07 Aralık 2016

Sorun ilkesel değil, menfaat…

Haber İçi Üst

UBP’de yaklaşık bir yıldır yaşanan kavga yeni bir boyut kazandı. Kurultay sonrası Başbakan Küçük’ten gerekli “kucaklamayı” göremediklerini ve üvey evlat gibi dışlandıklarını iddia eden muhalif kanat, sonunda patladı. Tepki ve rahatsızlıklarını önceleri parti içinde gösterdiler. Son günlerde bunu Meclis toplantılarına da taşımaya başlayınca, İrsen Bey’in dikkatini çekmeyi başardılar…

Küçük’ün erken seçim blöfüne karşılık “yeşil ışık” yakan muhalif grup, böylece Başbakan’ın elindeki tek kozu da harcatmayı bildi. Ha muhaliflerin bu, “erken seçime de varız” söylemi ne kadar gerçekçi, onu bilemem ama, zaten bu saatten sonra kendi iradeleriyle sürece yön verme şansları da kalmadı bence… 

Aslında bir gruptan söz etmek de zor. Zira her birinin talepleri, beklentileri, basına açıklamaları farklı farklı konularda yoğunlaştı. Bunlar arasında, bakanlık, genel sekreterlik, müdür-müsteşar gibi atamalarda söz sahibi olmak gibi bazı şartlar vardı. Ne yazık ki bunlar genel başkan tarafından pek rağbet görmedi… Küçük’ün, muhalif grubun tamamen “ilkesel” olan bu taleplerine gülüp geçmesinin ardında yatan en önemli gerekçe de yine, karşısında tek ses, tek yumruk, güçlü bir grubun olmamasıydı. Özellikle kaybedilen kurultay sonrası bir miktar şaşkınlık ve biraz da geleceğe yönelik kaygılar ortaya çıkmıştı.  Buna muhalif grubun işi ağırdan alması ve dağınıklığı da eklenince, İrsen Küçük’e zaman ve güç kazandırılarak bugünlere gelindi…  

Muhalif kanadın, “Biz sadece Meclis’te nisabı sağlayacaksak, bu kriz bitmeyecek” yollu açıklamaları pek bir şey ifade etmiyor. Çünkü Küçük’e yakınlığı ile bilinen 20 civarındaki UBP’li vekilin de tek görevi Meclis’te nisabı sağlamaktan öte birşey değil. Yani aslında tüm vekiller, bundan öte bir sorumluluk taşımıyorlar…

Talepkar kanadın başlangıçtaki lideri durumundaki Ahmet Kaşif bakın ne diyor Havadis Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, “Ne yapıyorsak, hangi adımı atıyorsak, bunu UBP tabanından aldığımız güçle yapıyoruz. Sayın Başbakan’la ayrı partilerin insanları değiliz. UBP’liyiz…” Madem ayrınız-gayrınız yok, madem hepiniz aynı partinin, yani UBP’nin insanlarıyız diyorsunuz Sayın Kaşif, o zaman niye parti içinde birtakım ayrıcalıklar yaratmayı ya da bazı makmaları kendinize hak olarak görüyorsunuz? Bugün o makamlarda oturanlar farklı partilerin adamları mı..? Kendi içinde bu kadar tutarsız bir açıklama olamaz. Onun için kimse kalkıp da, “amacımız koltuk değil, ilkeseldir” gibi çocukların bile inanmayacağı açıklamalarda bulunmasın…

Ve yazımın sonuna geldiğim saatlerde UBP’deki Parti Meclisi de sona erdi. İlk izlenimler, İrsen Küçük’ün bu zor günü, çok kolay atlattığı yönünde. Gelen açıklamalar, sanki de dünkü Parti Meclisi toplantısının “olağan” bir toplantı gibi geçtiği yönündeydi. İçeride neler konuşulduğu, neler yaşandığıyla ilgili bilgisine başvurduğum UBP’li bir arkadaş, “Ne olmasını beklerdin. Kesinlikle parti bu durumdayken erken bir seçim olmayacak. Kaşif grubundan birçok isim toplantıya katılmadı. Toplantıda Ahmet Kaşif, Afet Özcafer, Zorlu Töre, Kemal Dürüst ve İlkay Kamil vardı. Genel sekreterlik, kabine değişikliği konuları ise hiç konuşulmadı…” dedi. Bu durumda isimleri Ahmet Kaşif ile birlikte anılan Türkay Tokel, Hasan Taçoy ve Ergün Serdaroğlu ya sonucu tahmin ettiklerinden ya da kendi aralarında “ilkesel” ayrılığa düştüklerinden, bu toplantıya katılmayı gerekli görmediler…

Yukarıda da yazdığım gibi Küçük’ün elindeki en büyük koz, karşısındaki grubun dağınıklığı ve olası bir seçimde seçilememe korkusudur. Sonuç olarak UBP, daha doğrusu İrsen Küçük, “kritik gün”olarak lanse edilen dünü de, kazsız belasız atlatmayı başardı…. 

YERİN KULAĞI  VAR

GERÇEKÇİ OLMAK GEREK:                                                                                                                                      Ercan konusu hepimizi rahatsız ediyor, orası kesin… Ancak ihaleyi iptal ettireceğiz demek de çok gerçekçi değil. Devlet tarafı şartnameye uymadığı takdirde şirkete 1 milyar dolar ceza ödemek zorunda… 100 milyon için bu duruma düşen hükümet, bir milyarı nereden bulacak? Yapılması gereken, baskılarla imzalatılan ara sözleşme gibi, verilen taahhütlerin yerine gelmesinin takibini yapmak ve hükümetin kendi halkının üstüne yeni yükler bindirmesini engelleyebilmek…

ZATEN GÖREVİ DEĞİL Mİ:                                                                                                                                            Turizm, Çevre ve Kültür Bakanlığı Lefkoşa-Girne ana yolundaki refüjlerin temizlenmesine katkı koymuş, iyi de yapmış, lafımız yok. Ancak yaklaşık her yüz metrede bir, “Bu yol Turizm ve Çevre Bakanlığı’nın katkılarıyla temizlenmiştir” diye reklam yapmanın anlamı ne? Allah aşkına bir bakın, kaş yapayım derken resmen göz çıkarıyor. Bakanlık yüz metre arayla yerleştirdiği çirkin pankartlarla kendince reklamını yapıyor, ama çevreye yarattığı görüntü kirliliğinin farkında bile değil…

FAİZ YASASI BİLMECESİ:                                                                                                                                     Geçtiğimiz ay Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Tahsil Edilemeyen Borçların Yeniden Yapılandırılası Yasası" ile tarafların beklentileri bir türlü hayat bulmadı.Yeni yasadan ne mağdurlar ne de bankalar memnun. Hükümet ise çıkardığı yasanın ardında durmuyor. Sonuçta olan da vatandaşa oluyor. Bu kez bankaların engeline takıldı. Yasa çıkarılırken, ilgili taraflarla anlaşılmamış mıydı? Eğer öyleyse, uygulanmadığında gereğinin yapılması gerekirdi. Demek ki ne böyle bir uzlaşı varmış, ne de yaptırım…

YOK ARTIK:                                                                                                                                                                 Elektrik faturalarında son zamanlarda “fahiş yanlışlıklar” artmaya başladı. Son olarak Lefkoşa’da sosyal konutlarda yaşayan 72 yaşındaki vatandaşa gönderilen 57 bin 518 TL’lik yüklü elektrik faturası “yok artık” dedirtecek cinsten. Bir evin bu kadar elektrik yakmasının imkansız olduğu nasıl anlaşılmaz? Otomatik bile olsa, böyle bir hatanın olması bana pek de mantıklı gelmiyor. Bir yerde bir boşluk var da, tespiti bu kadar mı zor?

5 MİLYONDAN 40 MİLYONA:                                                                                                                              Büyükelçi Akça, Altınova’da Türkiye’nin katkılarıyla yapılan parkın açılışında, Yardım Heyeti’nce belediyelere yapılan katkının 3-5 milyondan, 40 milyona çıkarıldığını söyledi. Büyük rakam.  Büyükelçi, ayrıca, son dönemde katkıların verimli kullanılacağı alanlara yönlendirileceğinden de söz etti. Sanırım rakam artarken, katkıların proje bazında yapılması da öngörülmüş. Doğrusu da bu. Lefkoşa Türk Belediyesi’nin uzunca bir süre bu katkıları iç ettiğini düşünürsek, paranın partizanlığa kurban gitmesini bir şekilde önlemek şart…  

PROJE, TÜRKİYESİZ TAMAMLANMAZ:                                                                                                                          Bu kez de İtalya Dışişleri eski Bakanı Franco Frattini dile getiriyor. O da “AB Projesi Türkiyesiz tamamlanmaz” diyor. Sadece AB projesi değil, Orta Doğu,  Kafkaslar ve Doğu Akdeniz’i içine alan daha büyük bir proje var ve o projenin tam odak noktasında önce Türkiye, sonra Kıbrıs bulunuyor. Türkiye’yle sorunu olanlar, bir bir sorunlarını çözüyor. Diğer taraftan Kıbrıs’ın da sorun olmaktan çıkarılması için adımlar atılıyor. Bizler de sanki Afrika’da yaşıyormuşuz gibi, kafa bile yormuyoruz…

ORKİN’DEN AÇIKLAMA:                                                                                                                                               Dün bu sayfadan Gönyeli’den bir gurup vatandaşın sivrisineklerle ilgili şikayetlerini yazmıştım. Orkin Haşere Kontrol Firması yetkilisi konuya açıklık getirdi.  Nisan ayı sonunda Gönyeli Belediyesi ile varılan anlaşma ile bölgede ilaçlamanın başladığını; AB’nin çevreye zarar vermeyen Biyosidal Ürünler Direktifi (BPD 98/8/EC)’ne uygun olan Bayer Çevre Bilimleri’nin yüksek kaliteli ürünlerinin kullanıldığını belirterek, sinek ve haşarelerle mücadelenin halen sürdüğünü söyledi. Söz konusu yetkili, bölgenin kısa sürede haşareden tamamen temizleneceğini de sözlerine ekledi…  

 

ZİRVEDEKİLER

Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı: Bakanlık, paketlenmiş et ürünlerinin içine domuz eti ve ayrıca “dana eti” diyerek satılan ürünlere de, kanatlı hayvan eti karıştıran yüzsüzleri tespit etmekle kalmayıp, ilk kez isim isim teşhir etti. Yalnız açıklanan firmalar sadece bir bölgeye servis yapmıyor, ülke genelinde dağıtımları var. Bu durumda, denetlemenin süratli bir şekilde genelleştirilmesi, tümünün imha edilmesi, ceza verilecekse de ona göre verilmesi gerek. Açıklamada ayrıca, tavuk ürünlerinden de domuz etti çıktığı belirtiliyor. Bence bu iş yargıya da gitmeli. Dini inançları nedeniyle domuz yemeyen insanlara tavuk eti diye domuz yedirmek, devletin keseceği cezayla geçiştirilemez.

DİPTEKİLER

JJ 269: Yer Göçmenköy… 7 Mayıs, saat 16.45… Önce sürücü arkadaş camdan bir plastik bardağı yola fırlatıyor. Bir kaç saniye sonra, yanındaki arkadaşı da camını açıp, bir dondurma paketini aynı şekilde yola atıyor. Ardından her ikisi de camlarını açıp, su şişesiyle ellerini yıkıyorlar ve hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ediyorlar. Bunu bana başka birisi ihbar etmedi, ben kendi gözlerimle gördüm. Çünkü hemen arkalarında seyrediyordum. Biz bozulduk diyorum ya hep, işte bunun için…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam