09 Aralık 2016

Rumların, Türkiye ile direk görüşme isteklerinin yarattığı önseziler…

Haber İçi Üst

Bu hafta seçimlerimiz yapılıyor. Seçim heyecanı biter bitmez bu kez de “hükümet kim olacak”, “bakan kim olacak” tartışmaları başlayacak. Ardından müsteşarlar ve müdürlerin tayini ile ilgili dedikoduları olacaktır. Olacaktır diyorum çünkü yıllardır süreç hep böyle çalışmıştır. İnsanımız ne kadar ilgisiz görünse de yöneticilerinin kimler olacağı hakkında konuşmayı, tahmin yürütmeyi, hatta kendini onlara yakın göstererek hava atmayı sever. Bu nedenledir ki yaşayacaklarımızın çok farklı olacağını hiç düşünmüyorum.
Bu süreç tahminim bir ayı az geçen bir zaman alacaktır. Sonra tekrar sorunlarımızla yüzleşeceğiz. Esas konularımızı konuşacağız. Ekonomik sıkıntılar ve işsizlik, eğitim ve sağlık sistemindeki aksamalar, vatandaşlık konuları, kriminal olayların artışı vs gibi konular tekrar ön plana çıkacaktır.
Ama sanırım bunları bastıracak olan esas ana konu da tekrar alevlenecektir.

Kıbrıs sorunu
Aslında son dönemde bizim UBP Kurultayı ile başlayan ardından LTB ve şimdi de genel seçimlerle devam eden süreçte kendi içimize kapanmamız, Rumların da yaşadıkları ekonomik kriz, karşılıklı olarak esas temelden uzaklaşmamıza neden oldu. Çözümü unuttuk. Ama gerek ada etrafında ki ekonomik gelişmeler, gerek ada içindeki devinimler çözümün gerekliliğini bize tekrar anımsatacaktır.
Siz bakmayın son zamanlarda ki “bütünlük mü olsun parçalı mı?” tartışmalarına, bu işin peşrev kısmı. Esas güreş ise seçimden sonra…

Güney’in arzusu: Türkiye ile direk görüşmek
Bu kez çözüm olabilir mi? Büyük aktörler isterse bal gibi olur. Hatta bunun olması için Kuzey Kıbrıs tarafı masadan çektirilip, sorunun direk Güney Kıbrıs ile Türkiye tarafından müzakere edilmesi sağlanabilir. Güney Kıbrıs’taki komşularımızın en büyük arzularından biri gerçekleştirilmiş gibi olacaksa da, aslında söylem ve tavırlarıyla Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin de buna zemin hazırladığı unutulmamalıdır. Son bir yıldır Kuzey Kıbrıs hakkında yerli hükümetten önce ve daha fazla fikir beyan ederek, adeta KKTC’deki yönetimin Türkiye’nin bir alt yönetimi olduğunu tescillemişlerdir.
Bazılarımız bunu kabullenmezse de, son bir yılda Sayın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın, Dışişleri Bakanı’nın ve aynı zamanda Avrupa Birliği Bakanı da olan, başmüzakerecisinin söylemlerini tekrar incelersek, kaçarı olmayacağını fark ederiz…
Bizim için, temsiliyetimizin TC yetkililerince yapılması fark eder mi? Bu soruya sağlıklı yanıt vermek mümkün mü? İlk bakışta bu ihtimal canımızı sıkabilir. Hatta kızabiliriz. Kalmışsa onurumuz kırılabilir. Böyle bir şey gündeme geldiğinde, radyo televizyon konuşmalarında, gazete sütunlarında, Türkiye’nin kendi çıkarlarını koruyacağı, Kıbrıs Türk toplumunu yer yer göz ardı edeceği söylenecek, yazılacaktır. İnsanımız belki de bu gelişmelere tepki koymaya davet edilecektir.
Sonunda çözüm olacaksa bütün bunların önemi var mı?
Üstelik diğer güçlü aktörlerde böyle bir gelişmeyi destekleyerek, özellikle Rumların son zamanlarda giriştikleri görüşmelerin düzeyini düşürme gayretini boşa çıkarabilirler.
Bir başka soru daha var. “Bütün bunlar olacaksa biz bu seçimleri neden yapıyoruz?..” Söyledim ya. Bir sürü tali sorunumuz var. Daha da önemlisi çözüm sonrası na hazır olma gereği var. Seçilenlerin görevi de her halde bu olur artık.
Çok mu ütopik oldu yazdıklarım? Olabilir. Ama unutmamalıyız ki biz, bu ülkede bu sıfatla anılan birçok olayında gerçek olduğuna şahit olmuş bir neslin temsilcileriyiz. 

Anlayamadıklarım
Galiba bana geliyorlar. Her şey onun temsiliyetinin iptali ile başladı. Önce Karpaz’ın en güzel sahilleri petrolle kirlendi, sonra güzelim ormanlar yandı, kül oldu. Komplo teorisi mi deyim buna paranoya mı, bu defada bunu anlamadım…

Ve Şiir:

Kıbrıs’a Benziyorum…

Yalnızlığım tıpkı Karpaz misali, sessiz ve hüzünlü…
Berrak denizinde çalkalanır, bitmeyen kaygılarım…
Mağusa kadar coşkundur, geçmişteki yaşantılarım…
Kale içinde yok olmuş, tek tek, yaşanmış anılarım…

Kapalı Maraş kadar küskünüm, o eski dostlarıma…
Yasak bölgede kaldı, harcanmış çocukluklarım…
Yüreğim Mesarya ovasında yandı, arada kalmışım…
Sanki gözümde tutuyor, Lefkoşa’da yaşadıklarım…

Girne Dağları’nda gecen, upuzun askerlik yıllarım
Hem de sokaklarında kaybolduğum, daracık yolların,
Limanında gezinip, aklımca hayaller kurduğum,
Son düşüm de kayboldu, yok oldu hep hatıralarım
 
Mustafa M. Borataç

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil