08 Aralık 2016

Şemsi Kazım: “Şartlar Önemliydi”

Şemsi Kazım: “Şartlar Önemliydi”
Haber İçi Üst

Kıbrıs Türkü’nün mücadele yıllarına damgasını vuran önemlisi isimlerden biri olan iş insanı Şemsi Kazım, o döneme ait birçok bilinmeyen noktaya açıklık getirdi. Şemsi Kazım, mücadele yıllarında Kıbrıs Türkü’nün sesini Türkiye’ye duyurmak için neler yaptığını, teşkilatın nasıl, hangi şartlarda oluştuğunu ve Makarios’un Salam politikası ile Kıbrıslı Türkleri nasıl adadan göç ettirdiğini anlattı. Kazım, 1974 yılında Türkiye’nin Barış Harekatı’nı yaparken dünyadaki şartların nasıl uygun olduğunu detayları ile ilk kez anlatırken ise “Bu bize Allah’ın verdiği bir olanaktı” dedi. Şemsi Kazım, bugün ülkenin geldiği aşamada Anavatan Türkiye’nin çok büyük katkısı olduğuna da vurgu yaparak “Şükretmesini bilmek lazım” diye konuştu.
HAVADİS: 20 Temmuz öncesi Kıbrıs Türkü’nün verdiği mücadelede liderlik yapan kişilerden birisi idiniz. 20 Temmuz tarihine gelene kadar verilen bu mücadelede önemli satır başlarını sizden alabilir miyiz?
KAZIM: Kıbrıs Türkü’nün başladığı mücadeleden 20 Temmuz’a gelene kadar her safhada yer almış biriyim. Politikada, teşkilatta, Kıbrıs Türk federasyonlarında yer almış birisiyim. Çok emek verildi, çok uğraşıldı ve dava tamamen bilinmeyen bir noktadan alınıp, bugünlere gelindi. Ama çok uzun yıllar bu Barış Harekatı’nı hazırlayan ve bir noktaya getiren ciddi bir mücadele verildi. Zaten 20 Temmuz 1974’de dünyada az olan veya hemen hemen 20’nci asırda hiç olmayan bir Barış Harekatı olmuştur.
HAVADİS: Bunu nasıl yorumlamak gerekiyor?
KAZIM:
Yunanistan’da darbe olduktan sonra Yunanlıların çok eskiden beri istedikleri iki şey vardı. Biri ENOSİS, birisinin de İstanbul’da yeniden kilisede çan çaldırmaktı. Böyle bir olmayacak hayalleri vardı. Onun için geldikten sonra bu darbeyi yapanlar, “Fırsat şimdidir, hemen Kıbrıs’ı alıp ENOSİS yapıp, Kıbrıs’ı alalım ve tarihe geçelim” dediler. Tabii burada en büyük engel Başpiskopos ve Cumhurbaşkanı Makarios idi. Makarios’u saf dışı bırakmaları gerekiyordu bunu yapabilmek için. Makarios da biliyordu ki çok kısa zamanda sonu gelecek. O nedenle kendine bağlı, güvendiği asker ve tanıdıkları ile her akşam nöbet tutuyorlardı Başkanlık Sarayı’nda. Ama Yunanistan’ın NATO’ya bağlı askerleri burada idi. Ne oldu, görevi alıp da Makarios’u koruyacaklardı. Gece başlıyor, sabah gün ağarıncaya kadar mevzide bekliyorlardı. Gelen giden yok. “Allah’a şükür, bir gün daha böyle geçti” deyip gidiyorlardı. Tabii Yunan askeri ne yaptı? Saat sekize doğru Lefkoşa’daki Yunan askeri birliği, Limasol’a gidecek diye ana yolun içinde yürüyordu. Zırhlı aracı ve askeri birlikleri ile. Tam sekize doğru, yolun sol tarafında Kıbrıs Televizyonu ve radyosu vardı. Sağ tarafında da Makarios’un Sarayı. İkiye bölünüyorlar ve yarım saatin içinde televizyonu ele geçiriyorlar ve geriye kalanlar da Makarios’un Sarayı’nın etrafını sarıyor. Tabii bu, Makarios’un beklemediği bir şeydi. Bize de o devrede tam 08.15’te teşkilattan telefon açtılar ve dediler ki “Şemsi Bey, bir darbe oldu ama eskisi gibi değil, bu darbe ciddidir ve Makarios gidecek.” Ondan sonra televizyonlara bakıyoruz Makarios çok kurnaz, yer altı geçitleri yapmış ve oradan çıkarak Baf’a gidiyor. Ve çıktığı zaman televizyonları dinliyoruz, halka sürekli mesaj veriyor ve “hayattayım” diyor. Tabii o esnada cunta durmuyor, Samsun’u alıyor, darbeyi yapıyor kendisini bir de Cumhurbaşkanı ilan ediyor. Bu olaylar Anavatanı hemen harekete geçiriyor. Bülent Ecevit o dönem Başbakan. Burada 16 Ağustos 1960’da kurulan Cumhuriyetin Anayasasına göre garantör devletler İngiltere, Yunanistan ve Türkiye idi. Bunların önce müşterek hareket edip de bozulan Kıbrıs Cumhuriyetin yerine getirilmesi için bir hareket yapma etkisi veriyor mevcut anayasa kendilerine. Tabii, Bülent Ecevit temas ediyor, bir cevap alamıyor. Kalkıyor Londra’ya gidiyor. Londra’da Wilson Başbakan. Kendisi ile görüşüyor ve “Gelin birlikte müdahale edelim” diyor, ancak “Hayır” cevabı alıyor. Ondan sonra da giderken Başbakan’a “Eğer müdahaleye kalkarsanız ‘gurkaları’ yani ‘paralı askerleri’ Kıbrıs’a göndeririz” diye bir gözdağı veriyorlar. Tabii Ecevit Türkiye’ye dönüp kısa zamanda harekat başlıyor.
HAVADİS: Barış Harekatı’nın önemi ne idi sizce?
KAZIM:
Bu Barış Harekatı dünyada az görülen bir barış harekatıdır. Çünkü, anfibik bir müdahaledir. 1970’lerde anfibik müdahale yapabilecek çok az devlet vardı. Çünkü anfibik harekat yapmak için uçak gemisi de lazım. Çünkü anfibik hem karada, hem denizde, hem havadan harekat yapma durumudur. Ve bu harekatı yapma durumunda çok başarılı oldular ve harekatı da o kadar akıllıca yaptılar ki anlatılmaz. Bu harekat, tüm Türklük dünyası için, Anavatan için, Kıbrıs Türkleri için çok önemli, unutulmaması icap eden, her zaman bunun ne kadar önemli olduğunu bilmemiz icap eden bir barış harekatıdır. Çünkü bu barış harekatını Allah’tan başka kimse veya devlet ayarlayamazdı. Amerika’da Richard Nixon Amerikan Başkanı. Onun yardımcısı ise, Spiro Agnew, Yunan asıllı. Ne oluyor Spiro Agnew, bir vergi skandalına karışıyor ve istifa ediyor. Arkasına, Nixon Watergate skandalı ile istifaya zorlanıyor ve ilk defa Amerikan tarihinde seçilmemiş bir isim, yani Ford, başkan oluyor. Yani hayal edebilir misiniz. Yunan asıllı Başkan Yardımcısı kalsa, barış harekatını yapmak mümkün olabilir miydi. Hayır, mümkün değildi. Bunun yanında ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger de 20 Temmuz’un baş mimarı idi. Türkiye hayranı ve Ortadoğu’da TC ile İsrail’in hakim olmasını istiyordu. Bize en büyük yardımcı o idi. İşte tüm bunlar, Allahın şartları hazırlaması idi. Bir de altıncı filo, Akdeniz’de en önemli, her istediğini yaptıran bir filo idi. O dönemde Sicilya açıklarında bulundu. Çünkü o dönemde 1974 yılında savaş uçakları ikmal olmadan uzun süre uçamazdı. Örneğin Yunan uçakları buraya gelemezdi. 6 filo olsa sizin hiçbir uçağınızı kaldırmazdı. Zaten bütün işi de yapan uçaklar oldu. Diğer taraftan bu esnada Rusya Türkiye’ye karşı fazla bir reaksiyon göstermedi. Barış Harekatı esnasında tabii Türkiye tüm hudutlarını ki, hepsi de o dönemde hemen hemen düşman hudutları idi. Çok az sayıda uçakla buraya müdahale ediyordu Türkiye. Sorti yapan uçaklar, on-on beşi geçmiyordu. Tabii ne oldu, diğer bütün ordusunu ve uçaklarını da sınırlarda tutmak zorundaydı. Yunanistan harekete geçerse diye. Bir Yunanistan-Türkiye savaşı çıkabilirdi. Böyle bir risk de vardı. Ve bu devrede uçakların lastikleri, teknik malzemeyi NATO’dan, Belçika’dan istedi verilmedi ve daha sonra Libya lideri Kaddafi bunları yolladı. Yani Barış Harekatı öyle zannedildiği gibi basit bir harekat değildi. Çok önemli hazırlık aşamalarından geçerek bu noktaya geldi. Ama bu Barış Harekatı’nı da ancak Allah bize şartlarını ayarlayabilirdi.
HAVADİS: Yani şartlar mı bizim kaderimizi belirledi?
KAZIM:
Tabii, zaten 1967 15 Kasım’ında Demirel Başbakan iken Köfünye hadiseleri olduğu zaman askerleri gemilere bindirmiş durumda idi. Ve bu harekatı yapacaktı. Tabii kasım ayı içerisinde bir harekat yapmak çok zordu. On misli zaiyata sebep olabilirdi kış olması nedeni ile. O zamanda da 1967’de de belki de Türkiye o anfibik harekatı yapacak güce ulaşmıştı. Ama nasıl bu aşamaya gelmişti. Yıllarca 30-40 yıl çalışarak gelinmişti. Ancak 1947-48-49 yıllarında ben İstanbul’da öğrenci iken Kıbrıs’ın ismini bilen yok. Postaya gideriz “Kıbrıs nerede, hangi vilayette” diye bakarlar. O devrede biz tabii Kıbrıs Türk Talebe Birliği’ne üye olduk. Devamlı Kıbrıs’ın tanınması için Bab-ı Ali’de de 3-4 gazete bir iki kat ahşap binaların içinde idi. Gider yalvarırdık “Kıbrıs için şunu yazın, bunu yazın” diye. Bir de takip ediyoruz. O zaman da İnönü devri CHP iktidarda. Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak. Ne ismini, ne de söylediklerini unutmuyorum. “Uçak yok, tren Haydarpaşa Garı’na gelir, tüm gazeteciler de “Kıbrıs davası ne olacak” diye sorarlardı. Ezberlemişti ve o da “Kıbrıs davası diye bir dava yok, bu İngilizlerin iç meselesidir. Ada İngilizlerin bir kolonisidir. Biz başka bir ülkenin iç işlerine karışamayız” derdi.
HAVADİS: 1947 yılında mı idi bu söylenenler?
KAZIM:
1948-49 yakın o devrelerde. Ondan sonra tabii seçimlerde, Allah Rahmet eylesin Adnan Menderes, Celal Bayar ve bir de Fatin Rüştü Zorlu. Kıbrıs’a en büyük destek ve en büyük gelişme Kıbrıs için bugünlere gelmesinde en büyük adım onların devresinde atıldı. Ve hiç unutmam yine onların devresinde 26 Mayıs’ta “Kıbrıs Türklerini kesecek Rumlar” diye bir söylenti çıkmıştı. Adnan Menderes çok sert bir çıkış yaptı ve ondan sonra o devrede teşkilatın kurulması 1 ağustos 1958, yine Adnan Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu’nun desteği ile oldu. Buraya asker göndermeleri, buraya teçhizat gönderdiler.
HAVADİS: 1958 yılında mı anlaşıldı adadaki Kıbrıs Türkü’nün mücadelesi ve sesini duyurması?
KAZIM:
Evet, bir de Adnan Menderes çok gayret gösterdi ve İngiliz ve Yunanlılarla da görüşerek, o zaman Karamanlis idi, şunu yaptılar. 3 devlet hem garantörlüğü kabul etti, hem de yeni bir Anayasa ile Kıbrıs’ın bir Cumhuriyet olmasına karar verdi. Anayasanın amir hükümlerinden biri de Yunanistan, 950, Yunan askeri, Türkiye de 650 Türk askeri adaya gelecekti. Bizim alayımız Mağusa Limanı’ndan çıktı ve Kıbrıs tarihinde böyle bir kalabalık olmadı. Alay komutanı Kurmay Albay Turgut Sunalp, bir sene burada kaldı. Turgut Sunalp’ın tarihe geçecek bir çalışması oldu. Buradan Türkiye’ye döndüğü zaman Genel Kurmay Başkanlığı, Genel Kurmayda görev verdi. Gittiğinde bir rapor hazırladı. Bize de arada bilgi verirdi Kıbrıs için. Gittiğinde bir rapor hazırladı ve dedi ki. “Türkiye’nin üç tarafı deniz ancak bir çıkarma gemimiz bile yok. Bir paraşütçümüz yok” Öyle bir düşünce vardı ki anavatan yetkililerinde. “NATO’dayız ve bir şey olursa NATO bize destek olur” denirdi ve Kırıkkale’de mühimmat yapan fabrikalar bile kapatılmıştı. Bu rapor gittikten sonra çok süratle çıkarma gemilerini paraşütçülerini hazırlamaya başladılar.
İşte bizi Barış Harekatı’na getiren bunlardır. O devrede Menderes’in, Turgut Sunalp’ın, ismini söyleyemeyeceğimiz binlerce başını bu davaya koymuş yetkililerle bu duruma geldik.
HAVADİS: Her işin bir hazırlık aşaması vardır değil mi?
KAZIM:
Kesinlikle. Her iş, çok iyi hazırlık ister. Her olasılık göze alınacak ve ondan sonra adım atılacaktır. Basit iş değil. Biz inanın burada yüzlerce Kıbrıs Türkü şunu dua ediyorduk. “Allahım Anavatan’a bir şey olmasın. Çünkü bilemezsiniz o dönemde. Bir tarafta Rusya, bir tarafta Suriye. Onlar o dönemde hepsi düşman ülkeler. Bulgaristan öyle, Yunanistan öyle. Çünkü Türkiye’nin NATO’da olması onlar için en büyük tehlike idi. Onun için Türkiye’yi her zaman düşman görüyorlardı.
HAVADİS: Biraz da bugüne gelelim isterseniz. Bugün ülkenin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
KAZIM:
Şu an itibarıyla benim gördüğüm, Kıbrıs Türkü hakikaten çok şanslı bir toplumdur. Bırakın anavatanı, anavatan olarak görmeyelim. Türkiye burada alış veriş yapmasa biz, köy olurduk. Biliyor musunuz ne kadar para akıyor. Yani, hakikaten çok şanslıyız. Ben o kadar çok ümitliyim ki. Bundan sonra hep anavatan ve Kıbrıs Türkü rol oynayacak, inisiyatif bizce olacak. Rumlar mahkumdur. Artık ümidi de kesmişlerdir. Biz yıllarca hep İstanbul’da bayraklar elimizde “ Ya taksim, ya ölüm” diye üniversiteden Taksim’e kadar yürürdük. Şimdi inanır mısınız ki, ben bir iki yıl önce bunu söylemeye başladım. Rumlar bir müddet sonra gelecek barikata ve “ ya taksim ya ölüm” diye onlar söyleyecek. “Siz yerinizde kalın aman bizi bırakın” Yani onların halen endişesi var. Türkiye çok büyük bir kuvvettir. Anavatan sağ olsun bize, her şeyimizi düşünerek yapmıştır. Su gelecek. Su ne demektir biliyor musunuz. Herkesin iddiası 50-100 yıl sonra savaşlar petrolden değil de, sudan çıkacaktır. Bu ne kadar mühimdir. Bu yapılan yollar. Bizim böyle yol yapacak bütçemiz de paramız da yok. Ulaşım olmayan yerde hiç bir şey olmaz. Refah düzeyimiz yükseliyor. Kim ne derse desin?
HAVADİS: İş insanlarımızı duyuyoruz zaman zaman. Piyasa kötü, işler kötü, kötüye doğru gidiyoruz deniyor. Siz buna katılıyor musunuz?
KAZIM:
Ben buna pek katılmıyorum. Tabii dünya 2-3 senedir bir krizdedir ve gördük AB ülkeleri düşmeye başladı. Bizde kriz var ama öyle çok fazla bankalarda en mühimi Rum tarafında en büyük banka batıyor. Bizde Allaha şükür Merkez Bankası’nın açıklamaları var. Mevduatlar artıyor. Yani bir refah var. Dikkat ederseniz her yerde çok lüks mağazalar açılıyor, açılacak. Bunlarla gurur duyarız. Oteller açılıyor, bunlar basit şeyler değildir. Kendi imkanlarımızla bunları yapma şansımız olur muydu. Bunlar da hep Türkiye’nin desteği ile olmaktadır. Türkiye Recep Tayyip Erdoğan döneminde çağ atladı. Türkiye o bölgenin lideri durumuna gelmiş durumdadır. Bunlar sadece anavatana mı fayda verir, bize faydası yok mu, olacak. Ama başka konularda, “şunlar oldu, bunlar oldu” deniyor. Bunlar her yerde her toplumda olan olaylardır. Bunlar çözümlenecek şeylerdir.
HAVADİS: Eleştirileri de doğal mı kabul etmek gerekiyor?
KAZIM:
Ne deyim, bence herkes hürdür ülkede. Hür insan ne demektir. Ne düşüncesi varsa söyler. Bu esas olmalı.
HAVADİS: Güney Kıbrıs’ta ciddi bir ekonomik kriz var. Rumlar başkanın dışında bir görüşmeci atadı. Bu gelişmeler Kıbrıs sorununu nasıl etkiler?
KAZIM:
İlk görüşmeler ne zaman başladı biliyor musunuz? 1968 Beyrut’ta. Rauf Raif Denktaş ve Glafkos Klerides arasında. Kıbrıs’a döndükten sonra da bu görüşmeler devam etti. Ne oldu, kaç yıl geçti bugüne kadar. Bir de şunu vurgulamak istiyorum. Yunanistan’ın yaptığı darbe olmasaydı. Makarios Türk bölgelerinin hepsine silahla saldırdı, birçoğunu pasifize etti. Erenköy, Köfünye, Gaziveren hadiseleri bunlara örnektir. Ancak Grivas bunu bitirdikten sonra o dönem ben cemaat Meclisi Başkanı idim. Her gün bir bölgeye saldırdıkları için 103 köy boşalttık. 26 bin göçmen. Makarios o kadar bir zeki idi ki, 21 Aralık 1963’ten 1968’in ortalarına kadar hep bu çatışmaları pasifize etti, barikatları kaldırdı Türk halkı istediği yere gelip gitsin dedi. O günden sonra ne bir Türkün burnu kanadı, ne çarpışma oldu. Ne yaptı bu defa, Salam politikası izledi. Bu görüşmeler başladığı zaman bizim ne idi durumumuz biliyor musunuz. Azınlık hakları bile bize vermek istemiyorlardı. Ben Denktaş Bey ile mecliste idim o zaman, epeyi bunun eleştirisini yaptık. Mecliste 35 Rum, 15 Türk vardı anayasaya göre. Bu yüzde 20’ye düşüyordu. En önemlisi de mahkemelerdi. Herkes hakkını mahkemede arar. Yine yüzde 20 olacaktı bu. On tane hakim varsa sadece ikisi bizde olacaktı. Bizde bazı gazetelerde gördüm hakikaten doğru yazdılar. Kıbrıs Türkü kalmamıştı. Biz hep 107 bin derdik o dönemde ondan sonra 98 bin kişi kalmıştık. Türkler o dönemde başta Avustralya olmak üzere, İngiltere, Kanada’ya göç ediyorlardı. 13 Temmuz 1974’de Denktaş Bey Cumhurbaşkanı, ben de milletvekili idim. Poli bölgesini ziyaret ettik. Bölgede genç bir nüfus görmedik. İstinyo’da okul kapanmış ve hep gördük ki Makarios’un salam politikası devam ediyor. Ne yapıyor. Gece tapu dairesini açıyor ve Başpiskoposu da devreye sokuyor ve ne saat olursa olsun, Türklerin malını satın alıyor. Bunun yanında 2 yıl iş bulamazsanız, masraflarınızı biz karşılayacağız, bilet paralarınız bizden” diyordu. Devamlı gidiş oluyordu, ekonomik olarak o zaman Rumlarla baş etmek mümkün değildi. Rekabet imkanı hemen hemen hiç yoktu. Gençler bu anlattıklarımızı çok iyi anlasınlar. Onlara düşer ve tarihimizi bilmemiz lazım. Ama doğruları yazarak. Görüyoruz, öyle yanlış şeyler yazılıyor ki. Onun için hiç şikayet etmeye hakkımız yok. Allah’a şükredeceğiz, Anavatan’a şükredeceğiz.
HAVADİS: Son olarak mesajınızı alabilir miyiz?
KAZIM
: Bugünlerimizin değerini iyi bilelim.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil