03 Aralık 2016

RAİF DENKTAŞ İKİNCİ KEZ ÖLDÜ

Haber İçi Üst

Faiz, mazbata, mahkeme, hapis, cinnet, intihar, dehşet, acı…
Nasıl ve ne zaman girdi hayatımıza bu sözler? Sahi biz ne zaman tanıştık bunlarla? “Biz büyürken kirlendi dünya” diyen şarkıları avaz avaza söylediğimiz için mi bu olanlar? Sokaklarında, ovalarında ayaklarım tutuluncaya kadar özgürce dolaşabildiğim Kıbrıs’ımın maviliğine ne zaman bulaştı bu karalar? Bu sisler ne zaman düştü bizim üzerimize? Harnıpları dişleyerek, taze nohutları yiyerek büyüdük biz, ovalardan alçalıkların olgunlaşmasını bekleyerek. Lalelerin kökünü koparmaya kıyamayan çocuklar, biz ne zaman büyüdük de öğrendik bu kelimeleri hayatlarımızda. Sonra nasıl oluyor da sadece birer kelime değil de yaşamın kendisi oldular buralarda? Etrafımızda o güzel ve temiz insanların ne zaman girdi bu hesaplaşmalar yaşamlarına? Ne zamandan beridir mafyalar kendi yasalarını yazmaya başladı Kıbrıs’ta? Çekler, senetler, borçlar ne zaman yaşamlarımızı rehin aldı da taze söğüt dallarının boyunları kırıldı bu baharda? O güzel insanlar ne zaman o atlara binip gittiler? Sözlerin senet, isimlerin kefil olduğu, herkesin herkesi bildiği, babalarımızın güvenli kucağını ne zaman değiştirdik biz mafya düzeni ile?
Faiz, mazbata, mahkeme, hapis, cinnet, intihar, dehşet, acı…
Ne zaman olağan karşılanmaya başladı buralarda intiharlar, cinayetler, söyleyin? Mahalledeki harnıp ağacına yıldırım düşüp de ortadan ikiye ayrıldığı gün mü yoksa? Yoksa ovaların çöp artıkları ile doldurulduğu, inşaatlar için toprak alınıp dokusunun bozulduğu, lalelerimizin kökünün kuruduğu zaman mı oldu bu olanlar? Çocukların sokaklardan, topraktan koptuğu, çocuk tacizcilerinin, tecavüzcülerinin ortalarda kol gezdiği Kıbrıs artık yeni bir fotoğraf sunuyordu önümüze. Çıkar ve torpil düzeninin yarattığı ilişkiler, nitelikli insanların aktif siyasette rol almaması veya iktidarda olanların çoğunun bu yalaka düzenin birer parçası olması, adalet yerine sokaklarda gizli bir düzeneğin olması mıydı bu değişime etken? Kaç madde, kaç tespit yapılabilirdi, yaza yaza bitirilemeyen?
Kıbrıs’ta hayran olduğum birkaç insandan birinin, yani Raif Denktaş’ın oğlunun ölüm haberi günlerdir her insanı olduğu gibi beni de derinden sarstı. İnsan ne yandan baksa acının büyüklüğü karşısında dehşete düşüyor. Her şeyden önce Can Denktaş’ın intiharı Kıbrıs’ın bu günkü dehşet görüntüsünün bir aynasıydı. Tutunmaya çalışıp da tutunamayan bu toprağın insanının bir örneğiydi sadece Can. Devleşip de baş edemediği sorunların ardından geride tüm sevenlerini bırakıp yaşamdan vazgeçmek isteyen herhangi biri. Bu ülkede faizi, mazbatası faizi onu ve onun gibi çaresiz duruma düşen insanları bu dev çark içine alıyordu. Bu olay Kıbrıs’ın en son fotoğrafıydı. Bu ülkenin sosyo-ekonomik durumunun en çarpıcı sonuçlarındandı. Ülkedeki borçlanma şartları insanları uçurumun dibine sürüklüyor. Her olayda koşup da ellerine sarıldığımız, gözlerine girmeye çalıştığımız vekillerimiz ise mecliste bu konu ile ilgili net bir adım atamıyor. Herkesin beklediği faiz düzenleme yasa tasarısı ise hala bir arpa boyu yol alamadı, daha komite aşmasında. Seçtiğimiz insanlar mecliste nasıl çalışıyorlar ortada. Ülkenin en tanınmış ve tarihe mal olmuş ailesinin çocuğu ise babasının mezarının başında kendini vuruyor.
Ülkeyi bu hale sokan, tertemiz insanımızı ölüme sürükleyen bu dev çark artık insanları yutuyor. Bu toplumsal bir kanserdir. Hücrelerimizi her gün ele geçiren bir hastalık haline geldi ekonomik bunalımların yarattığı sonuçlar.
Bu yaşanan olaylar münferit değildir. Bu yaşanan olaylar bireysel değildir. Bunlar artık toplumun aynasıdır. Gitar çalan, beste yapan, donanımlı, hayalleri olan genç bir adam en önemlisi çocuğunu geride bırakarak, bu pis düzenin çarklarına yenik düşmüştür. Günlerdir babasının mezarının başında kendini vuran Can, babasının şarkıları, sevdikleri, Ender Denktaş’ın yazdıkları ile karmakarış durumdayım. Kendisi küçük yaşta babasız kalan birisi aynı yaşlarda çocuğunu babasız bırakarak gidiyordu. Çaresizliğin büyüklüğünü, derinliğini insan bu noktada kavrayabiliyor. Bir babanın büyük hatırasına sığınır gibi, çocukluğunda yolunu kaybettiğinde, hata yaptığında, ne yapacağını bilemediğinde sığınmak ister gibi tıpkı, sarılır gibi kollarına…
Kimse kusura bakmasın “intihar çözüm değil” diyen kalıp cümlelerden öteye bu hayatlara neden olacak şartlar için bir şeyler yapılmalıdır. Yağma düzeninin yarattığı bir düzenekte bir günde zengin olabilen, bir gecede dibe batabilen insanların ülkesi artık burası. Halkı temsil edip de “işi”nin olması için yasaya, tüzüğe, hak, adalete değil de abi, amca, vekil önünde esas duruşa geçenler, ceket ilikleyenler.  Eğitim aldığı halde eğitilemeyen bir gençliğin oylarının iş bulma kaygısı ile heba olması. Hepimiz bu olanların birer sorumlusuyuz.
Raif Denktaş, biz büyürken kirlenen dünyanın en güzel ismiydi. İşte o insanın çocuğunu barındırmayan bu ülke kendi çocuklarının geleceği için kim bilir daha neler hazırlamaktadır? Raif Denktaş’ı savundukları, karşı durdukları ile mezara götüren o yapı bu kez oğlunu yutmuştur. Raif’i mezarında rahat uyutmadık. Adına törenler yapsak ne fark edecek? İkinci kez öldürdük Raif’i. Bu kez bu düzen onu Can’ından kopardı, onu Can evinden vurdu…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam