05 Aralık 2016

Sandığa mutlaka gitmeliyiz…

Haber İçi Üst

28 Temmuz seçimlerine sadece 5 gün kaldı… Seçmen, hala daha kime ne için oy vereceği konusunda kararsızlığını sürdürüyor. Ne yazık ki bugüne kadar seçmen, kendi yaşam standartlarına, üzerine bindirilen yüklere, ülkenin ekonomik veya siyasi kurtuluşu için, ideolojisini yansıtan partinin kim olduğuna bakmaksızın, takım tutar gibi, kayıtsız şartsız oy’unu kullanıyor…
Siyasi partilerimiz de, seçmenin bu zafiyetinden faydalanarak, hizmet pazarlamasında vatandaşın bu eğilimine göre hareket etmeye, yapacaklarını değil, seçmenin duymak istediklerini söylemeye gayret ediyorlar. “Oyları alalım ondan sonrası Allah kerim” diyen adayların, takibini yapmak biz seçmenlere düşer. Seçmenler bu noktada, olmayacak vaatleri veren partiler ve liderlerini bir dahaki seçimlere kadar takip etmeli ve bu vaatlerini yerine getirmediklerinde, bir sonraki seçimlerde oy’ları ile cezalandırmalıdırlar. Yani seçmen oto kontrol yapmalı ve seçim sonrası oy’unun arkasında durarak denetimi kendisi sağlamalıdır. “Ben görevimi yaptım, oy’umu verdim, gerisi beni ilgilendirmez” mantığıyla geldiğimiz nokta ortadadır… Halbuki seçmen verdiği oy’un takipçisi olursa, siyasi partiler olmayacak vaatler yaptıklarında veya vaatlerini yerine getirmediklerinde, seçmenin onları cezalandıracağını bileceklerdir. Dolayısı ile partilerin seçim bildirgeleri, gerçeklere dayalı, halkın isteklerini baz alan kapsamda hazırlanması seçmen tarafından sağlanmış olacaktır. Böyle olunca da iktidara gelen siyasiler, vaatlerini yerine getirmek zorunda kalacaklardır…

Her geçen yıl, siyasilere olan güvenin azaldığı bu ortamda,  “oy verecek parti mi var, hepsi aynı” mantığıyla hareket etmek ve sandığı boykot etmek, tepki konulan siyasilerin yeniden seçilebilmesi için onlara verilecek en büyük destek olacak…

Boykotun sonuç üzerindeki reel etkisi nedir, amaçlanan nedir? Ne olacak sen boykot edince? Örneğin seçimleri boykot ettiğimizi ve bu boykot nedeniyle, katılımın yüzde bilmem kaçlarda kaldığını varsayalım. Bu sonuç, seçimlerin veya kazananların iptalini mi gerektirecek? Tabii ki hayır… Sen gitmesen de senin adına bir şeyler değişecek. Hiç olmazsa söz hakkını kaybetme, başkalarına teslim etme. Şunu çok iyi bilmeliyiz ki, sandığa gitmedik diye, sonuç değişmeyecek…
Onun için sık sık tekrarlıyoruz, 28 Temmuz seçimleri, yıllardır eleştirdiğimiz sistemi ve siyasal yapıyı değiştirmek için önümüzdeki en önemli fırsattır. Şikayet etmek, sandığı boykot etmek yerine, her zamankinden daha çok bir heyecanla sandığa gitmeli ve değişim için oyumuzu kullanmalıyız.
Çevrenizde hala, “oy verecek parti mi var” geyiği yapanları ikna ediniz. Oyunuzu çöpe değil, sandığa atınız…     
Karanlıktan korkuyorsanız, aydınlık için çaba sarf etmelisiniz…

YERİN KULAĞI VAR
HERKESİ BAĞRIMIZA BASIYORUZ: Bugünlerde özellikle parti gazetelerinde sıkça görüyoruz, “bilmem hangi köyde vatandaş filanca partiyi bağrına bastı” başlıklarını. İnsanın aklı karışıyor ister istemez. Tüm siyasileri bağrımıza bastığımıza göre, vatandaşın bu isyanı kime? Madem mevcut siyasilerden halk bu kadar memnun, biz 5 gün sonra niye seçim yapıyoruz, anlayan var mi..?
PENALTIYI KİM ÇEKECEK: TBMM Başkanı Cemil Çiçek, “Güney kendi derdiyle uğraşırken KKTC bir penaltı yakaladı, bunu auta, boşa atmaması lazım. Bunun vebali sorumluluğu da siyasetçilerin, yani bizlerin üzerinde” demiş. Bugüne kadar ne penaltıların kaçtığını gördük. Penaltı ille de gol değildir. Önemli olan, gole çevirmek için penaltıyı kimin çekeceğidir…
TÜM PARTİLER AÇIKLASIN: Seçimlere az bir süre kala, en az seçimler kadar, “kim kiminle koalisyon kurar veya kurmaz” sorusu bilinmezliğini hala koruyor. Her ne kadar bazı partiler üstü kapaklı mesajlar verseler de, seçmen partilerin bu konudaki net tavırlarını bilmek ister sanırım. Tüm partilerden ricam, sonuçlar bir koalisyonu işaret ettiğine göre, kimin kiminle ortaklık kuracağını seçmene şimdiden kesin olarak açıklasınlar. Bunu bilmek seçmenlerin en doğal hakkıdır sanırım…
TEK BAŞINA MI, KOALİSYON MU: Halkı koalisyonun kötü bir şey olduğuna inandırmaya çalışanları dinledikçe, tek partili iktidarlarla mukayese yaptım, baktım ki değişen bir şey yok. Aksine koalisyonlar, iktidardaki partilerin icraatta birbirlerini denetlemesi açısından daha da iyi olabilir. Yeter ki, geçmişte yaşadığımız partizanlık yarışlarına sahne olmasınlar. Hani bir sana, bir bana hikayeleri…

ÇAVUŞOĞLU’NUN BAŞARILARI: Nazım Çavuşoğlu bir kanalda kendini överken, UBP Genel Sekreterliği yaptığı dönemdeki büyük başarılarından söz ediyordu. Aslında doğru söylüyor… Eroğlu’nu “ikna edip”, yeniden partinin başına döndürmek az başarı değildi…

YAZIKLAR OLSUN: Kamu’nun halleri en çok yazdığım konudur. Son dönemde yandaş kontenjanından doldurulanlarla kalite iyiden yerlerde sürünüyor. Dün yazdığımız, 2012 doğumlu bebeğe seçmen kartı gönderilmesi olayı, birçok gazetede de vardı. Şimdi bebeğin 1012 doğumlu olarak kaydedildiğini de öğrenmiş olduk. Mağusa Nüfus Dairesi, İlçe Seçim Kurulu, Kaymakamlığı, artık hangi Daire’nin dahili varsa, hepsinin birden fazla konuda açıklama yapması şart oldu…

EN VERİMLİ YILLAR: KKTC’deki seçmen sayısı her yıl belli artışlarla 75 binlerden başlayarak bugün 173 bin sınırına dayanmıştır. Doğal olarak seçme yaşına gelenler, vatandaş yapılanlarla yaşanan artışlar arasında en dikkat çekici period, 1998-2003 yılları arasında oldu. 1998 yılında 122574 olan seçmen sayısı, 2003 yılında %3’lük bir artışla 141596’ya çıkmış. Yani toplum olarak en bereketli yıllarımız 98-2003 dönemi olmuş…   

ZİRVEDEKİLER
Mehmet Saydam: “40 yıldır sahnede olan tüm Siyasi Partiler 1 oy için bugüne kadar neler yapmadı ki… Arazi dağıttılar, haksız vatandaşlıklar verdiler, hileli ihaleler yaptılar, makam verdiler, istihdam yaptılar, kavga ettiler… Saymakla bitmez 1 oy için yaptıkları bu siyasilerin… Siyasi Partilerden farklı olmak isteyen var ise, çıksın ve “Neleri Yapacağını” değil, “Neleri YAPAMAYACAĞINI” anlatsın bu halka… Bu daha gerçekçi olur…”

DİPTEKİLER
Ersin Tatar: Kanal T’nin sahibi de olan UP Lefkoşa milletvekili adayı Ersin Tatar, bu avantajını çok iyi kullanıyor. Her akşam bir bahane ile kendi kanalında, kendi reklamını yapan Tatar, tartışma, spor, yemek, hiçbir programı kaçırmıyor. Önceki akşam spor programına katılıp yine kendi reklamını yaptı. Yani çekinmese, magazin programlarına bile çıkıp reklamını yapmak isteyecek. Bu davranışı, bırakın etik olmayı, diğer aday arkadaşlarına karşı büyük bir ayıp…  YYK’nın tarafsızlık kuralına da ters.,

 

Engelli kızı için kendisine, yıllar önce bir doktorun, “bu gibi çocukları iğne yaparak öldürmek gerekir” dendiğini anlatan Fatma Acerman, yaşlandığını, eşinin de kızlarına bakamayacağını belirterek, “Bana bir şey olursa Çiğdem’e kim bakacak?” diye sordu

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam