04 Aralık 2016

Siyaset, siyasetçi ve siyaset kurumu

Haber İçi Üst

İçinde siyaset kelimesini barındıran her şeyden şikayet var.
Tümü için de ayni yorum yapılıyor, ama konunun az da olsa özüne inebilmek ve ders çıkarabilmek için üçünü ayrı ayrı ele alıp irdelemek lazım.

Siyasetçiden niye şikayetçi?

Kişi bazından hareketle birçok şey yazılabilir. Ama ben ismi şaibeli konulara karışmış olanları bir kenara bırakıp geneldeki gözlemimi iktidar ve muhalefet milletvekili gözetmeksizin aktaracağım.

Konuyu bir soruyla açmaya çalışayım.

Sizce bir önerinin kimin tarafından yapıldığı mı, yoksa içeriği mi önemlidir? 

Soru bu şekilde sorulduğunda büyük ihtimal herkes önerinin içeriğine bakarım diyor. 

Ancak, siyaset içerisinde karşılaşılan birçok karar ortamında teklifin kimden geldiği kararlara temel oluşturuyor. 

Bu durum siyasette bilimsel ve rasyonel yaklaşımın önünü tıkayan, kaynakların etkin kullanımını engelleyen bir ortam yaratıyor.

Önerinin kimden geldiğine göre görüş oluşturmak toplumsal açıdan önemli bir zafiyet oluşturuyor.

Örneğin Mecliste herkesin tüm kararları parti çizgisinde vermesi, kararların ve alternatiflerin yeterince irdelenmediğinin bir göstergesidir. Herkesin aynı düşündüğü bir ortamda, birden fazla kişinin düşünmediği ortaya çıkar!  Bu durum milletin vekillerinin, milletin değil, parti liderinin vekili olduğuna ilişkin de bir göstergedir. Bunun için 50 milletvekiline de gerek yoktur.
Gerekli olmayan bir iş yapan kişinin de itibarı olmaz. Konunun özünde kabullenilmiş olan bu davranış bozukluğu vardır. Kimin değil neyin söylendiğine göre siyaset yapan davranış örnekleri artana kadar da ne yaparsan yap siyasetçi nezdinde oluşan olumsuz algı değişmez.  

Siyasi kurumlardan niye şikayetçi?

Birinci gözlemden hareketle uygulamada engel teşkil eden ve yanlış yorumlanan bir başka kavram da “parti disiplinidir”.

Disiplin karar alındıktan sonra uygulamada etkinliği artıran önemli bir kavramdır.  Ancak, karar alma sürecinde alternatiflerin değerlendirilmesini engellemek üzere ‘parti disiplini’ adına farklı görüşlerin dile getirilmesinin önüne psikolojik engeller konulması da yeterince yenilikçi alternatif üretilmesini engeller.

Batıda hem özel sektör, hem de devlet kurumlarında bu ciddi bir risk ve zafiyet alanı olarak görülür. Bunun için kurumlar, farklılığın ve çeşitliliğin özellikle özendirilmesinin karar kalitesini olumlu etkileyecek alternatiflerin üretilmesini sağladığı için ciddi çaba harcar. Bunu her ortamda yapabilecek özgüvene ve teknik kapasiteye sahip kişileri gözlemler ve organizasyonda yükseltir.

Kararları takım tutarcasına vermek açık fikirliliğin ve alternatiflerin değerlendirilmesinin önünde bir engel oluşturur. 

Parti disiplini ve zaman zaman da ifade edildiği şekliyle istikrar adına partiyi tek sesli bir topluluk haline getirme isteği ve baskısı siyasi kurumların toplum üzerindeki algısını olumsuz bir şekilde etkilemeye devam edecektir.

Siyasetten niye şikayetçi?

Siyaset kanımıza işlemiş ama hep dedikodusuyla günceli konuşuyoruz.

Büyük resme bakmakta, bakabildiğimizde de çözüm üretmekte zorlanıyoruz.

Politika geliştirmekle, politika yapmak kavramları bizde birbirine karışmış durumda.

Politika yapmaya meraklı geniş bir kitle var ama politika üretmek ve geliştirmek için kafa yoran acaba kaç kişi var?

Politika üretmek herhangi bir kararın toplumun farklı kesimlerini nasıl etkileyeceğini belirleyip, politika yapanların kararının en azından herkes için olumlu etkisini göstereceği alternatifleri ortaya koymaktır. 

Halbuki bizde politika yapanlar kararlarını farklı kesimlerin tercihleri arasında uzlaşma yaratmayı baz alarak vermektedirler.

İkisi arasında anlayan için fark var.

Alınan kararlar bilimsel çalışmalara dayandırılmadığı için herkes için daha iyi olabilecek politika sonuçlarına ulaşmaktan uzaklaşılıyor.

Farklı kesimlere istedikleri içerisinden bir şeyleri kabul ederek vermek kolaydır.

Bu bağlamda “iyilik” yapmak kolaydır.

Zor ama doğru olan adaletli yönetim sergileyebilmektir.

İkisi arasında yine anlayan için fark var.

Bu nedenle, ya bazı sonuçların hangi politika kararları neticesinde ortaya çıktığının farkına bile varılmıyor, ya da yanlışlıkları düzeltmek üzere sık sık karar değiştirerek toplumsal güven zedeleniyor.

Fikrin kimden geldiğine göre takım tutarcasına taraf olan, politika üretmeden politika yapmayı yeğleyen, parti disiplini adına alternatifler üzerinde tartışmayı özendirmeyen bir siyasi mekanizmamız var.

Bunun sonucunda toplumsal enerjimizi kendi içimizde yitirerek, kaynakları etkin kullanmayarak ve yaratıcı hiçbir fikir ortaya koyma baskısını hissetmeden yaşam kalitemizden devamlı ödün vermeye mahkumuz. Bunun için de yalnızca Ankara’yı suçlamak gibi bir de alışkanlığımız gelişti. Biz ev ödevimizi yapıp politika üretemezsek birileri bu boşluğu öncelikli olarak kendi çıkarları doğrultusunda dolduracaktır.  

İş hayatında kişileri değiştirmek mümkün olmadığında kişilerin davranışlarını ve iş yapış şekillerini değiştirmek için son çare olarak organizasyonu ve iş akış süreçlerini değiştirirsiniz.

Şimdi bu ruh haliyle zaman zaman tüm suçu seçim sistemine bağlayıp öneri getirenler de oluyor.

Seçim sistemini değiştirmeyi konuşalım, değişimin bir ayağı buradadır ama bilelim ki bu yeterli değildir.

Ezberin artık bozulması lazım.

Ezber bozacak lider, parti ve politika üretimi lazım.

Bilelim ki bizi bugüne iyi kötü getiren her neyse bundan sonrasına götüremeyecek.

Artık bizi bugüne kadar getiren sistem ve kafa yapısının ileriye götüremeyeceğini anlayıp “yeni bir şeyler söylemek ve konuşmak lazım”.

Toplumun da artık ezberin bozulmasına sıcak bakacağının mesajını vermesi, siyasetçi ve siyaset kurumlarını cesaretlendirmesi şarttır. Ama ilk adımı risk alarak atması gereken siyaset kurumu ve siyasetçiler olmalıdır.

Bunun için Lefkoşa Belediye Başkanlığı seçimleri son derece önemli bir fırsattı. Ama ortaya çıkan adaylar ve söylemler eskinin devamı olacağı görüntüsünü vermektedir.

Tüm sistemi değiştirme adına söylemde bulunan “Toparlanıyoruz Hareketinin” niye aday göstermediğini anlamış değilim. Temiz toplum sloganı ile ortaya çıkan bu hareket için hem Lefkoşa sokaklarının hem de ülke genelinde kafaların temizliği için bundan daha büyük bir fırsat ele geçer mi?

Seçimi kazanamasalar bile en azından “piknik ateşini” yakabilirlerdi. Ezberin bozulmasının başlamasına katkıları olurdu. Bir de sanal ortam dışında ne kadar “içten” takipçileri olduklarını görmüş olurlardı.

Yoksa bekledikleri her şeyin iyice dibe vurması ile toplumda oluşacak alternatifsizlik algısı ile Türkiye’ye paralel olarak Başkanlık sistemine geçiş ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri mi?

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam