yaratıcı ve radikal olmayan kaç yaşında olursa olsun genç değildir. Eleştirel, mizahi, yaratıcı ve radikal olan kaç yaşında olursa olsun inadına gençtir. Zaten bu soruyu yanlış adama sordunuz. Herkes ne olduğunu en iyi kendi bilir. Kendini bilmezler genelde bıyıklı otokrat disiplinci, karakterler. En çok onları seviyorum hayatın her alanında her fırsatta yanaklarından öpmeye bayılıyorum. Zaman zaman makas da alıyorum ama makası görünce hemen kırmızı bir kurdele getirip açılış yapmaya çalışıyorlar. Üzülüyorum.
HAVADİS: Bu memleket nasıl kurtulur?
BİZDEN: Asiye’nin suçu yok. “Müjgan”la ağlaşmazsak ve her Party Time’ın obzesif açılış parçası olan, Gogol Bordello’nun Start Wearing Purple şarkısını seversek, iyi bir başlangıç olabilir. Renklere olan anlamsız taraftarlıklarımızı bir kenara bırakıp, yeniye giden yolda yürüme cesaretini gösterirsek, eski feci şekilde “morarır.”
HAVADİS: Son olarak neler söylersiniz?
BİZDEN: Çok önemli bir açıklama yapmak istiyorum. Bunu sona sakladım. Bu röportajın yayınlandığı gazeteyi kısmet olursa torunlarımın da okuması için sandıkta itinayla saklayacağım.

 

 

Fotoğraflar: Hasan DÜZGÜN

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil