08 Aralık 2016

Ronaldo, Irina ve “stress free”

Haber İçi Üst

Bizden önceki nesiller ve bizim nesil ‘stres’ kelimesinin anlamını bilmeden yaşadı o ‘baskı’ sürecini. Sonraları adı kondu o meşhur sıkıntılı durumun; “Stres” dediler ve artık onu sadece yaşamıyorduk, sürekli olarak dillendiriyorduk da. “Çağımızdaki hastalıkların birçoğunun kaynağında stres vardır” derler  tıp bilimci arkadaşlar ya, hem biliriz, hem de hissederiz. Hatta doktora muayene için gittiğinizde ve sonrasında genellikle “çok stres yapma” derler ya, biz de bi’çâre bi’şekilde “tamam” deriz ama biz de inanmayız. “Ma nedir ki yapan!(?)” veya “Ne’yapıyorsun!(?)” diye birini uyardığınızda veya sorguladığınızda; “Aha stres atarım” der genellikle. İnanmayın, zira stres atılamayan bir süreçtir. Onu yönetebilir miyiz? Elbette. Bu durum her zaman ve her yerde devam eder. Spora ilişkin psikoloji bilimciler bu durum için “azı karar, çoğu zarar” derler ama bi’türlü bu ince ayarı tutturamayız. Hani şu Kızılderili Atasözü var ya; “İşler zorlaşınca, zor insanlar işe başlar” diye. İşte bur’daki zor insanlara da sporcular cuk oturur. E hâl böyle olunca da; ‘rakibin avantajları, seyirci baskısı, mağlup olma kaygısı, sakatlık korkusu, medya baskısı veya maddi kayıplarla’ ilgili endişeler sporcuyu zaten en baştan itibaren baskı altına alıyor.  fiziksel tükenme yanında, zihinsel, duygusal ve sosyal tükenmeyi de yaşamaya başlıyorlar. Her sporcunun stres faktörleri farklıdır. Gerçi bazı olumsuz durumlar ortak olsa da her probleme “stres” demek doğru değildir. Örneğin yolda trafik sorununu sıkça yaşıyoruz ve boşu boşuna stresi bedenimize alıyoruz. “Boşu boşuna” dedik çünkü ‘bizim değiştiremeyeceğimiz’ durumlarda stresi ha’bire bedene alıyoruz. O stres faktörünü biz düzeltemezsek, onun vereceği baskıyı teğet geçelim. Haa, çözüm bizim elimizdeyse onu da yönetelim. Örneğin sıcak ve soğuk havaları biz değiştiremeyiz Allah’tan ama o stresöre çare bulabiliriz “30 derece ayağıma veya 18 derece başıma” diyerek. Her zaman bi’klima gibi istenilen sportif performansı ortaya koyabilir miyiz? Asla. Dolayısıyla teknik adamlar sporcularının performaslarıyla ilgili herhangi bir standart aramasınlar artık. Kasımpaşa(!)’lı sporcular hariç, performans çoğunlukla sporcunun ne hissettiği ve ne istediği ile doğru orantılıdır. Sporcu kendini o gün veya o an iyi hissediyorsa iyi, kötü hissediyorsa kötü performans ortaya koyacaktır bildik. Onu bi’şeylere zorlayalım mı? Asla. Mâlum, “zorla da güzellik olmuyor” der atalarımız veya birilerinin ataları! İşte bur’da devreye bizim bi’türlü destek almadığımız mental antrenörler (mentörler) devreye girer. Kazanmak ner’de başlar? Tabii ki beyinde başlar. Bu zihinsel krtiteri kim dürtecektir? Tabii ki spor psikologları, mentörler veya mental antrenör denilen uzman psikoloji bilimciler. Sporcular mesleki yaşamları boyunca sürekli olarak duygusal çöküntülere de maruz kalırlar. Hatta bazıları üzerinde “stress free (stressiz)” yazan tişörtlerle antrenmana gelirler ama içindeki beden patlamaya hazır bomba gibidir, tıpkı yaşayan efsane Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro gibi. Ronaldo’nun manken sevgilisi Irina Shayk bir röportajda; “Sevgilim Ronaldo ‘stres-free’ yazan tişörtüyle yatağa girdiği gecelerin sabahında, güneşin ilk ışıklarıyla kendimi kapı dışına zor atıyorum” demişti. Kıssadan hisse stres faktörü total performansı derinden etkiler. Yukarıda “azı karar, çoğu zarar” dedik ya, Irina yengemiz de artık idare etsin zira hamama giren terlermiş! Kendi kaşındı, ‘tecavüz kaçınılmazsa, zevk almaya baksın’ Rus mankencik de. Ona da mı maraz a dostlar! Spordan hayatını kazanan profesyoneller “her ne pahasına olursa olsun kazanmalıyım” derken bazı temel korkular altında kalırlar. “Kaybedersem yanarım” merkezinde; başarısızlık, yetersizlik, kontrolü kaybetme ve sakatlık korkusu altında debelenen sporculara “stresle başedebilme stratejileri”ne ilişkin tavsiyelerimiz aynen şöyle; “Unutma, kaybettiğinde değil, pes ettiğinde kaybedersin… Olabilir, her yenilginin bir telâfisi mutlaka vardır, kovalamaya devam et… “Kaybedersem yanarım”ı bırak artık… Her zaman hakkını ver… Gerçekçi hedefler koy… Seni geliştiren inançlarını dizginleme, onlara yol ver… Çevrenle çatıma, onlarla uzlaş… İç barışına önem ver… Stres yönetimine ilişkin nefes alma tekniklerini öğren ve uygula… İnandığın uzman bir psikologla rutin görüşmeler yap… Olumlu düşünmeyi alışkanlık hale getir… Her zaman alternatif planlar hazırla… Mağlubiyeti de sindir, kazanmayı da… Aşırı bağımlılıktan kaçın ki bağımsızlık karakterin olsun… Kendine iyi bak. Hayatının geri kalan kısmını kendinle yaşayacaksın, tıpkı Ronaldo ve Irinacık gibi”. Sonuç mu? Bir hayat da yeter, “bir HAVADİS de”. Ey değerli okuyucum; Elindeki gazete 4 yıl önce doğmuştu, emekledi ve şimdi de artık koşuyor sayende. Yakında da uçacak. Katkın için şahsen çok teşekkür ederim. Nice nice yıl dönümlerine. Hep birlikte…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil