09 Aralık 2016

Siyasetin yazılı olmayan kuralları

Haber İçi Üst

Örneğin, mağdur olmak.

Bizim coğrafyamızda siyasette ciddi prim getirir.

Kestirmeden seçim kazandırır.

Duygusal milletiz.

Alttan güreşenin kazanması için mücadele vermek bizi motive eder.

Hangi amaç için güreşildiğini anlamaya çalışmamızın önemi yok olur.

Aklımızda kalan tek bakiye güçlüye karşı mücadele veriyor olmamız.

Türkiye’deki siyasiler bu mağdur olma stratejisini hep önemsemiştir.

Biz de giderek Türkiye’deki siyasetçilerin uyguladıkları stratejilerden etkilenmeye başladık bence.

Nasıl etkilenmeyelim ki?

Demirel kaç kez askeri darbeyle gitti.

“Mağdur” baba rolüne kusursuz bir şekilde uyduğu için her seferinde geri geldi.

Özal’ın arkasında Batı ve içteki ve dıştaki sermaye çevreleri vardı. 

1983 seçimlerinde Evren’in karşı tavrı Özal’ı mağdur rolüne kolayca soktu.

Sonuç ortada.

27 Nisan e-muhtırası, Erdoğan’ı partisinin bile tahmin edemeyeceği bir oy oranıyla tek başına iktidara taşıdı.

Hükümette olup hala daha “iktidara” karşı mücadele ediyor algısı o kadar yüksek ki halk arasında Erdoğan’ın.

En uzun süre Başbakanlık yapmasına rağmen hala daha “mağdur” olmayı başarıyor.

Askere, derin devlete, İsrail’e, en son da faiz lobisine hep mağdur rolündedir.

Ve hatta yavaş yavaş işlenmeye başlanan yargı ve polis üzerindeki etkisinden dolayı Fettullah cemaatine karşı mücadele veren siyasetçi profilinin ön plana çıkarılması da “mağdur” olma stratejisinin parçasıdır.

Batıda kendini mağdur duruma sokmak kendini koruyamama algısı yarattığı için kabul görmez. Onlardaki iş bitirici güçlü lider arayışından dolayı tercih sebebi olmaz.

Onlar, liderlerinin ezik işe başlamasını uygun bulmaz.

Bundan dolayı olacak iktidardayken veya muhalefet lideriyken seçimi kaybeden tekrar aday olmaz.

Bu da batı demokrasisinin yazılı olmayan kuralı.

Bu kural da bizimkiler tarafından kabul görmez.

Örneğin Al Gore’un niye ikinci kez aday olmadığını, mücadeleye devam etmediğini bizim demokrasimizde anlatabilmek mümkün mü?

Hatırlatalım. Al Gore 200-300 oy ile ki o da şaibeli, ABD Başkanlık seçimini George Bush’a karşı kaybetmişti. Mağdurun Allah’ı olarak siyasi mücadeleye devam edebilirdi. Yapmadı. İkinci kez aday olmadı.

Bizde dayak yiyen pehlivan misali yolunu bulup mağdur oldum diyerek tekrar mindere çıkmaya çalışılır.

Baksanıza Allah aşkına İrsen Küçük’ ün haline.

Şimdi de o mağdur rolüne bürünmeye çalışıyor.

Olayı çözmüş.

En son seçimlerde UBP’yi çökerten unsurların başında İrsen Küçük’e AKP iktidarının Genel Başkanlık seçimlerinde verdiği açık destekti.

Kaşif ve Eroğlu, UBP tabanında kendilerini kolaycana mağdur rolüne sokmasına, oyları DP’ye kaydırılmasına sebep olmuştur bu destek.

Bir yılı aşkın süren genel başkanlık seçimlerinde en fazla konuşulan konu Ankara’daki “ağanın” desteğini alan Küçük ile buna karşı mücadele veren  “efe” rolündeki Ahmet Kaşif değil miydi?

Bunun dışında akılda kalan başka fikri bir ayrılık var mıydı?

“Beni parti içinden oyuna getirdiler” söylemi ile tekrar mindere çıkıp, koalisyonda acaba yer bulur muyum diye neşter atmaya çalışıyor İrsen Küçük.

Yanına 3-4 UBP’li vekil çekse bile CTP ve TDP ile koalisyon hükümeti kurmaya dünden razı bir görüntü veriyor.

Niye?

Çünkü oyuna getirildi ve mağdur duruma düştü. Buna hakkı var.

Talat’ta buna destek oldu bile.

Eroğlu’nu tekrar mağdur duruma sokma psikolojisinden haberi yok herhalde Talat’ın.

Bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden gerekli olan tüm dersi almamış.

Eroğlu’nu Talat’a karşı galip getiren unsurların başında Talat’ın güçlü konumdaki AKP tarafından destekleniyor olması algısı vardı. AKP’nin ÖRP’yi kurdurtması ve CTP ile koalisyon hükümetini sağlaması halkta büyük bir birikim yarattı. Şimdi benzerini UBP’yi böldürterek bir kez daha Talat mı yapmak istiyor. Ben bu çıkışı anlamadım. UBP ile bugüne kadar hangi konuda ayni görüşte oldular, onu da bir açıklasa ya Talat.

Bu mağdur olma stratejisi yerine, devleti hizmet veren konuma sokacak üretken işleri nasıl yapacaklarını ön plana çıkarsalar bizim siyasetçiler.

O zaman uzun süre iktidarda kalırlar.

Ama nedense bizimkiler iş yapmak yerine mağdur olmanın yollarını arama peşinde koşarak, iktidarda kalmanın ya da gelmenin arayışında.

Hem mağdur olup hem de iş yapsalar razıyız.

Özal ve Erdoğan bu dengeyi başarmışlar. Hatta Erdoğan bunun dünya siyasi literatüründeki kitabını yazabilir. Bizimkiler, her Ankara’ya gittiklerinde bu işin sırrını bizzat Erdoğan’a danışsalar daha yerinde olmaz mı?

Ama nedense mağdur olma siyaseti bizimkilerin daha kolayına geliyor.

Bunun için bu mağdur olma edebiyatını, artık seçici olarak dinlemeye ve esas konuya odaklanmaya seçmenin alışması ve partileri buna zorlaması lazım.

Aksi takdirde kim seçilirse seçilsin uzun vadeli yapısal sorunlarımıza çözüm üretebilmemiz pek mümkün olmayacak.

Hep arabesk ve neyin kurtuluş mücadelesini verdiğimizi bilmediğimiz uğraşılarla hayatımız devam edecek.

Siyasetçi ve seçmenin ortak siyasi tembelliği de bu olsa gerek.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil