08 Aralık 2016

Seçim ve demokrasi…

Haber İçi Üst

Seçim dönemleri ilginç olur.

Hele hele de bizim gibi ülkelerde…
Öyle ittifaklar kurulur ki kimse akıl sır erdiremez.
Aynı karede birlikte görülmesi mümkün olmayanlar, böylesi dönemlerde aynı karede görünmekten gocunmazlar.
Dün birbirine söylemediğini bırakmayanlar kucaklaşabilirler! Düşman kardeşler dost olurlar!
Yıllarca toplumu birbirine kırdıranlar kol kola girerler!
Tüm bunların ortak ve tek bir “açıklaması” vardır!  “Memleketin yüce çıkarları” denilerek yapılanlara açıklama getirilir.
Ve her şeyin seçim dönemlerinde yapılabileceği mesajı verilir.
Kişisel çıkar ya da başka bir şey, yapılanların bir nedeni değildir!
Halk böyle istemiştir ve halk istediği için yapacak başka bir şey kalmamıştır.
Yoksa “öküzün altında buzağı aramaya” hiç gerek yoktur. Arayanlar da art niyetlidir!
Sonra da dönüp siyasete olan güvenin neden erozyona uğradığını yine aynı insanlar sorgular.
Başka bir dünyada yaşıyormuşçasına ortaya çıkıp ahkam keserler. Tüm bunlar “demokrasi” kuralları içerisinde olup biter.
Demokrasi!
Şu demokrasi o kadar geniş bir kavram ki bizimkiler içine her şeyi sığdırabiliyor.
Sığdırdıkça da hızlarını alamıyorlar.
Bu arada kimileri vardır yatıp kalkar ve seçim dönemlerini bekler. Onlar bu dönemlerde yollarını bulurlar.
Ne de olsa o dönemlerde her şey memleketin yüce çıkarları için yapılıyor.
Ne diyebiliriz ki?
***
Toplumlar söylenen güzel sözlerle değil, yapılan kalıcı işlerle gelecekte var olabilirler.
“Lafla peynir gemisinin yürüyemeyeceği” sözü boşuna söylenmemiştir.
Bu sözlerin altında çok büyük anlamlar saklıdır.
Ama bizde gemiler lafla idare edilmeye, iş yapmadan günler kurtarılmaya çalışılıyor.
Sapla saman da birbirinden bu nedenle bir türlü ayrılamıyor. Günün sonunda Kuzey Kıbrıs sorunlardan kurtulamıyor.
Sorunlardan kurtulabilmek, onları doğru tanımlayıp çözümler üretmekten geçer.
Ama bizde işler böyle olmadığından sorunlar da çözümlenemiyor.
Belki de sorunu yaratanlardan sorunları çözmesini beklediğimizden olacak ki bir türlü bunlardan kendimizi kurtaramadık.
Son günlerde aklıma şu meşhur “Propaganda” filmi takıldı.
Kemal Sunal ve Metin Alasya’nın rol aldığı Propaganda filmi…
İki dost ailenin birden bire nasıl düşman olmak zorunda kaldığının anlatıldığı film.
Bir anda araya çekilen tel örgülerle birlikte işlerin nasıl değiştiğini anımsadım.
Ve gelen “yasaklarla” birlikte hayatların nasıl değiştiğini…
Çocukluk arkadaşlarının nasıl düşman olmak zorunda bırakıldığını… Aslında birçok şey insanlara gösterildiği gibi değildir.
Ya da insanların gördüğü gibi.
Bunun için işlerin perde gerisinde ne olup bittiği perdenin önünde olup bitenden daha önemlidir.
Ama çoğunluk nedense görmesi gerekenleri görmek yerine, görmesi istenenleri görebilir.
Bu da birçok sorunu beraberinde getirir.
Bu ancak toplumların gelişmesi, demokrasinin ileriye gitmesi ile aşılabilir.
Ama daha da önemlisi yetişen genç kuşakların sorgulayıcı bir eğitim sistemi ile yetiştirilmesi ile değişim gelebilir.
Çocukların sebep-sonuç ilişkisi kurabilecek, analiz yapabilecek bir eğitim sisteminde yetişmeleri propagandanın etkisini kırabilir. Birilerinin toplumun değerlerinin arkasına saklanarak memleketin yüce çıkarlarını koruma adına yaptıkları, ancak bu şekilde engellenebilir.
Yoksa böyle geldiği gibi gider.
Birileri toplumu istediği gibi yönlendirirken, toplumun geleceğinden çalınmaya devam eder.
Birileri bir şeylerin sahibi olarak ortada dolaşırken, ülkenin gençleri başka diyarlarda gelecek aramak zorunda kalır.
Gelinen aşamada artık “memleketin yüce çıkarına” olan her ne ise bunu yeniden tanımlamakta fayda var artık.
İşlerin bu şekliyle devamı bizi bir yere götürmeyecek.
Artık bir şeyler değişmeye başlamalı.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil