05 Aralık 2016

Partiler merkez çekim güçlerini yitirdi, yitiriyor

Haber İçi Üst

Oy potansiyeli yüksek üç büyük partimizden bahsediyorum. Bunların ideolojileri, bizim refahımızı artıracak politik felsefeleri belli değil. Bunlar parti “taraf” olmaktan çıktı, birbirlerine benzediler. Bunun nedenleri çoğuldur. Hedefleri ülkede yaşayan insanların, hatta tüm canlıların, yaşam kalitesini yükseltmek olması gereğini ıskaladılar, hedef olarak yöneticilerinin menfaati için uğraş içinde görüntüsü verdiler. Yaldızlı, laf kalabalığı manifestolarını (icraat programlarını) uygulamada gerekli çabayı göstermediler, hatta imzaları hilafına tam tersini yapan da oldu. Oy avcılığında kuyruk icat edip, refahı elde etme yöntemindeki iddialarını bulandırdılar. CTP bir Birleşik Güçler icat etti. Şimdi soruyorum, CTP sosyalist bir parti mi? Kapitalist mi, liberal mi, komonist mi, nedir? Bulanık su. DP zamanında neden UBP’den koptu da şimdi aynisi olduğunu iddia eder? O da Ulusal Güçler kuyruğunu ekleyip UBP’nin “fotokopisi” oldu. Demek ki geçmişte ayrılma sebebi, şimdilerde de birleşme düşüncesinde halkın refahı gerilerde, partiye kim hakim olacak düşüncesi önde. UBP desen ne olduğu hiç belli değil; Vahşi kapitalist mi, (geçmişte devletçi idi), liberal mi, nedir? UBP’nin uzun hükümet döneminde, aşırı sağcı, aşırı solcu, sosyal demokrat bakanları ile bizzat kendim mesai yaptım. Nedir be bu? Diye birçok kez kendi kendime sordum. Bulabildiğim cevap; Bunlar ve seçmeni hep al gülüm, ver gülüm, kısa gün menfaat şemsiyesi altında birleşen şarklılar.
KKTC seçmeni çok uzun bir zaman bunlara sabır gösterdi. Rum’un bolca ganimeti mi, Hükümetin liyakatsiz iş kapısı oluşu mu, faturayı Türkiye’ye kestiği cihetle mi, yoksa gidişatı erken görebilme özürlü olduğu için mi, bilemiyorum. Ancak bıçak kemiğe dayandığı an partileri bir tarafa bırakarak, beklenmedik bir çoğunlukla şahsi aday bazında oyunu kullandı. Böylece yeni yüzlerin yarıya yakın bir oranda Meclis’e girmesini sağladı. Çünkü bir sarsıntı olmaz ise bu statüko devam edecekti. Hal böyle olunca, bu partilerin merkez gücü, disiplini zayıfladı. Halbuki partilere duyulan güvensizliği algılayan bu üç büyük parti, iyi eğitim almış yeni yüzleri de aday gösterdiler. Seçmene iyi bir görüntü vermeyi yeğlediler. Bunları parti disiplini altında, göstermelik olarak tutabileceklerini sandılar. Yanılacaklarını Sn. Doğuş Derya olayı öncesi parti içi bazı bireysel çıkışların olabileceğini görüp, etkin olabilmeleri için partilerine bağlarını düşünmeyip, yeni yüzlerin gerekirse bir araya gelip belirgin ana problemlerimize çare üretmeleri yönünde kendilerini cesaretlendirmeye çalışırken, ilk bomba prensip sahibi, inancına sahip bu bayanla patladı. Hedefi doğru, cesur, benim tanıdığım 3-4 tane daha var Meclisimizde. Belki çok daha fazla, ancak ben tanıdığımı sandıklarım hakkında konuşabilirim. Yakın gelecekte mecliste beklediğim sarsıntılar, uzunca devam eden kötü sürecin, statükonun çatırdaması sesi olarak algılayıp ben bu olayları olumlu olarak sayacağım. Merkez gücünü zayıflatmış, bulanık partiler, iyi tahsil ve dünya görmüş, prensip sahibi insanlar ile karşılaşınca patlamalar normaldir. Nasıl ki kendisi spor yapmayan birçok kişi, bir spor takımı fanatiği olarak bu boşluğunu doldurursa, bilinç zafiyetlerini bulanık partiler peşinde koşmakla ve partiyi öne çıkarıp Sn. Derya’yı tenkit etmekle o boşluklarını doldurmaya çalışmaktadırlar.
Ben Derya’nın yeminini birkaç kez dikkatle okudum. Şu ilaveler ve ufak bir tadilat ile o metne imzamı kor, içeriğinin uygulanması için ne yapabilirsem yapardım. Bir anlaşma olmadan “Kıbrıs ülkesinde” yerine, KKTC’de veya Kuzey Kıbrıs’ta diyebilirdi. Anlarım, çünkü Derya federal bir çözümde ısrarlı. İlaveten “her bireyin” yerine ben “her canlının, hayvan/insan sınıflaması” gibi değimin olmasını da tercih ederdim. İnsan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağını beyan ediyor. Bundan önce “başta insan can ve alın teri mülk hakkı ile” cümlesi iyi olurdu. Bunlara ve genel hak ve özgürlüklerine ters davranışların tavizsiz cezalandırılması gerektiğini da belirtmesi adaleti tam yerine oturttururdu.
Bu yemine içerik olarak karşı çıkmak kolay değil. Orada güzellikler ve doğrular ifade edilmişti. Sn. Özuslu’nun Sim FM’de sabah programlarındaki analizlerini ve hicivli eleştirilerini çoğu kez zevkle dinlerim. Bir partiye sığınma zafiyeti bu konuda Derya’yı tenkitinde kekelemesi ile ortaya çıktığını maalesef müşahede ettim. İlk defa oldu, anlayışla karşılarım. Birçoğu, bu bayan doğruları söyleyebilir, yine ne zamanı, ne de yeri idi teranesi çalmaya başladı. İrlanda’lı genç bayan Bernadette Devlin Meclis’ten atılacağını bile, bile, ya Meclis Başkanı’nı, ya da Başbakanı Meclis’te tokatlamıştı. Neden? Dünyaya haber oldu, davasını dünyaya tanıttı. O kadar sene geçti, ben hala daha ismini, yüzünü, davasını hatırlarım. Muhataplarını hep unuttum. Zana’yı da Merve’yi da, davalarını da hep hatırlarım.
Aldırma Doğuş, görüşün ve fikirlerin ve de tavrın tam arzuladığın gibi oldu, benliklere kazındı. Seni acımasız tenkit edenler dahi, tuzağına düşüp günlerce seni tartıştılar, hala tartışıyorlar. Gerisi safsata.
Ümit edeyim ki yeni yüzler arasında senin gibi, beğensek de beğenmesek de, prensiplerine sadık daha birçok cesur yeni yüz çıksın. Bu ülkede statüko ancak böyle yıkılacak. İnşallah bu bir başlangıç olur.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam