06 Aralık 2016

Siyasette vefa…

Haber İçi Üst

Son yıllarda yaşananlara baktığımızda ihanet, hırs ve vefa sözlerinin hayatımıza ne kadar etki ettiğini görüyoruz.
Vefa nedir..? İstanbul’da en iyi bozanın yapıldığı semtin adı mı..?  Hatırlamak güç değil mi… Ne yazık ki,  günümüzde yozlaşan ilişkiler, ihanetler ve bencillikler bize “vefa” kavramını da unutturdu…                                                                                                                                            
Nedir vefa; “sözünü tutma, borcuna sadık olma” diyor sözlük. Yani bir şeyin karşılığı olarak verilen, ödenen anlamına geliyor. Verilen bir sözdür ve bu sözü yerine getirmektir “ vefa…”. hani “ahde vafa” derler ya, işte o…                                               
Vefa; Özlem dolu, sıcacık bir kucaklama demek… Vefa dost demek… Vefa zor zamanları beraber aşmak demek…                                                                                                                                                      
Vefalı dost; yanlışlarını söyleyebilen, fikir verebilen, ama bunu yaparken asla üzerinde otorite kurmaya çalışmayan, kötü gününde sen çağırmadan koşan kimsedir…                                                                                                      
Nerede o eski günler, nerede o eski ilişkiler deriz ya hep. Kaldı mı eski dostluklar..? Beton yığınları içerisinde soğuk ve anlamsız bakışlar. Bırakın aynı sokağın insanlarını, aynı evi paylaşanlar birbirlerine yabancı olmuş…                                                                                                                                               
Günümüzde yol arkadaşını satmak, artık sıradan bir davranış… Arkanızı döndüğünüzde kimden ne geleceğini, sizi yok etmek için kimlerle, ne kumpas kurulacağını bilemiyorsunuz. Kimimiz gözleri kör eden, vicdanları dağlayan iktidar hırsı ile, kimimiz ise şahsi ikbal uğruna, hatta bir anlık heves uğruna, dostluk ve vefa kavramlarını unutup yerine kendi ego ve bencilliklerimizi yaşam biçimi haline getirmiş durumda değil miyiz…                                                                                                                                                   
Oysa bizler “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var” sözünü kendine düstur edinmiş asil bir toplumun bireyleri değil miyiz..? Biz, komşusu açken, tok yatmayanlar değil miyiz..?                                                                                                                                               
Peki ama, ne olduk da böyle değiştik..? Avrupalılaşmak, çağdaşlaşmak veya dünyaya açılmak buysa teşekkür ederim ama ben almayayım…                                                                                                                
Böyle bir yazıyı, niye yazdım diye merak ettiniz sanırım. Şöyle bir etrafınıza bir bakın. Benim gördüklerimi görenler, niye yazdığımı çok iyi anlayacaklardır…

ayrı
“Dinozor olmuş olabiliriz ama hiçbir zaman bukalemun olmadık…”
Meclis’in en üretken vekillerinden biri, ancak 28 Temmuz seçimlerini kazanamayan Meclis eski Başkan Yardımcısı Mustafa Yektaoğlu ile kısa bir sohbet yaptık.
Seçim yorgunluğunu atmak için ailesiyle birlikte yurtdışına tatile gitmezden önce konuştuğum Yektaoğlu, seçim sonuçlarına üzülse de, “Siyaset sadece milletvekili veya bakan olmakla yapılmaz” diyerek, siyasetten kopmayacağı mesajını verdi. CTP’de kaybedenlerin bakanlık bekledikleri yönündeki haberlerin doğru olmadığını belirten Yektaoğlu, “Ne benim, ne de kaybeden diğer arkadaşlarımızın böyle bir talebi olmadı ve olamaz da… Ben geçmişte olduğu gibi, bundan sonra da, Kıbrıs Türk halkının meşru hak ve çıkarları doğrultusunda siyaset yapmaya devam edeceğim” dedi. “Vekillik yaptığım yıllar içerisinde esas mesleğim olan doktorluk yapmadım. Bundan sonra da yapmayı düşünmüyorum. 8-9 yıl meslekten uzak kaldıktan sonra, insanın birtakım becerilerini unuttuğuna inanıyorum. Bu nedenle özel bir üniversitenin, sağlık birimleri fakültesinde part-time öğretmenlik yapmayı ve bilgilerimi öğrencilerimle paylaşmayı düşünüyorum” diye de ekledi…
40 yıla yakın bir dostluğum olan Yektaoğlu’na, son olarak “Ülkemizdeki siyasi ortamı yorumlamanı istesem, neler söylersin” diye sorduğumda ise, “Emeklilik için işlemleri başlattım. Ancak siyasetten kopma gibi bir düşüncem yok. Yine mücadeleye devam edeceğim. Politika, bireycilik ve bencillikten, benmerkezcilikten kurtarılmalıdır. Önemli olan bireysel çıkarlar değil, toplumsal çıkarlar olduğunu siyasete soyunan herkes çok iyi bilmelidir” yanıtını aldım. Yektaoğlu sohbetimize son noktayı  “Bizler dinozor olmuş olabiliriz, ama hiçbir zaman bukalemun olmadık” sözleriyle koydu.
Kimlerin dinozor, kimlerin bukalemun olduğunu da varın siz tahmin edin…     

YERİN KULAĞI VAR:

ADIM ADIM İLERLİYOR:
Partilerin durumuna bakıyorum da, hiçbiri hükümet olma hevesinde değil. Belki de bu belirsizlik, Eroğlu’nun yazdığı senaryonun parçası olduklarını anlamalarındandır… Ancak atı alan, çoktan Üsküdar’ı geçti. Derviş Bey, 2015 için düşündüklerini bir bir uyguluyor. Kimsenin hakkını yememek lazım, maşallah partilerimiz de figüranlıklarını iyi yapıyorlar, nemelazım…

NE İŞ OLSA YAPARIM:
“Ne iş olsa yaparım” sözü, bugünlerde siyasette, özellikle de UBP’de moda oldu. Herhangi bir konuda uzman olmayan, ama sırf o işi alabilmek için işsizlerin kullandığı bu söz geldi aklıma UBP’lileri dinleyince. İrsen Küçük’ten sonra başkan adayı enflasyonuna uğrayan partide, “aday olmak istiyorum” cesaretini gösteremeyenler, “partim ne görev verirse yaparım” diyerek aslında, “ben de adayım” demeye getiriyorlar…

KELLE FİYATINA HÜRRİYET:
Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş’ın, partisinden kaçan milletvekillerinden öylesine dili yandı ki, bu kez yaş tahtaya basmak istemiyor. Artık partiden ayrılmak isteyenlerin yüklü miktarda para ödemesi gerekecek. Yani Nazım Hikmet’in şiirinde olduğu gibi, partisinden ayrılmak isteyen vekil, hürriyeti için para ödemek zorunda kalacak. Kısacası koca Nazım’ın tespiti, bugün de geçerli…

YAŞASIN KARMACILAR:
Karma oya en çok karşı duran CTP, seçim sonuçlarına göre karma oydan en fazla nemalanan parti oldu. Bir de TDP var… Karma oylar olmasaydı, sandıkta kalmaları işten bile değildi. Sonuçlara bir de tersinden bakınca, bu seçimlerde partilerine “ihanet” edenlerin adı “karmacı” oldu…

SIRA TDP’DE:
Seçim sonrası genel başkanlık tartışması yaşanan Ulusal Birlik Partisi’nden sonra sıra TDP’ye geldi. Genel başkan Çakıcı’nın “çekilebilirim” mesajının ardından, tıpkı UBP’de olduğu gibi birden çok aday namzeti ortaya çıktı. Öyle görünüyor ki, CTP ve DP hükümet kurmak için kafa yorarken, UBP ve TDP, yine kurultay kavgaları ile meşgul olacaklar…

ADSL VAKASI:
Devlet artık günlük yaşamımızın beklentilerine cevap veremiyor. Sadece toplumun değil, çağın gereklerini de karşılayamaz durumdayız. Her zaman söylerim, yeni teknolojiler, dev atılımlar devletlerin yapacağı işler değil. Aksine devlet ne kadar küçülürse, o kadar iyi çalışır. Amerika’yı baştan keşfetmekle geçirilecek zamanımız da yok. Özel sektörle, bu işleri profesyonelce yapanlarla işbirliği yapmak zorundasınız. Değilse, layığınız budur. En acil işleriniz bile saatlerce yatar. Ya, yap-işlet-devret modeli, ya şartları tüm kesimleri tatmin edecek adam gibi özelleştirme… Ha bir de tabii şu ADSL sistemi konusunda gerçekleri hem Salih Usar’dan, hem de Ersan Saner’den dinlemek isteriz. Sosyal medyada bu sistemin kuruluşuna ilişkin dedikodular aldı başını gidiyor. Hesap mı? Kim soracak canım…

GÜNDE BİR İŞ YERİ:
Çalışma Dairesi’nin açıklamasına göre yılın ilk 5 ayında 193 iş yeri kapanmış. Bu hesaba göre neredeyse her gün bir iş yeri kepenk kapatmış oluyor. Ortalama 3 kişinin çalıştığını düşünseniz, 579 kişi işsiz kalmış. Öyle görünüyor ki, ekonomiyi uçurduklarını iddia edenler, aslında ekonominin değil, kendilerinin uçtuğunu seçim sonuçlarıyla gördüler… Bedelini de toplum ödüyor.

 

ZİRVEDEKİLER

23 Yeni Vekil: Vatandaş umut bağladığı ve sandıkta destek verip Meclis’e gönderdiği 23 yeni vekiline çok güveniyor. Bugün mazbatalarını alıp, resmen halkın temsilcisi olacaklar. Dileğim odur ki, Kıbrıs Türk seçmeninin güvenip oyunu verdiği yeni vekiller yüzümüzü kara çıkartmaz, aynı heyecanla, tek görevlerinin, toplumun refah ve mutluluğu olduğunu unutmazlar…

DİPTEKİLER

Nikos Anastasiadis: Anastasiadis buyurmuş; “Maraş’ın verilmesi önemli bir güven arttırıcı önlem olur”. Tabii onlar için. Ya biz? Bizim güven arttırmaya ihtiyacımız yok mu? Demek ki öyle görüyorlar. Son yıllarda Kıbrıs Türk tarafı olarak dış politikada öylesine boşluk yarattık ki, adamlar almadan vereceğimizi düşünmeye başladılar. Dedim ya, bunu söyleten bizim pısırıklığımız…

Rum Eka Gençlik Örgütü, geçtiğimiz cumartesi gecesi Peo, Pogo ve Edon’un da katılımıyla Pirgo köyünde iki toplumlu etkinlik düzenledi. Etkinliğe Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar katıldı.
Bu yıl yedincisi düzenlenen etkinlikte, Rum İliyas grubu Rumca şarkılar seslendirdi.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam