03 Aralık 2016

Reklamlar

Haber İçi Üst

Reklam na’par? Tüketimi arttırır. E tüketim artınca n’olur? Üretim artar. Ya sonrası? Tabii ki işsizlik azalır ve daha çok ailenin evine ekmek girer. E hade gelin öyleyse biraz da reklam sektörüne dalalım! Gerçek olay(mış); İş insanının biri ‘kedi maması’ üretmeye karar vermiş. Bu yolda da hiçbir masraftan kaçınmamış. Öyle bir albenili ambalaj yapmışlar ki sanırsın mama değil, 24 ince ayar altın var içerisinde. Hatta ve hatta insanın ziyâfet çekesi geliyor cinsten bir ambalaj yapılmış. Üretim sonrası pazarlama amaçlı bölgenin en ünlü reklam şirketiyle anlaşmış bizim patron. Tüm ülke çapında ha bire har har reklamlarla donatılmış tüm hedef kitle. Milletin dükkâna ayağı alışsın diye de rakiplere oranla çok ucuz fiyatla piyasaya sürülmüş. İlk haftanın satış rakamlarına bakılmış ve anlaşılmış ki millet ürünü uçurmuş. Ya ikinci hafta n’olmuş? Bizim kedicikler için üretilen mamacığın satışı yerlerde miyav miyav. “Ma n’olduk be amma. Bre aman, bre zaman” cinsinden hayıflanan patron, beyaz gömlekli müdürlerini derhâl toplantıya çağırmış. E yalaka müdürlerde bahane çook! Kimisi “ambalajın şeklini değiştirelim”, kimisi “ambalajın rengini değiştirelim”, kimisi “daha çok reklam yapalım”, kimisi “market işi yapanlara daha çok avanta komisyon indirelim”, kimisi ise “malı daha da ucuzlatalım” demiş abuk çözüm önerileri baabında. Patron söylenenleri dinlemiş ve elindeki purosuyla karşıda oturan ürkek stajere bakarak; “Ya sen? Sen ne diyorsun kızım?” diye beklenmedik kontra bi’soru sormuş. Kızcık da ürkek bi’şekilde; “Kedi mamayı sevmedi efendim” demiş. İşte, ‘kral çıplak’ modundaki  reklam ötesi ürün pazarı böyle bi’şey! Ya amatör sporumuzdaki kedinin mamayı sevmeme durumları ne? 5 TV kanalı, 13 gazete, 3 radyoda sporumuz an ve an pazarlanmaya çalışılmıyor mu? Basın emekçisi dostlar ha bire flaş haberler geçiyorlar mı? E hâl böyleyken maç anlatımlarına ve yorumlarımıza baksan sanırsınız ki El Clasico’yu konuşuyoruz. Tüm arkadaşlar elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar ama yine de kedi mamayı bi’türlü sevemedi. Sporumuzun olmayan marka değerinin temelinde ne var? Amatör ve de sürdürülemeyen bir yapı var bildik. Hâl böyle olunca da vatandaş müsabakalara iştirak etmiyor. Sonuç mu? Sporumuz da, çöp torbaları gibi saldım mevlam çayıra hadeee. E hade zapping de. Nere mi? Tabii ki şiddete, yalana, gösterişe, sahtekarlığa, kumara veya kârhaneye. Neyse “kısa bir reklam arası” dediler, takriben 50 sene geriye gittik. Devam…  

Ava mı, maça mı?

Laf aramızda Selda yıllardır her soruma, soruyla karşılık vermeyi alışkanlık haline getirmiş. Örneğin “Anahtarlarım ner’de?” diye sorduğumda, “ner’de olabilir?” veya eve geldiğimde “büyük oğlan ner’de?” diye sorduğumda da “sence nere gitti?”yi yapıştırmayı ihmâl etmez. Bendeniz de içimden veya bazen yüksek sesle “le havle” durumlarına geçerim klasik. İşte, bu tip soruya karşılık soru cinslerini sosyal çevremizde de yaşıyoruz. Örneğin çeyrek asırdır hemen hemen her TV programında müsabakalarmızdaki ‘seyirci azlığı’ dile getirilir, köşelerde kaleme alınır ve radyolarda sürekli olarak ‘dilimde tüy bitti’ cinsinden dillere ağda yapılır. İlgili sorun her gündeme geldiğinde bendeniz de “seyirci müsabakalara neden gelsin ki?” diye sorarım soruya kontra soru ile. E hade gene gene sorayım; “Neden gelsin?”. Bi’defa ‘seyirci’ başka, ‘taraftar’ başka. Taraftar sürekli olarak takımına maddi ve manevi destek sağlar. Seyirci ise bu konuda kendini kasmaz. Boş vakit buldu mu, maçlara ara sıra takılır. Geçen yılın şampiyonu Çetinkaya’nın gece maçından çıktık ve oradan da doğru Dereboyu’na kahveye. Bir baktık ki sanırsın Mecidiyeköy. Her tarafta sarı kırmızı formalı gençler. E hemen çaktık dalgayı; Çetinkaya’nın renkleri değil, Galatasaray’ın renkleri hâkimdi sokağa. O hengâme içerisinde Kuzey Kıbrıs’ta yaşayanların neden maça gitmediklerini düşündüm ve yine hemen ‘soruya karşılık soru durumları’ klasik. E neden gitsinler? Düşünün evden çıktınız ve stat alanına geldiniz. Arabanızı park edebileceğiniz temiz ve güvenli bir alan var mı? Yok. E hade arabanız yok. İlgili stat güzergâhında toplu taşımacılık servisi veren birileri var mı? O da yok. Neyse, genelde performansın en alt düzeyde olduğu ve özellikle yıldız futbolcu eksikliğinin olduğu 3 kuruşluk maça 20 TL verir misiniz? O da yok. E hade parayı verdiniz ve stada girdiniz. Güvenlik kameralarının olmadığı ve çekirdeklerle kirletilmiş, üzerine de kabuklu fıstık döşenmiş konfordan uzak soğuk betonda oturma vakti esnasında temiz bir wc, sıcak bir kahve veya eğer kış aylarında isek yukarıdan ısıtıcılı durumlar var mı? E o da yok ‘fantastic ve de bombastic’. Düzgün bir zeminde oynayan ve futbolu şölene çeviren yetenekler de yok. Tuttuğu takımın varsa kaliteli formasını bulacağı bir yer de yok. Müzik ve diğer eğlenceli atraksiyonları çoktan geçtik, baba maçtayken eşinin ve çocuklarının takılacağı güvenli bi’mekânda yok! Ne mi var? Doğada nesli tükenmeye yüz tutmuş ‘iki tane bitli keklik, bir tane de uyuz tavşan’ var. Maçı kim takar. Hadi ava, “avvvvvvv” denmeden inşallah! Haa, avcı doğayı korur(muş). Geçiniz…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam