11 Aralık 2016

PUTA TAPANLARIN SİLGİSİ…

Haber İçi Üst

Rahmetli annem, “Bizim için değil bu yağmurlar” derdi.
Mayısın bitimiyle birlikte kavrulmaya başlayan bu topraklarda yaşayan her türlü canlının yaşam sigortası bugünlerde yağan yağmurlardır.
Ta ekimin serin rüzgarlarına ve ilk damlalarına kadar.
Kıbrıslı yazın kabus gibi sıcaklarını klimalı ortamlarda atlatmasını bildi de bir türlü kentleşmenin sırrını çözemedi hala.
Doğadaki her türlü canlı için yaz kabusunda hayatta kalma fırsatı olan bu yağmurlar, kent diye inşa ettiğimiz köylerde hayatı bize zindana çevirdi.
En fazla yarım saat yağıyor.
Ertesinde ne caddeler kalıyor ne de evler.
Televizyonların birinci haberleri, gazetelerin baş sayfaları aslında henüz kentli olamadığımızı anlatıyor bize.
“Keşke köyde kalsaydık da yağan her damladan mutlu olsaydık” diyesi geliyor insanın.
Fakat Araf’tayız.
Ne köyümüze geri dönebiliyoruz artık ne de kentli gibi yaşayabiliyoruz.

      ***

Uzun zaman önceydi.
İndianapolis’te enteresan bir bölgeyi ziyaret etmiştik.
Amerikalıların polis müdüründen (şerif) savcıya kadar aslında devletin sarsılmaz ve değiştirilmez memurlarını seçimle göreve getirdiklerini biliyorduk da mahkeme yargıçlarını, okul müdürlerini, hastane başhekimlerini seçtiklerini bilmiyorduk.
Sandıktan yeni çıkan ve az bir oy farkıyla seçilen okul müdürüyle sohbetimizde kadının ne kadar gergin olduğunu görecek ve şaşıracaktık.
Seçime girmiş ve ailelerden oy istemiş olması değildi onu geren sadece.
Devletin kontrolünde olan okulun bütün mali tablosu onun sırtınaydı ve aileler daha çok hizmet bekliyorlardı.
İlginçtir, öğretmenlerin örgütlü olduğu sendika da okulun bir çeşit ortakları arasındaydı.
Eğitimin gerektiği gibi yapılması çalışmalarında sendikanın hayati söz hakkı vardı. Daha ötesi öğretmen alımlarını ve atamalarını sendika yapıyordu.
Sonrası Finlandiya’da da benzeri bir sistemin olduğunu öğrenecektim.
Onlarınki doğrudan demokrasinin yani her yönetim noktasını halk iradesiyle belirleme ve kolektif idareciliğin bir denemesiydi.
Üstelik yolunda giden bir deneme.
Önce kentli olmayı becerdiler, sonra keyifle yaşayacakları şehirler kurdular ve nihayetinde insanın aslına geri dönmeye çalışıyorlar.
Yani on binlerce yıl önce uygulanan doğrudan demokrasiye.

      ***

“Bizim için olmayan” iki damla yağmurun ardından küfrediyoruz.
Bizim için inşa edilmeyen şehirlerde yaşam azabı çekiyoruz.
Bize hizmet etmeyen devleti yok sayıyoruz.
Ne işleri gidebiliyoruz ne de geri.
Mehmet Yaşın’ın dizesindeki gibi “ne miladiyiz ne hicri…”
“Puta tapanların silgisi olmuşuz…” sildikçe siliniyor bu topraklara kazıdığımız her şey.
Kuşun kurdun, börtü böceğin kurtarıcısı olan yağmurun ilahi dokunuşu bile temizlemiyor kararan ruhlarımızı.
Araf’ta öylece dolanıp duruyoruz sadece…

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil