03 Aralık 2016

Siyasi rüşvet

Haber İçi Üst

Siyasi rüşvet, siyasilerin kamu yararı gözetmeden şahsı veya siyasi menfaat sağlamak için kendilerine ya da başkalarına sağladıkları haksız çıkarı ifade eder. Bunun en yakın örneği bağımsız milletvekili Ejder Aslanbaba’nın kendisine rüşvet verildi iddiası ile KKTC Meclisi’nde yaptığı şovdur. Tabii ki bu şov Ejder Aslanbaba’nın mahkemede bunu mecazi anlamda söylediğini iddia etmesi ile son buldu. Aslanbaba’nın bu çıkışı ve sonrasını doğru okursak bu ülke siyasetinin ağırlıklı olarak siyasi rüşvet mantığı üzerine kurulu olduğunu görürüz. Çünkü bu ülkede işe alımlar, atamalar, terfiler, hatta bireysel olarak dairelere başvurduğunuzda işleriniz siyasi görüşünüze göre halledilir. Hatta Aslanbaba örneğinde görüldüğü gibi, bazı davaların açılıp kapatılması da siyasi şov amaçlıdır.
İstisnasız her hükümet iktidara gelmeden önce daha öncekilerin yolsuzluk ve usulsüzlüklerinden hesap soracağını söyler ve namuslu insanların oylarını almaya çalışır. Ama iktidara geldikten sonra bu yönde hiçbir ciddi adım atılmaz. Bugüne kadar hiçbir siyasetçinin usulsüzlük ya da yolsuzluk sebebiyle mahkemelerde mahkum olduğunu en azından ben bilmiyorum. Halbuki hükümet ve siyasilerin parmağı, onayı ya da göz yumması olmadan hiçbir usulsüzlük ve yolsuzluk yapılamaz. Bu yazıyı okuyan ve bu iddiamın yanlış olduğunu iddia eden birisi varsa, lütfen yorum kısmında bize örneklerini yazsın, biz de öğrenelim.
İki sene Lefkoşa Belediyesi krizini yaşadık ve çöpler içinde sağlığımız tehdit edildi ama bu yüzden kimse mahkum olmadı. Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Eroğlu’nu istemediği iddialarını ileri sürenler ve bunu Eroğlu’nun usulsüzlük ve yolsuzluklara karıştığı iddialarına bağlayanlar her nedensen mahkemeye başvurup herhangi bir dava açmadılar. Acaba kendilerine mi yoksa mahkemelere mi güvenmiyorlar? Başbakan İrsen Küçük’ün adına sahte imza atıldığı iddia edildi ama bu konu ile alakalı olanlar herhangi bir ceza almadı. Eski Başbakan İrsen Küçük hükümeti güvensizlik önergesi ile düşürüldü ama hükümeti güvensizlik önergesi ile düşürenler, bu güvensizliğe sebep olan konularla ilgili Meclis soruşturması başlatmadılar. Bir hükümetin güvensizlik oylaması ile düşürülmesi basit bir konu değildir. Eğer siz bunu yaptıktan sonra güvensizlik oylamasına sebep olan konularla ilgili yargı süreci ya da Meclis soruşturması başlatmazsanız, o zaman bu önerge siyasi olarak değerlendirilir ve bu da güvensizlik sebebi olur. Yani hükümeti güvensizlik önergesi ile düşürenler iktidara geldikten sonra bu işin peşini bırakırlarsa, kendi yetersizlikleri ya da güvensizliklerini ortaya koymuş olurlar.
Tabii ki Türkiye hükümetlerinin tavırlarının da bu çarpık düzenin oluşmasında önemli bir payı vardır. Çünkü Türkiye hükümetlerinin belli bir şahsa, Başbakan da olsa ayrıcalık sayılacak bir destek vermeleri ülke demokrasisinin doğru işlemesini engellemektedir. Çünkü Türkiye Hükümeti’nin işaret ettiği bir parti ya da şahıstan başkasına oy verenler doğal olarak kendilerini Türkiye’ye karşı gelmiş gibi hissetmektedirler. Şimdi sormak lazım, Türkiye Hükümeti’nde yetkili olan birisinin işaret ettiği kişiye oy vermeyenler Türkiye düşmanı mı oluyorlar? Eğer Türkiye hükümetinin işaret ettiği kişi ya da partiye oy vermeyenler, Türkiye düşmanı ya da aykırı kişiler olarak niteleneceklerse o zaman bu ülkedeki partileri kapatalım ve buraya Türkiye’nin istediği bir vali atayalım ya da tek partili sisteme geçelim ve böylece de kimse Türkiye düşmanı olmamış olsun.
Sonuçta bu rüşvet siyasetinin devamının önemli bir sebebi de Türkiye siyasetçi ve bürokratlarının, bu çarpık düzenin devamından yana ortaya koydukları irade ya da iradesizliktir. Türkiye’nin parasını yiyorlar hatta “beslemedirler” şeklindeki suçlamaların ortaya çıkmasında bu çarpık düzenin önemli bir rolü var. Türkiye Cumhuriyeti siyasetçileri ve bürokratları eğer bu ülkeye gönderdikleri paralara sahip çıkmıyor ya da çıkamıyorlarsa, ya da verilen yardımların hesabını sormuyor ya da soramıyorlarsa, bunun suçlusu KKTC vatandaşları değil, KKTC ile TC siyasetçileri ve bürokratlarıdır. Uzun bir süredir KKTC vatandaşları siyasi ve ekonomik bir baskı altında yaşamak zorunda bırakılmıştır. Bu baskının esas sorumluları siyasiler ve yetkili bürokratlardır. Dolayısıyla da usulsüzlük ya da yolsuzluklar sebebiyle bir hesap sorulacaksa bu hesap halktan değil bu paraları teslim eden ve alan; ancak amacına uygun kullanmayan ya da kullandırmayan siyasiler ve yetkili bürokratlardan sorulmalıdır. Türkiye’nin ekonomi ve siyasetinin en iyi noktalara ulaştığı bir dönemde KKTC ekonomi ve siyasetinin en kötü durumlarından birisini yaşaması da bu çarpık düzenin ve ilişkilerin bir neticesidir.
Şu anda maaşlar ve öğrenci bursları hala daha yatmış değildir ve bu durum bazıları tarafından Türkiye’nin, KKTC’nin iç siyasetine yönelik bir müdahalesi olarak değerlendirilmektedir. Mali ödemelerin yapılamaması ile ilgili bir başka değerlendirme ise UBP hükümetinin hükümet ettiği dönemde yaptığı usulsüz istihdam ve harcamalar sebebiyle mali ödeme dengesinin bozulmasıdır. Her halükarda Türkiye’nin seçimlere müdahalesi, halkın büyük bir kısmında güvensizliğe dayalı bir Türkiye karşıtlığının oluşmasına yol açmaktadır. Bunun oluşmaması için, KKTC’nin rüşvet, usulsüzlük ve yolsuzluklarla etkin mücadele edebilecek şekilde yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yapılırken, Türkiye ile olan ilişkilerin de güven esası üzerinden yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam