Köşe Yazarları

Sıra geldi EİDE’ye!


Rum tarafı ne zaman müzakereleri sonlandırmak istese, BM’lerin müzakereler için görevlendirdiği özel temsilcileri ile dalaşmaya başlar.                                          Hatırlayın Downer’in peşine düşüp “bu iş buraya kadar” dedirtene ve anasından emdiği sütü burnundan  getirene kadar uğraştıktan sonra, adadan ayrılırken de arkasından teneke çaldılardı! Öncesinde ise ayni taktiği BM’ler temsilcisi De Soto’ya yaptılardı!

Aslında bu taktik her zaman  işe yaradı! Aradan BM’ler temsilcisini  çektin miydi ne masa kalır ne müzakere edecek konu! Dolayısıyle Türk tarafı ile restleşip zaman  kaybetmek yerine Eide ile uğraşıp “görevini yerine getiremeyen BM’ler” imajını yaydıktan sonra “müzakerelere paydos” dedirtmek en kısa yol!

EİDE’NİN SUÇU NE? Hep ayni hikâye! “Türklerden yana tavır koymak!” Öyle de olunca ters mantıkla “Rum’a karşı tavır almak!”

Bir parantez açalım: Müzakereler için görevlendirilen BM’ler Genel Sekreteri özel temsilcileri yahut danışmanları geçen süre içinde taraflar için, “koskoca BM’ler Genel Sekreterinin temsilcisi” misyonundan soyutlanıp,  Türk Rum müzakerecileriyle artık senli benli muhabbetlerde sohbet eden arkadaş durumlarına düşmekte, zaten memleket ufacık ne protokol kalmakta uygulanacak ne prosedür kalmakta izlenecek!   Kısaca Lefkoşa’nın daracık mekânında “BM’ler danışmanı yahut temsilcileri çok erken eskiyip yıpranmaktadırlar! Nitekim şimdilerde Anastasiadis’li Rum tarafının tutumu, “kim takar Eide”yi sınırına dayandı!

OLAY NEDİR? Hayır, ne Sn. Akıncı’nın “siyasi eşitlik olmazsa olmazımızdır, TC’nin garantörlüğünden vazgeçmemiz mümkün değildir, TC Yurttaşlarına dört özgürlük tanınmazsa çözüm tehlikeye girer…” Gibilerinden kaynaklı kırmızı çizgileridir ne Anastasiadis’in külliyen bunlara karşı çıkmasıdır! Olay “nihayet koyverildiği için” Türk ve Rum taraflarını fena halde olumsuz etkileyen Doğu Akdeniz’deki gaz olayıdır!”

Ki Eide bile korkmuş, “aman demiş Temmuz’da bu bölgede bir arbede çıkabilir, belki şu müzakereleri erkence bir sonuca bağlar, yahut Cenevre’ye falan çekerek bir çözüme ulaşabiliriz” yollarında” demeçler vermeye başlamış!                                              Anastasiadis de Eide’nin bu açıklamalarını Türk’ten yana tutum olarak yorumluyor ve diyor ki “her şeye karşın müzakerelerden kopmadan devam etmemi de takdir etmiyor!”

DİKKAT AMA! Rum tarafı tanınmış devlettir. Eide’ye de şerh koyar, BM’lere de! Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölgeler sahipliğinde araştırmalar yapmayı da o devlet oluşunun meşruiyetine koyuyor. Kuzey Türk tarafını dikkate almadan ve görmeden! Fakat Eide görüyor! Ki “insan taş olsa çatlar!” Ambargolar altındaki Türk toplumu dünyadan tecrit edilmiş, Rum’un insafı oranında yaşama hakkına sahip olacak, öte yandan Rum istediği gibi gelişip büyümenin tüm avantajlarını kullanacak! Türkiye de devreye girince elindeki müzakere kozunu kullanarak BM’ler danışmanını “taraf tutuyor” diye hedef  haline getirecek!  Çok seyrettik bu filmleri çok!

 


    

   YILLARIN SORUNU: (DAHA YILLARCA ÇÖZÜLMEZ!)

Beynimize yapışmış saplantıda düşünüyoruz:  “Devlet mi sendikalar mı daha çok etkindir?”  “Memleketi hükümetler mi sendikalarla Birlikler mi yönetir?”

Ne var ki bu aykırı düşüncelere karşın 42 yıldır KKTC’de hiçbir şey olmamışsa, “çok partili demokratik  rejimden” tutun da “sendikalarla STÖ’nin bir tamam   hak hukuklarıyla oluşmaları” iftiharlık başarımız olmuştur.

KKTC’nin “küçüklüğüne” sığmayan bu iki olayın tarihi süreç içindeki kuruluş ve gelişimlerinin tanığıyız..                                             Buna karşın Tıb-İş’in  toplumun sağlığını olumsuz etkileyen bir grev olayını hükümetin tutumu yönünden değerlendirmek gereğini duyarken “doğru ve yanlış” kavramları konusunda karar vermekte çok zorlanıyoruz!

ÇÜNKÜ: Sendika ve Birliklerin kazandıkları hakları ile devletin içinde bulunduğu siyasi ve sosyoekonomik yapıları birbirlerini inadına iten iki zıt kutup halindedirler! Dolayısıyle her sendikal hareket hükümetle zıtlaşmanın yeni bir versiyonudur! Bugüne kadar da ne sendikalar kazanmıştır eylemleriyle ne devlet kazanmıştır sendikaların kaybetmeleriyle!

TIP-İŞ GREVİ: Sorun şu: Hastanelerde ne doktor kaldı çalışacak ne araç gereç kaldı çalıştırılacak ne personel kaldı çalıştıracak! Bu devletin kusurudur!                                             Geçen gün Meclis’te Sağlık sorunları tartışıldı! Hükümet kıyasıya eleştirildi! Evet ama bu konuda “hafızaı beşer nisyan ile malül” değildir! Aksine diyor ki akıl 1974’den beridir “sağlık sorunları” vardır ve siyasi partilerin hem seçim bildirgelerinde hem de ne zaman iktidara konsalar hazırladıkları hükümet programlarında  yer almışlardır!             Fakat bırakın önceleri çok daha basit olan sorunların sonradan büyüyerek üstesinden gelinemez devasa boyutlara ulaşmasını; nihayet “çalışamaz duruma geldikleri için neredeyse hastanelere kilit vurulacak!”

Buna karşın: Şimdi Tıp-İş grev yaptığı için mi  çözülecek sorunlar? Buna bizatihi Tıp-İş de inanmıyor! O halde? (Hadi “takılayım” bu acayip düzene!)                                                                          


       KISACA TAKILDIĞIM: (ÇOK BEKLERİZ!)        

Yıllarca hay haşiminan demokratik hakların yer aldığı yasalarla Birlik ve Sendikalar oluşturuldu. Yıllarca “STÖ’leri oluşumları teşvik edildi! Sonuçta memlekette 365 günde altmış paralık iş yapılmazken, yılda  üç yüz altmış beş defa eylem ve grevler yapıldı o verilen en demokratik ve çağdaş haklarla!

Çünkü devlet yapısal sorunların altında kalırken, Meclis kararları ve yasaları ile  yarattığı “STÖ”ini de “iktidarına gasp eden muhalifler olarak aldı karşısına!” İktidar olduğunda CTP’si de UBP’si de  DP’si de!

Kısaca bu ülkede sorun “siyasi iktidarların” bırakın sendikaları birlikleri,  kendi kurumlarıyla bile kavgalı olmalarıdır! Kaldı ki işbirliği ve dayanışma efkârında çözülecek sorunlar! Çok bekleriz çokkk!



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı