09 Aralık 2016

Siesta

Haber İçi Üst

Kıbrıs’ın çektiğini, Yedi Kocalı Hürmüz bile çekmedi. Biraz Venedik, biraz Lüzinyan, biraz Bizans, biraz Osmanlı, biraz İngiliz, biraz Rum, biraz da Türk partnerleri oldu. Kimisi için anavatan, kimisi için atavatan, kimisi için de yavruvatan da oldu. Tabii bu aralar da “acıvatan” diyen de çok. Yıllarca har vurup, harman savurduk bu ‘çiftlikte’ doğru, ancak sonuç böyle olmamalıydı. Yüzdürülebilecek batmayan savaş gemisi Kıbrıs’ın kuzey tarafı maşallah alizavra sürüngeni gibi sürüm sürüm süründürülüyor. Gözü yaşlı KTHY eylemcileri bir yanda, maaşlarından kesinti sancısı çeken emekli ve diğer kamu çalışanları bir yanda, hayvancılar, çiftçiler, elektrikçiler, benzinciler, eğitimciler, sağlıkçılar ise diğer bir yanda eylem yapadursun, sanırım maalesef sonuç değişmeyecek. Tabii naçizane düşüncemiz alternatif de yok. Baskın veya erken seçim nârâları atan arkadaşlar da gelse, değişen hiçbişey olmayacak. Sanırım böyle gelmiş, böyle gitmeyecek artık. İngiliz sömürge döneminden bu yana vatandaşların fizyolojik hakkı olan şekerleme tadındaki tavşan uykusu ‘siesta’ da tarih oluyor. Tabii bu fizyolojik ihtiyaçtan vazgeçmek mümkün değil. Adı üzerinde; fizyolojik bir ihtiyaç bu siesta adı verilen ‘kendini sessize alma’ durumu. Zaten birçok kamu çalışanının yazın öğleden sonraları ‘arazi olma’ durumları aynen devam ediyor. Denetleme mi? Tedbir değil. Neyse, futbol dünyamızda da bu aralar siesta yapmaya devam edenler var veya bizim taraftan bakınca öyle görünüyor. Kulüpler yine sazı aldı ele. Transfer Talimatı’nı önce kırpa kırpa ciklaya döndürdüler. Ve sonrasında da toptan kaldırdılar. Futbolcu dostlar napacaklar? “Sezonu açmıyorum kardeşim” derler mi? Asla. Ne de olsa sözde eylemci bir toplumuz, değil mi? Beni affet değerli okuyucum, biraz fazla karamsar bir yazı oldu ama napayım, gerçekler acıdır tıpkı pul biber gibi. Allah sonumuzu hayra eyler inşallah. Beğenmediğimiz bu günleri daha çook arayacağız eminim. Neyse, “Allah’a çok şükür” demeyi ihmal etmeyin. Özellikle sosyal patlama yönünden beterin de beteri gelecek zira. Gelebilir demiyorum, “gelecek” diyorum…

Arjantin…

“Kolay olmayacak, tuhaf olduğunu düşüneceksin” diye başlar gençliğimizin şarkısı ‘Don’t cry for me Argentina (Arjantin, benim için ağlama)’. Efsane futbolcu Brezilyalı Pele, diğer bir efsane futbolcu Arjantinli Maradona’nın teknik adamlığı ilgili gevezelik yapadursun, her zaman şampiyonluğun en büyük favorileri arasında gösterilen Arjantin’in performansı çok kötü bu aralar. Almanların orta saha oyuncusu Schweinsteiger de dediği gibi tarih tekerrür etti ve son dünya kupasında Almanlar dört yıl önce olduğu gibi Arjantin’i yine kupa dışına itmişti. Bir teknik adam düşünün ki sahaya çıkıldığında futbolcularından daha fazla ünlü olsun ve daha fazla ilgi görsün. Birini düşünün ki, yapmak için doğduğu işi yapsın. İşte Maradona da böyle bişey. Bir röportajda “Meslektaşım Jose Mourinho’nun telefon numarasını hep yanımda taşırım. Geçmişte de Mourinho’dan taktik konusunda yardım almıştım. O, çok sevdiğim ve sıkıştığımda ilk yardım alabileceğim önemli bir insan” demişti. Yüksek Alman teknolojisine  karşın yardım aldı mı, almadı mı bilemeyiz ancak bunu sorgulamak için artık çok geç. Maradona mağlup da olsa, galip de gelse farketmez. Kendisi yeryüzünün gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu. Onu sakın Pele veya etkili bir frikik atışı bile yapamayan Messi ile mukayese etmeyiniz. Çünkü o türünün son örneği ve artık bu teknolojik çağda nesli tükendi. Maradona artık milli takımın başında yer almayacak, en azından orta vadede. Eğer bu gerçekleşirse işte o zaman birçokları da tüm Arjantinliler gibi şu şarkı sözlerini mırıldanacak; “Benim için ağlama Arjantin, gerçek şu ki seni asla terk etmedim. Tüm hiddetli günlerim ve çılgın varoluşum boyunca ben sözümü tuttum, kendini uzakta tutma”, tıpkı Arjantin eski diktatörü Reynaldo Bignone de dediği gibi. Ama gerçek şu ki biz Kıbrıs’ı çoktan terkettik…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil